Bizden Haberler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Bizden Haberler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Ankara'da 3 yıl

Category: , , ,

Bugün çalıştığım kurum Nokta' nın Ankara ofisinde son mesai günüm. Profesyonel olarak Ankara'da geçirdiğim 3 yıl içerisinde neredeyse her hafta İstanbul'a giderek müşterilerimizle bir araya geldim ve Ankara'da konumlanmanın yaratabileceği dezavantajlara rağmen müşterilerimize bu dezavantajın ortaya çıkartabileceği hiç bir olumsuzluğu hissettirmemeye gayret ettim. Nokta' nın bu konuda var olan becerisini kişisel olarak pekiştirdiğime inanıyorum.

İstanbul merkezli bir sektör içerisinde Ankara'dan işleri yürütmenin "önemli deneyimler" anlamına geldiğini biliyorum. Ankara'nın bana öğrettiklerini biraz düşünmeye çalıştım ve şunlar aklıma geldi;

  • İşiniz için ihtiyacınız olmayan bilgiden/iletişimden uzak kalıyorsunuz. Bu zorunlu koşul, işinize daha çok konsantre olmanıza imkan sağlıyor.
  • Şirket içi organizasyonun verimliliğine zaman ayırabiliyorsunuz ve bu organizasyonun performansını diğer şirket organizasyonları ile kıyas edebilir halde oluyorsunuz.
  • İş geliştirme, planlama, strateji ve vizyon-misyon oluşturma gibi işlere daha kaliteli zaman ayırabiliyorsunuz. Çalışanların belirlenen stratejiye bağlılığını artırabilmek için gerekli ortamı yaratabiliyorsunuz.
  • Kısmen kişisel rekabetten uzak bir ortamda, egonuzdan uzaklaşarak, kendinizi geliştirmeniz gereken alanları tespit edebiliyor ve bu gelişme alanları için kişisel planlama yapabiliyorsunuz.
  • Zihninizi İstanbul'un sosyal-ekonomik şartlarının oluşturduğu olumsuz psikolojiden koruyabiliyorsunuz. Gelecekte atacağınız kişisel ve kurumsal adımlar konusunda dış etkenleri azaltarak düşünme fırsatınız oluyor.
  • Pazara olan mesafenin olumlu bir algıya nasıl dönüştürülebileceğini öğreniyorsunuz.
  • Müşterilerinizle bir araya gelişiniz için iyi hazırlanabiliyor ve birlikte olduğunuz zamanı en verimli şekilde kullanabiliyorsunuz. Çünkü kısıtlı bir zamanınız ve almanız gereken sonuçlarınız var.
  • Sektöre uzaktan bakabiliyor ve hangi konularda avantajlı olunabileceği/fark yaratılabileceği hakkında gözlem yapabilme yeteneğiniz oluşuyor.
  • Kişisel kariyeriniz için ihtiyaç duyduğunuz tüm bilgi ve becerinin kalıcı hale gelme ihtimalini artırıyorsunuz. Bu doğuştan gelen yetenekleriniz dahil her anlamda gelişmenizi mümkün kılıyor.
  • Profesyonel bir iş hayatı için bana sorarsanız öğrenilmesi gereken en önemli şeylerden birisi olan minimum kişisel tatmine rağmen maksimum verimle işinizi yapabilmek adına motivasyon oluşturabilmeyi öğreniyorsunuz.
Hızlıca aklıma gelen bu maddeler dışında da çok sayıda olumlu sonuç çıkartabileceğimi biliyorum. Elbette ki hepsi kişisel deneyimlerimle, kendimin çıkarımlarından ibaret. Bu olumlu sonuçların Ankara'da olmaktan daha çok işe nasıl baktığınızla ilgili olduğu da açık. Ankara koşullarında elde edilebilmesi daha kolay olan bu sonuçların hangi şehirde olursanız olun alınabilmesinin/yaşanabilmesinin mümkün olduğunu bilmem ise en değerli çıktı olarak cebime koyduğum bir kıymet. Bu, sistem kurabilir, yaratabilir olmak ve mevcut sistemleri değiştirebilmek gibi yetkinlikler geliştirmek için oldukça önemli bir değer.

Olumsuz maddeler yazmak isterdim ancak çoğunluğu kişisel alışkanlıklarım, arzularım, sosyal ihtiyaçlarım gibi başlıkların altında konumlandığından burada yazmayı uygun bulmadım. Tüm olumsuzlukları yukarı da yazdığım son olumlu madde içerisinde yer alan olumsuz bir cümlede toplayabilirim aslında. Minimum kişisel tatmin.

Yeniden merhaba İstanbul.

Electrolux: 43dB Symphony

Category: , ,


Marka, hedef kitle, strateji, pazarlama, yaratıcı fikir, zaman, planlama, iletişim, duygusal bağ, "media first" ve illa ki yaratıcı mecra kullanımı v.b. çok sayıda kavramın konuşulduğu, üzerinde "brain storming"ler yapılan bir sektörün çalışanı olarak, markanın hedef kitle seçmeyip, hedef kitle yarattığı, şaşırtıcı olabildiği, fikrin yaratıcılığı kadar uygulamanın ve planlamanın da doğru yapıldığı, duygusal pazarlama konusunda bir değer ortaya koyan, zaten yaratıcı çalışmaları gözümün önünde tutmayı önemsiyorum. Bu işin onlardan birisi olduğu muhakkak. Eminim izlediğiniz de siz de beğendiniz daha önce. -ya da şimdi.

Ancak bu blog yazısı için farklı nedenlerim de var. Şöyle ki;

Bu bloga yaklaşık 2,5 yıldır içerik girişi yapmıyordum. İş hayatının yoğun temposu, bedensel/zihinsel yorgunluk ve özel hayatın koşuşturması gibi başlıklar altında sürekli kendimi affettiğim bahanelerim oldu.

Çalışma hayatı, hobi olarak gördüğünüz ve aslında işinize önemli miktarda katkı sağlayan zihinsel faaliyetlerden sizi uzaklaştırdıkça gerçek anlamda verimli çalışmak için ihtiyaç duyduğunuz heyecan da azalmaya başlıyor. Bu farkındalığımın bir kaç yıldır içimi kemirdiğini itiraf etmeliyim. Daha fazla kemirmesine izin vermeyecek kadar da akıllı olduğumu kendime kanıtlamak istiyorum. 2013 yılı Temmuz ayında yaşadığım değişimlere, yeniden "bloglama"ya başlamayı da ekliyorum.

Diğer yandan, içinde bulunduğum sektörle ilgili sahip olduğum bilgileri zaman zaman paylaşma fırsatı bulduğum platformlar söz konusu olabilse de kişisel kariyerime de katkı sağladığına emin olduğum, özel ve genel konuşma alanlarında belki de paylaşmadığım deneyimlerimin/tecrübelerimin/fikirlerimin daha önce ki dönemlere nazaran çok daha anlaşılabilir/anlatılabilir ve faydalı bir hale geldiğini biliyorum. Bunları paylaşmanın daima yeni, farklı ve güncel geri dönüş alanları oluşturması ise en çok ilgilendiğim başlık. Bu durumun daha çok kişisel deneyim ve görüş aktarımı konusunda beni teşvik edeceğini varsayıyorum.

Daha hızlı olmanın şart olduğu yeni dünya düzeninde hızın zararlı yan etkilerinden nasıl kurtulabileceğimi de anlamaya çalışıyorum. Dün okuduğum bir makalenin özeti niteliğinde olan "hız için, ölç, motive ol/et ve örnek ol" cümlesi, hızın neleri doğru yapmanızla en faydalı hale getirilebileceğini de anlatıyor. Blog yazma sürecinin bu 3 iyileştirici unsuru sağlayabildiğini düşünüyorum.

Umarım, "okunmak için değil, kendin için yaz" kuralından uzaklaşmadan sürdürebileceğim bir paylaşma dönemine girebilirim.

Göreceğim:)

Marka : Electrolux
Ürün : Electrolux Ergothree
Ajans : tbwahakuhodo Japonya / http://www.tbwahakuhodo.co.jp
Müzik : Bizet - Carmen Overture
Konu : 43dB Ses düzeyini geçmeden Carmen'i çalmayı başarmak

Sevgilim

Category: ,

Tercüman olan Nazım Hikmet'ten...

Sevgilim yalan söylersem sana
Kopsun ve mahrum kalsın dilim
Seni seviyorum demek bahtiyarlığından

Sevgilim yalan yazarsam sana
Kurusun ve mahrum kalsın elim
Okşayabilmek saadetinden seni

Sevgilim yalan söylerse sana gözlerim
İki nadim gözyaşı gibi avuçlarıma aksınlar
Ve göremesinler seni bir daha

Benim canım kızım, iyi ki doğdu!

Category:

Geçenlerde bir arkadaşımla sohbet ederken şöyle demiştim : "60'lı yaşlarımda kızım elimi öptüğünde gerçekten gurur duyduğu bir adam olmak için yaşıyorum."

Farkettim ki tüm yaşamımı 1 Aralık 2004 tarihinde O doğduğundan beri, öyle ya da böyle, şu ya da bu şekilde O'nun varlığından aldığım ilham ile sürdürüyorum ve O'na karşı olan sorumluluğumun hırsı ile ayakta duruyorum.

Her yıl 1 Aralık'ta, kızımın varlığının hayatıma kattıklarını aktarmaya çalıştım. O büyürken ben de O'nunla büyüdüm. Bana öğrettiklerinin O'na öğrettiklerimden daha değerli olduğunu daima bildim.

Bu yıl boyunca çok güzel anılar biriktirdik. Bir kız çocuğunun öğrenim hayatının başladığı ilk güne şahit oldum gururla. "Sınıf başkanı oldum ben baba" derken sesinde kendini ispat etme çabasını hissettim ilk kez. Gülücüklerle dolu hayatında artık harfler, rakamlar ve bir dolu başka bilgi de yer aldı. Tam "büyüyor" diye korkarken ben, minicik ellerini avcuma sevgi dolu yüreği ile birlikte koyup durdu.

"Senin işinde çok ama benim işimde hiç kolay değil valla babacım" derken sesinde ki olgunluğun ardından "bi de seni çok özledim" derken iç geçirişinde ki bebekçe sessizlik saniyeler arası farklı duygular arasında ışınlanıp durmama sebep oldu.

İnsanlara güven veren güçlü bakışları ile üzerine yüklenen "özlemek" çuvalına rağmen taşımak zorunda olduğu hayatı da kaldırmaktaki hüneri beni daima hayrete düşürüp duruyor. Arzu ettiği basitlikte bir yaşamı küçücük dünyasında yaratma yeteneği bana ders oluyor.

Kızım diye demiyorum :)

O, kaldırdığım onca yükten daha fazlasını kaldırabiliyor.
O, sabrettiğim onca çileden çok daha fazlasına karşı sabırla direniyor.
O, eğlendiğimden çok daha fazla eğleniyor.
O, benden çok daha dürüst.
O, benden çok daha akıllı.
O, benden çok daha  çalışkan.
O, sorumluluklarına benden çok daha fazla sahip çıkıyor.
O, benden çok daha çocuk.
Ve O, benden çok daha büyük.

İyi ki doğdun canım kızım.

Zona'ya yakalanma riski

Category:

Geçtiğimiz hafta sol kaşımın arasında hafif bir şişkinlik oluştu. Bu şişikliği çok doğal karşılayıp sivilce olduğunu varsaydım. Aradan geçen bir kaç günün sonunda ise yüzümün sol tarafında, özellikle sol gözümün etrafında şişikler meydana geldi ve sol kulağımın hemen ardında ve önünde acı hissetmeye başladım. Bugün hafif bir ağrı da hissettiğim için hastaneye gittim ve "Zona (Herpes Zoster)" olduğumu öğrendim. Doktordan hastalık hakkında bilgi aldım ve hastalığı biraz araştırdım.

Blogta bu hastalığı konu ediyor olmamım sebebi ise sol gözümün Muhammed Ali'den bir yumruk almış gibi şişmiş olması değil bu hastalığa Türkiye'de yaşayan insanların yakalanma riskinin %95 oluşunu öğrenmem oldu. Hatta çalıştığım sektörü ya da çok yoğun strese maruz kalmalarına sebep olan işlerle meşgul olan insanları düşündüğümde bu oranın daha da yüksek olduğunu düşünüyorum.

Hastalığın bu kadar yaygın olmasının en temel sebebi su çiçeği. Zona hastalığına sebep olan virüs ile su çiçeği'ne sebep olan virüs aynı. Türkiye'de ise su çiçeği geçirme oranı %95. Küçük yaşlarda geçirdiğimiz bu hastalığın virüsü vücuttan çıkarılamadığı için ilerleyen yaşlarda özellikle strese ve stresi tetikleyen yorgunluk, uykusuzluk ya da yaşlılık, üzüntü gibi tetikleyicilere maruz kalındığında ortaya çıkıyor.

Su çiçeğinin hemen ardından sinir hücrelerinin (Ganglion) köklerine yerleşen virüs yeniden çoğalması için bedenin direncinin düşmesini bekliyor.

Hastalığın belirtileri ise şöyle;

Vücutta orta hattın sağ veya sol tarafında kuşak gibi vücudun tek tarafını saran veya bir hattı izleyen bir alanda gelişen ağrı, iğnelenme, hassasiyet gelişimi ile başlar. Beraberinde hafif ateş ve başağrısı da görülebilir. Genelde 1-3 gün içinde aynı alanda kızarıklık, kabarcık gelişimi meydana gelir. Bölgedeki kabarcıklar birbirine bitişik içi su dolu hale gelirler (vezikül). Zamanla içi irin dolu hale gelebilirler. Kabarcıkların üzeri açıldığında kurur ve üzeri kabukla kaplanır. İlk oluşumlarından itibaren bu kabarcıkların geçiş süresi 2-3 hafta arasındadır. Ancak ağrı daha uzun süre içinde iyileşmektedir. Bazı hastalarda sadece derideki belirtiler veya sadece ağrı gelişimi ile zona geliştiği görülmüştür. (Alıntı)

Hastalığın göz çevresinde meydana gelmesinin en büyük riski virüsün göz içerisine yerleşebilme ihtimali. Bu sebeple kontrollerimi düzenli olarak yaptırmam gerekecek.

Hastalıkla ilgili internette görsel arama yaptığınızda karşınıza çıkacak fotoğraflar benim şu an ki halimle kıyas edilemeyecek kadar kötü ancak müdahele edilmediğinde ortaya çıkacak manzara sanıyorum benzer olacaktır.

Zona'ya yakalanmamak için su çiçeği geçirmemiş olmanız, geçirdiyseniz de hastalığı tetikleyen ve bedenin direncini düşüren tüm erkenlerden uzak durmanız gerekiyor. Yani neredeyse imkansız.

Burada yazdıklarımı elbette ki bir blog içeriği olarak kabul etmeli ve rahatsızlık ile ilgili şüpheleriniz söz konusu ise doktorunuza görünmelisiniz.

İyi ki doğdun

Category:



Bir dönme dolaba binmek gibi seninle hayat. Bir havadar kabinin içinde kah gökyüzünden yaşamı izlemek kah yeryüzünde yaşama karışmakla geçiyor zaman.

Bilet gişesine gidip "bir ömür boyu için 2 kişilik bilet" dediğimiz andan bu yana geçirdiğimiz tüm "dönme dolap zamanı" boyunca hep aynı dünyayı seyretmedik. Yazı, kışı, baharları gördük. Ağlayanları, gülenleri, korkanları gördük.

Bazen ağladık, çoğu zamanda güldük. Şaşırdığımız da oldu kendimizle birlikte insanlığa. Katıldığımız da oldu ayrılarak aralarına.

Hiç bitmeyen bir eğlence için doğmuş gibisin.

Benim için gördüğüm her şeyden daha kıymetlisin.

İyi ki doğdun.

Benim bütün dualarım seninle

Category:

"Sonsuz güzelliğine bakıyor yorulmuş gözlerim.
Kafamı kaldırıp baktığım etrafta senin izlerin."


Kapıyı evimin anahtar deliğinde çevirmeye başladığımda gülümsediğimi biliyorum. Açtığım kapının ardında sen olacaksın diye... Ayakkabılarımı çıkartmaya başladığımda yüreğimin heyecanını bırakıyorum evin içine. Sonra hızlıca mutfağa, banyoya, yatak odasına girip inceliyorum hevesle dokunduğun, bir şekilde izini bıraktığın her köşe bucağa bakıp, ben de dokunuyorum. İçinde sen varken kutladığım kavuşma bayramlarına inat "sen vardın" diye yad ediyorum yine bayramları.

Dokunduğun ve sen dokundun diye var olan en değersiz eşya benim bedenim sanıyorum. Sen dokundun diye şükrettiğim varlığıma, kutsal bir emanetmişcesine sana layık bir yaşamı hakim kılmaya çalışmam da bu yüzden değil mi zaten?

Senin varlığının hissedildiği her iklimde nefesim daha bir sıhhatli, dimağım daha bir aydnlık. Seni sevmekle “şerefli” madalyasını taktığım yüreğimde senin merhametine emanet.

Tüm yaşamımı senin dokunabileceğin kadar yakınında istemem de bencillikten. Zira ben cennet dediğim koynunda ölmeyi şahadet saydım.

Benim bütün dualarım seninle bu nedenle. Bundan sonrası Ertan ANAPA’nın güzel sesiyle Sezen Cumhur Önal’ın sözlerine havale....



Gün önemsiz görünsede 14 Şubat’tı. Ben de hayatımın kadını müstakbel eşime iki kelam ettim. Ettirmek nasip ettiği için Allah’a şükürler ediyorum.

Seni kadrini bilecek kadar çok seviyorum.

İyi ki doğdun kızım

Category:

-Kızım nasılsın?
-İyiyim babacım sen nasılsın?
-Ben de iyiyim kızım. Doğum günün kutlu olsun bitanem.
-Teşekkür ederim babacım.
-Ne yapacaksın bugün bakalım?
-Arkadaşlarım gelecek, onlarla oyun oynacağım veee yastık savaşı yapacağız.
-Aaa harika gerçekten. Peki mutlusun?
-Çok çok çok mutluyum babacım, çünküü Perşembe günü yanına geleceğim. Anneme sordum, 2 gün kalmış.
-Evet bitanem. Ben de çok mutluyum. geldiğinde bizde birlikte kutlayacağız.
(Bugün Hande Betül'le yaptığım telefon konuşmasından)

Kızım 5. yaşını bitirdi bugün.

Bu yıl uzun uzun cümleler yazmayacağım. Duygularımı, özlemimi, O'na olan sevgimi anlatmam için kelimelerin yetmeyeceğini biliyorum çünkü.

Allah sağlıklı, güzel, huzurlu bir yaşamı O'na sunabilmem için bana güç, sabır, umut ve azim versin.

Seni çok seviyorum güzel kızım.

Profesyonel İnternet Kullanıcısı olmak ya da olmamak…

Category: ,

Tek başına kaldığında kendini geliştirme yetenekleri sınırlı olan insanoğlu yüzyıllar öncesinden başlayarak güvenle bir arada yaşamak için toplumsal kurgular geliştirmiş ve bu kurgular arasında bireyi en çok mutlu edecek olan toplumsal yaşam becerisi adına uzun uzun düşünüp binlerce eser ortaya koymuştur. Sosyal bilimciler, toplum bilimciler, felsefe insanları, siyaset adamları toplumların en doğru biçimde bir arada kalabilmeleri için neredeyse her yolu denemişlerdir. İnsanoğlunun en temel ihtiyaçlarından saydığım bir arada yaşama arzusu ile çelişen bireysel özgürlük talebi, herkesin çözülmesi gereken çok önemli bir sorun olarak gördüğü en değerli problemdi çoğunlukla. Hem özgür hem de toplumsal kurallarla mutlu bir örgü nasıl olacaktır? Tabii ki sosyalleşen birey sayesinde. Hem kendisine sunulmuş sınırlı alanda sosyalleşecek hem de bu alan içerisinde kaldığı sürece müdahele edilmeden dilediğini yaşayabilecek bireylerden oluşacak bir toplum neredeyse en sağlıklı toplum olarak görülmüş tüm kurguların detaylarında.

İnternetle tanışma


İnternet’in ilk olarak yaşamımıza girdiği günlerde “artık bilgiye ulaşmak daha kolay” cümlesinin karşılığı olan “bilgi toplumu” terimiyle sık sık karşılaşır olduk. O dönemlerde internetin kişinin sosyalleşmesi ihtiyacına cevap verebilecek bir araç olduğu düşünülmüyordu. Hatta bunu düşünmesi muhtemel, internete erişebilmiş ve profesyonel kullanabilen çok küçük bir kitle dahi akletmiş sayılmazdı. Tüm toplum katmanlarına internetin ulaşması bugün bile mümkün olabilmiş değil aslına bakarsanız. Yine de ilerleyen dönemlerde bilgisayarın “çocukların eğlence aracı” olarak anılmasına sebep olun Amiga, Amstrad, Commodore64 çağını geride bıraktık. İnternet değil bilgisayar oyunları dönemi olarak söz edebileceğimiz bu dönemin hemen ardından toplumun farklı kesimleri yavaş yavaş gerçek internet ile tanışmaya başladı. Bu tanışma bireyi “internet toplumu”na eriştirmiş değildir ancak tanışmanın çıktısı olarak anabileceğimiz “bilgisayar iyi bir şeydir” – en azından henüz o dönemde orta okul çağlarında olan nesil için – cümlesi önemlidir diye düşünüyorum.

13 Mayıs 2009 tarihinde hergunbiri.com sitesinde yayınlanan yazının devamını okumak için lütfen tıklayınız.

Benim için Efes

Category: ,

Efes Pilsen 40. yılını kutluyor.

Sanıyorum tv, internet, sinema, gazete mecralarında yayınlanan reklamlardan "Benim için Efes" kampanyasını zaten biliyorsunuz. İş yoğunluğum nedeniyle fırsat bulup hakkında ki düşüncelerimi yazamadığım bu kampanyanın çok yönlü bir pazarlama iletişimine dönüştürülerek başarıya ulaşmış olması herkes tarafından farkedilmiş anladığım kadarıyla. Çok sayıda yayın kuruluşu ve değerli blog, kampanyaya yer vermişler ve tebriklerini dile getirmişler.

40. yılını, 6. kez logo değişikliği gerçekleştirerek ve "bira bu kapağın altında" anahtar cümlesi sayesinde her kesime dokunma gayreti ile kutlayan Efes Pilsen özellikle bloggerlarla kurduğu iletişimi ile de göz doldurdu bana sorarsanız. Daha önce Uno markası için blog sofrası case'i ile de blog iletişimine bakış açısını sevdiğimiz Pure New Media, bu kampanyanın da yaratıcısı. Projenin yaratıcı ekibini ve ajansı bir kez daha bu vesile ile tebrik ediyorum.

Benim için Efes kampanyası için "mothandmoth" adına kampanya sitesine gönderdiğim yazı ve fotoğrafın ardından bir teşekkür kıymetinde olması gereken ancak çok ötesinde bir iş başaran "bira bu kapağın altında" yazılı hoş bir paket aldım diğer blog yazarları gibi. Heyecanla kutuyu açtığımda hazırlanmış hoş süprizi gördüğümde ise gerçekten duygulandım. İsme özel bir etiketle sunulmuş "tombul" şişe gerçekten de o kapağın altındaydı. Kafamda süre gelen Efes Pilsen imajı çok daha değerli bir yer edindi. Zira burada markanın sizinle kurduğu basit iletişimin ötesinde imajı, zenginliği ve kalitesi sizi derinden etkiliyor. 40 yıldır var olan dev bir marka ile yeniden tanışmanızı sağlıyor. Evet bu doğru, 40 yıllık bir marka ile yeniden tanışmanızı sağlıyor.

Kampanya için hazırlanmış reklam filmini de herkesin keyifle seyrettiğini biliyorum. Yıllar önce çekilmiş "alkolsüz bira" reklam filmini de keyifle seyredebilirsiniz.

İlgili aramalar: reklam - eski efes pilsen reklamı -  efespilsen -  bira -  reklam -  ysf


Kampanyayı bigumigu.com' dan okumak için tıklayınız.

23 Nisan - Konuk yazarımız bizlerle

Category: , ,


23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayram' ında konuk yazar almayı planlamıştık. Konuk yazarımız canım kızım Hande Betül oldu. Ancak yazarımız henüz yazı yazmayı bilmediği için annesinden (Aytül) kızımla bir röportaj gerçekleştirmesini istedim. Beni kırmadığı için Aytül'e teşekkür ederim.

Kızıma minnettarım.

Tüm dünya çocuklarının bayramını kutluyoruz.

Keyifle okumanızı diliyoruz.

Aytül : 23 nisan hakkında ne düşünüyorsun?
Hande Betül : Çok güzel. İçimde mutluluk var, okula gitmeyi çok seviyorum, şiir öğrenemedim ama winx kitaplarını çok seviyorum.
Aytül : Büyüyünce ne olacaksın?
Hande Betül : Balerin.
Aytül : Niçin?
Hande Betül : Çünkü zayıflatır insanı, çok güzel olurlar balerinler. Bir de parlak elbiseleri vardır.
Aytül : Arkadaş olmak nedir?
Hande Betül : Anneler oyuncaklarımızı paylaşınca çok sevinirler, bazen kızar ya da kavga ederiz, küsebiliriz de. Ama arkadaşlarımızı çok severiz.
Aytül : En iyi arkadaşların kimler?
Hande Betül : İrem, Nisa, Kezuş, Çağan, Berrak, Berk, Almila, Barış, İlke.
Aytül : Nasıl bir dünya hayal ediyorsun?
Hande Betül : Ankara gibi bir dünya olmalı. Kuğulupark olmalı. Çok çeşitli minişler olmalı. Bir sürü miniş evi olmalı. Winxler olmalı. Kötüler olmasın. Kelebek ve uğurböcekleri olsun. Alınacak pek çok şey olsun. Kalbimde çiçekler olsun. Kaydıraklarda neşeli çocuklar olsun. Kocaman havuzlar olsun.
Aytül : Başbakan nedir?
Hande Betül : Polis demektir.
Aytül : Sen başbakan olsan ne yapardın?
Hande Betül : İnsanlara çok iyi davranır, uyumlu olurdum. (Hande Betül cevabı sonrası ekliyor; Bilmediğim şeyleri sorma bana. Hayvanlarla ilgili ya da ingilizce bir şeyler sor.)
Aytül : En sevdiğin hayvan?
Hande Betül : Köpek, zürafa, tavşan, leylek, devekuşu, ördek, balık, su kaplumbağası.
Aytül : Eline sihirli bir değnek versek peki, ne yaparsın?
Hande Betül : Herkesin istediğini yaparım. Çocuklara şeker, pamuk şeker veririm. Herkese dilek diletirim. Uçurtmalar hediye ederim.
Aytül : Sen çok şanslı bir çocuksun, her çocuk senin kadar şanslı olamayabilir. Senin kadar çok oyuncağı olmayan çocuklara ne yapmak istersin?
Hande Betül : Oyuncak almak ve paylaşmak isterim onlarla ama minik bebekler odamızı dağıtır ve annelerimiz toplar ama ben odamın ve oyuncaklarımın dağıtılmasını hiç sevmem. Minik bebekler zaten çok yaramaz olur. Annelerimiz onlar yüzünden bize kızar.
Aytül : Bize bir şarkı söylesen. Ne söylersin?
Hande Betül : "yurtta aşk,cihanda aşk,her yerde aşk bundan sonra...(ben kopuyorum bu şarkıdan sonra)
Aytül : Kendini anlatır mısın bize?
Hande Betül : Oyuncaklarıma çok iyi davranırım. Anne ve babamdan bir şey isterken "paramız var mı?" diye sorarım. Babam çok uyumludur, beni arabasında ön koltuğa oturtur. İstanbul' da gemiye bindirdi. Uçağa da bindik babamla. Konuşuruz, sohbet ederiz. Annem kahvaltı hazırlar bana, temizlikte ve eşyaları toplamada anneme yardım ederim. Annem bazen kızar bana. Oyun oynarız, her zaman bişeyler alırız. Annemle sirke gittim. Gezmeye gidince çok mutlu olurum ben. Arkadaşlarımla oyun oynadığım zaman da çok mutlu olurum. Babamı ve İrem'i çok özlüyorum. Ankara' ya taşındığımız zaman çok mutlu olucam.
Aytül : Bu dünya da en çok istediğin şey ne?
Hande Betül : Üçlü miniş, evli miniş, okullu miniş...babam alır bana, pahalı olunca annem almaz bana. Maaşını alınca annem de bana söz verdi, Bloom alacak. Annemle yatmaktan çok mutlu oluyorum. Anneciğim seni çok seviyorum.
Aytül : Çevre kirliliği nedir?
Hande Betül : Bazen herşey kirli olur, bazen yaramaz çocuklar etrafı kirletir, anneler "bu odanın hali ne böyle" der. Odamızı toplamadan uyumayız. Ben tek başıma yatmayı hiç sevmem çünkü korkarım.
Aytül : Röportajla ilgili son cümlelerin ne olcak?
Hande Betül : Çok dua öğrendim ben. Babaannem onun için bana çok şey alacak. Çok güzelim, çok uysalım, çok sevimliyim. Bir de çok akıllıyım. Babama ve babaanneme benziyorum. Herkesi çok seviyorum. Babacığım seni çok özledim. Hemen gel Konya'ya. At binmeye gidelim yine.(tv'de "Ozmo Ozmo Ozmo, bu lezzet bir harika" şarkısına dalıp şarkıyı söylemeye başlıyor)

Cafe Crown' da bloggerları keşfetti

Category: , ,

Bir kaç yıl öncesine kadar markaların bloglar ile nasıl iletişim kuracağı konusunda kimsenin elle tutulur bir fikri yoktu Türkiye'de. Zaman ilerledikçe, çalıştığım sektör nedeniyle, markaların blog yazarları ile nasıl iletişime geçeceklerini çok fazla sormaya başladıklarını gözlemledim. Bu konuda ajanslarına sürekli sorular sorarak, onlardan strateji belirlemelerini, fikir üretmelerini istediler.

Bugün artık bloggerların etkin bir şekilde kullanılabildiği çok değerli projeleri ve bu projelere ajansları ile birlikte imza atan markaları sayabilme şansına sahip olduk.

Tüm bu projeler, profesyonel işimin yanı sıra, amatör bir ruhla devam ettiğim blog yazarlığının da ikinci bir mesleğim olduğunu bana öğretmeye başladı.

Hangi markaların hangi projelerle bloggerlarla iletişim kurduğu konusunu bu yazının dışında bırakacağım ancak Cafe Crown markası için uygulanan iletişimden bahsetmeden geçemeyeceğim. Zira bu iletişim, sadece bloggerlara değil blog okuyucularına da yönelik bir çalışma ve oldukça keyifli.

Cafe Crown çok sayıda blogger ile bu iletişimi kurdu elbette ki. Bu bloglardan birisi de "mothandmoth" oldu.

Cafe Crown'un event ajansı benimle iletişime geçtikten 1 saat sonra, bloggerlar için hazırlanmış, içerisinde kahve çeşitleri ve promosyon bardağı olan hoş bir kutu geldi ofisime. Hız kesinlikle inanılmazdı. Bu paketin içerisinde, bu yazının sonunda seyredebileceğiniz, blog yazarına özel hazırlanmış bir video da bulunuyordu. Hoptekle.com sitesi ile yürütülen marka iletişiminin bir parçası olarak hazırlanmış blog paketinin tasarımı ve video süprizi son derece hoş olmuş kesinlikle. Ancak blogger iletişiminin en zekice hazırlanmış kısmı bu değil.

Cafe Crown, gönderdiği pakete yazara hitaben bir kart eklemiş. Kartta yazan şu paragraf ilgi çekici kılıyor bu projeyi;

"...Bizzat denemeniz için size gönderdiğimiz Cafe Crown çeşitlerinin dışında; bloğunuzu takip eden, yorumlar yazan ve ya farklı katkılarda bulunan en sıkı 20 okuyucunuza da aynı ürünleri sizin adınıza göndermek istiyoruz..."

"Saygılarımızla" ifadesiyle son bulan hitap bana sorarsanız sıkı ve sıcak bir iletişimin başlangıcı için iyi düşünülmüş.

Şimdi bu noktada kimlere mothandmoth adına paket gitmesini isteyeceğimizi bildirmem gerekiyor. Biz de bu yazıyı okuyan ilk 20 kişinin bu paketin sahibi olmasını istiyoruz.

Lütfen bu içeriği okuduktan hemen sonra "mothandmoth@gmail.com" adresine isim, soyisim ve adresinizi yazınız. Bu iletişimin nasıl bir haz verdiğini kahvenizle birlikte tatmanızı istiyoruz çünkü.

Ve artık Cafe Crown'un paketinden çıkan hoş videoyu seyredebilirsiniz.

Teşekkürler Cafe Crown.

Geleceği yaratmak

Category: , ,

Birileri; “10 yıl sonra bu sokak lambasını kullanacaksınız” diyor ve sonra biz de tam 10 yıl sonra, o sokak lambasının ışığı ile aydınlanmaya başlıyoruz. Bunu söyleyebilen çok sayıda insan yok maalesef. Bir şans olmasından daha öte, bu fırsatı sağlayacak olan doğru meslek seçimi ve kariyer hedeflemesini gerçekleştirmek oldukça önemli.

İçinde bulunduğumuz hafta, geleceğimizi şekillendiren ürünleri tasarlayan çok değerli iki misafir ağırlama fırsatını yakaladım. Onlar Amsterdam' da yaşıyorlar. Mine Danışman ve Özgür Taşar çifti Philips Design da çalışan iki türk ürün tasarımcısı. Özgür şuan da “Senior Product Designer” olarak Philips’ in Life style ürünlerine deyim yerindeyse hayat veriyor. Mine ise medikal cihazlar için arayüz tasarımı geliştiriyor.

Philips Design, merkezi Hollanda da bulunan ve Amerika, Hindistan, Singapur gibi ülkelerde toplam 8 ofisi bulunan 550 çalışanı ile Philips’ten ayrı bir şirket. 550 çalışanının yalnızca 2’ si Türk ve her dilden ve ülkeden insanın çalıştığı global bir ajans. Şirket, Philips’ in tüm ürünlerini tasarlamanın yanında talep eden diğer şirketlere de hizmet veriyor. Şirket üç alanda tasarım geliştiriyor.

1- Küçük ve büyük medikal cihazlar
2- Aydınlatma
3- Life style ürünler (Mutfak eşyaları, traş makineleri, tv, ütü v.b. ürünler)

Özgür Taşar ile yaptığımız küçük sohbet beni çok heyecanlandırdı. Bir türk olarak onlarla gurur duymanın yanında geleceğe yön veren ürünleri tasarlayıp, seneler sonrasının ürünleri üzerinde çalışan bu değerli adamı gelecekte yaşayabildiği için kıskandım.

Özgür, Eskişehirli ve 2000 yılında ODTÜ Endüstriyel Tasarım bölümün mezun olduktan sonra 3 yıl kendisinin ifadesi ile idealist bir ODTÜlü olarak üniversitesinde öğretim görevlisi olarak hizmet vermiş. Ardından yurt dışında alanıyla ilgili olarak deneyim sahibi olmanın önemli olduğunu düşünerek aynı okulun aynı bölümünden mezun olduğu ve orada tanıştığı hayat arkadaşı Mine ile birlikte Dünya’ nın en değerli tasarım okuluna master programı için kabul edilmiş. Özgür, İleri ürün tasarımı master programına kabul edilirken, Mine de etkileşim tasarımı programına giriyor.

İsveç’in kuzeyinde, soğuk bir iklime sahip Umea şehrinde bulunan Umea Institute of Design, her yıl 3 ayrı master programı için dünyanın her yerinden yalnızca 30 öğrenci kabul ediyor. Okul, master programına kabul etmek için oldukça değerli tasarımlardan oluşan bir portfolyo göstermenizi şart koşuyor.

Yaşamı için çok değerli gördüğü 2 yılını bu okulda harcayan Özgür, okulu için şunları söylüyor; “24 saat açık olan okulda tasarlayacağımız tüm ürünleri hayata geçirebiliyorduk. İhtiyacımız olan tüm malzeme okul tarafından karşılanıyordu. Okulda fotokopi v.b. cihazlar kullanıma hazır bir şekilde öğrencilerin hizmetine verilmişti. Kimseyle iletişim kurmadan bu araçlardan da faydalanabiliyorduk. Hatta okulda eksik gördüğümüz öğrencilerin ihtiyacı olan bazı birimleri kendimiz inşa edebiliyorduk. Örneğin öğrenciler kendi çabaları ile okula bir sauna ve ihtiyaç duyulan özelliklerde bir mutfak inşa etmişti. Bunları yapmak için kimseden izin almamıza gerek yoktu.

Bana göre, okul bir öğrenci için en çok gerekli olan öğrenci-marka yakınlaşmasını sağlamak adına oldukça önemli bir ilkeye sahip. UMEA da okuyan öğrenciler tasarım çalışmaları için markaları ikna etmek ve onlardan sponsorluk almaları için teşvik ediliyorlar. Özgür 2 yıl zaman zarfında çok sayıda İsveç markası ile çalışma fırsatına sahip olmuş. Bunun yanında Electrolux, LG ve mezuniyet projesi için Nokia ile çalışma fırsatına erişmiş.

Özellikle Nokia, sonrasında kendisine iş teklifinde bulunduğu için mezuniyet projesini anlatmasını istedim Özgür'den.

Projeleri hayata gerçimek için öncelikle fikri bir sunum halinde iletmek gerekiyor. Bu noktada öğrenci marka ile kendi başına iletişim kuruyor ve ikna etmeye çalışıyor. Ben Nokia ile mezuniyet projem için iletişime geçmiştim. Beraber çalışma isteğim kabul edildi ve Nokia sponsor olarak Helsinki seyehatlerimizi (3 kez) ve diğer tüm masraflarımızı karşıladı. Projemin adı Nokia One’dı. Konsept eğlence ve iletişimi ev ortamında insancıl bir şekilde birleştiren ve cep telefonuna entegre eden bir ürün tasarımı. Proje için Nokia’yı tercih ettim çünkü mobil telefonlar bir çok insan için anahtar ve kimlik gibi vazgeçilmez bir halde. İletişim ve eğlence bir aletin içinde birleşmiş durumda. Evlerimizde, tv, bilgisayar, telefon, müzik seti ayrı bir şekilde çalışıyor ancak tüm bunlar birlikte çalışabilirler. Tüm bu dijital sistemleri aynı rahatlıkta kullanabileceğimiz bir sistem tasarlamıştım. Mezuniyet sonrasında Nokia ve Philips'den iş teklifi aldım.

Bu proje sonrasında aldığı iş tekliflerinden Philips’ i değerlendiren Özgür’ ü hemen ardından Mine takip etmiş ve ikisi de halen çalıştıkları Philips Design’ da 2005 yılında çalışmaya başlamışlar. Özgür LG ile yaptığı iş görüşmesini anlatarak bizi biraz gülümsetti sohbet sırasında. Aktarmak istedim sizelere

LG’nin tasarım studyosu Milan’ da. Uçak masrafını karşıladılar. Gittim. Görüştük.Uçak için önceden kendi cebimden harcadığım parayı zarfın içerisinde geri ödediler. Zarfı aldım ve hiç açmadım. Taksiye bindim dönüyordum. Sonrasında zarf biraz kalın geldi. 4500 Euro vardı. Halbu ki ben 4500 İsveç Kronu harcamıştım. İsveç’ in de Euro kullandığını düşünerek bir hata yapılmış olduğunu anladım. 10 katı fazla para vermişlerdi bana. Taksiyle dönüp parayı geri verdim.

Okul sonrası neden Türkiye’ye dönmediklerini merak ettim açıkcası. Özgür, okul deneyiminin ardından yurt dışında alanımızla ilgili bir de iş deneyimi yaşamayı çok değerli bulduk diyerek merakımı giderdi hemen.

Philips Design’ ın tasarım merkezi Eindhoven’ da ve Özgür ilk olarak orada Product Designer olarak göreve başlamış. Şu an Amsterdam’ da “Senior Product Designer” olarak gelecekte kullanacağımız ürünleri tasarlıyor. Özgür ve Mine’ nin yaptıkları çok sayıda tasarlanmış Philips ürününü evlerimizde ve/veya iş yerlerimizde kullanıyoruz. Bizimle birlikte tüm dünya da bu ürünleri kullanıyor elbette. Kullanmaya da devam edecekler.

Özgür işiyle, yaşadıkları ile ve tercihleri ile söylediklerini kısa kısa not aldım ve aldığım şekliyle sizlerle paylaşıyorum.

Bugünün, yakın geleceğin ve uzak geleceğin ürünlerini tasarlıyorum. Sürdürülebilir teknoloji ve tasarımları üzerine de çalışıyorum yoğun olarak. Kendi kendini besleyen ve dünyaya zarar vermeyen ürünleri tasarlıyorum. Bir kaç ay önce Moskova da yeni bir ürünün lansmanı oldu. Olumlu tepkiler aldık. Şu an benim tasarladığım ürünler uluslararası satış mağazalarında satılıyor ve satılmaya devam edecek.

ODTÜ de okuduğum yıllarda yalnızca bir kez yurt dışına çıkabilmiştim. Ama Avrupadayken sürekli olarak gezebiliyorduk. Okul bu gezileri ücretsiz olarak sunuyordu. Yalnızca Avrupa ülkeleri değil, diğer kıtaları da görme şansı yakaladık.”

“Günümüzde tasarım yükselen bir trend iş dünyası tasarımın öneminin farkına varıyor. Farklılaşmanın aracı olarak görülüyor. Örneğin 10 yıl önce zor durumda olan Apple’ı tasarım kurtardı diyebiliriz. Philips ürün tasarımı konusunda öncü bir firma. Her yıl 50’nin üzerinde ödül kazanıyoruz.


Umea Institute of Design, biz ve bizden önceki türk öğrencilerden çok memnun kaldı. Okul yöneticisi, Türk öğrencilerin okulları için çok değerli olduğunu ve sonra ki yıllarda Türkiye’den yapılacak başvurulara öncelik tanıyacaklarını dile getirmişti, şu anda okulda 5 türk öğrenci bulunuyor.

5 yıl sonrasının bilgisayarını, 10 yıl sonrasının traş makinesini ve henüz hiç kullanmadığımız farklı bir ürünü geliştirmek için çalışan bu iki başarılı Türkle yaptığım sohbet bana çok şey kattı ve çok şeyi düşünmeme sebep oldu açıkcası. Kendime acaba Türkiye’de kalsalardı ne olurdu diye sormadan edemedim.

Teşekkürler Özgür ve Mine.

2008 için teşekkürler

Category: ,

Yazıyı okumadan önce 2008'i bana unutturmayacak şarkıyı dinlemeye başlamanızı öneririm.



2008 geride kaldı. Hayatımızın 1 yılı da. 1 yıl boyunca saygısı ve vakarıyla geçen zamana teşekkür ederim.

Tüm yaşamım boyunca, yaşanılan zamanın ardından geriye elimde bir servet gibi kalan en değerli mirasın dostlarım olduğunu bildim. Onlarsız ne yaptığım doğru seçimlerin bir anlamı olurdu, ne yaşadığım güzel anların. Hepsinin adını yazamayacağımı bildiğim için hemen şimdi hepsine teşekkür ederim.

Tüm yıl boyunca bu blogta sizlerle yapabildiğim kadar özenli bir biçimde öğrendiklerimi, yaşadıklarımı, fikirlerimi, deneyimlerimi paylaştım "moth" ile birlikte. Çıktığım her yolda yanımda olması ile daima gurur duydum, huzur buldum. Varlığı için O'na teşekkür ederim.






Tüm yıl boyunca görmek için çırpındığım ve birlikte olduğumuz zamanlarda dünyanın geri kalan her şeyinden uzaklaşarak kendimi "baba" olarak müthiş hissettiğim kızıma minicik yaşına rağmen kocaman sabrı için teşekkür ediyorum.

Bazen hayatın acımasız tırnakları tenime saplandı 2008 yılında. "Bu hep olur" deyip aşmasını bildiğim için önce kendimi tebrik etmek istiyorum. Kendimle gurur duyduğumu söylemem kimseyi rahatsız etmeyecektir umuyorum. Kendime teşekkür ederim.

Bu yıl eski dostlarım ve yeni dostlarımla ikinci yarısını harika geçirdiğim bir dönem yaşadım. Yeni dostlarım için, eski bir dost olan Burak Büyükdemir' e teşekkür ederim herkesten önce. E-tohum sandığından çok daha fazla insanın yaşamını değiştirdi.

Kişisel bir tercih olarak kapılarını çaldığım harika Nokta ailesine -isimlerini tek tek yazmak yerine-, kapılarını sonuna kadar açtıkları ve yaşamımın en büyük hediyelerinden birisini sundukları için minnettarım. Çok teşekkür ederim.

Birlikte çalışmamız benim için bir hayaldi ilk e-tohum karşılaşmamızda. Hemen karşı masamda olması bana çok şey katıyor. Teşekkür ederim Burcu Tüzün.

Kimi insanların hayatınızdan hiç çıkmamasını istersiniz. Paylaştığımız ve geliştiğimiz anlar, sohbetlerimiz, kahvelerimiz ve her şey için sonsuz teşekkür ederim Tuğçe Esener.

Bir ev arıyordum 2008' in son döneminde. Tanrı bana bir ev değil, dünyada çok az insana nasip olarak eşsiz bir ev arkadaşı ile birlikte bir mutluluk verdi. Hayatım boyunca kendimi borçlu hissedeceğim adam Ahmet Bülent Zorlu' ya çok teşekkür ederim.

Akşam saatleri içimde bir özlem depreşiyor. "Yahu gelseler de bir çay ya da kahve içsek" diyorum. Çabaları ve azimlerine hayranlık ile baktığım başarılı iki adamla geçirdiğim saatlerin dillendirilemez bir yanı var. Metin Kahraman ve Harun Pekşen' e çok teşekkür ederim.

Friendfeed, kullanan herkes için çok önemli bir mecra oldu bu yıl. Herkese hediyeleri olduğunu düşünüyorum. Bana huzur da hediye etti. Nursel Dokuzlar' a iliklerime kadar sokuşturduğu huzur için, birlikte dinlediğimiz yüzlerce şarkı için ve gülen yüzü için teşekkür ederim.

Bitmek bilmeyen enerjisi ile etrafımda olmasından zevk alıyorum. Adını anmak çoğunlukla "e ne zaman buluşacağız" cümlesini de hemen aklıma getiriveriyor. Burcu Sarar' a teşekkür ediyorum.

Bir insana şapka bu kadar mı yakışır:). Samimiyeti yüzünden okunabilen nadir insanlardan Uğur Akdemir' e teşekkür ederim.

Hepimize ders verecek çalışkanlığı ve yardımseverliği için Müge Cerman' a teşekkür ederim.

Murat Kaya. Adını söylemem yetecek aslında:) dertli editör ve bulunmaz dost. Teşekkür ederim.

Bıkmadan usanmadan yazdığı ve yaşamımı zenginleştiren aklı için Tunç Kılınç'a teşekkür ediyorum.

Kral adam namının hakkını veren tevazusu ve gülen gözleri için Murat Kahraman' a teşekkür ederim.

Yıkılmaz erdemi ve yılmayan ruhu için Ömer Ekinci' ye çok teşekkür ederim

Tüm tercihleri ile herkese örnek olması gereken kişiliği için Mert Erkal' a teşekkür ederim.

Teşekkür listem anladığım kadarıyla uzun olacak. İsimlerini andığımda bana çok şey ifade eden aşağıda isimleri yazan herkese onları çok sevdiğimi söylemek istiyorum. Dostlukları için herbirine ayrı ayrı teşekkür ediyorum.

Ali Servet Eyuboglu

Burak Dönertaş
Can Oktay Heper
Cihan Ergür
Devletşah
Elif Salar
Elif Yılmaz
Engin Dikmen
Eray Endeş
Erhan Erdoğan
Fatih Taşkıran
Fırat Coşkun
Göktuğ Oğuz
Handem
Nilüfer Gürtekin
Önder Eren
Özgür Alaz
Refik Çağlayan
Sadık Kocabaşa
Selçuk Hoca
Türker Keskinpala
Tuncay Tuncer
Yasemin Özdemir
Yeliz Öz
Yusuf İbili
Yusuf Ozan Taşdemir
Ömer Enis
Şekip Can Gökalp

Haluk Abi

Category: , ,

Geçtiğimiz hafta Cuma günü akşam yemeğini İdeshot' un yaratıcıları Metin ve Harun ile yemek istedim. Onların rehberliğinde Esentepe' de küçük bir dürümcüye gittik. Onların daha önce çok defa gittikleri bu yerin adı Haluk Abi.

Adını sahibinden alan mekan küçük olmasına karşılık oldukça leziz bir mutfağa sahip. Yemeklerinden daha çekici olan ise Haluk Abi' nin sohbeti ve hayat hikayesi. Kendisi ile bizzat tanışmanızı ve o güzel sohbetini dinlemenizi tavsiye edeceğim için burada ayrıntıları ile anlatmayacağım herşeyi.

56 yaşında genç bir adam Haluk Abi. Yaklaşık 10 yıl önce kapattığı fabrikasının ardından bir dürümcü açmış. İktisat mezunu Haluk Abi yatırım yapmayı biliyor denebilir. Kendisinin ifadeleri ile dürümcüyü açmak için şuan ki nokta da fizibilite çalışması yapmış. Çok fazla insanın geçtiği ve çok sayıda öğrencinin yaşadığı bir nokta olması önemli etkenlerden olmuş. Daha büyük bir yer açmak yerine orta halli bir dükkan açmayı stratejik olarak gerekli görmüş.

Haluk abi benim ilk kez şahit olduğum güzel ve ilham verici bir uygulama ile tanınıyor aslında. Dükkanının camında her gün değişen bir günün sorusu ilan ediliyor. Eğer sorunun cevabını biliyorsanız çorbanız Haluk Abi'den. Ben ilk kez gitmiş birisi olarak günün sorusunu bildim ve çorbamı ücretsiz içtim gerçekten. Bu doğru ürün, doğru yer ve doğru pazarlama Haluk Abi'yi mahallenin en sevilen mekanının sahibi yapmış.

İki çocuk babası Haluk Abi, çocukları 18 yaşına girdiğinde onlara iki hediye aldığından bahsetti. Çerçeve içinde bir Türkiye haritası ve bir mercek. Oldukça ilginç bu iki hediyenin anlamlarını da hemen anlatıverdi.

Türkiye haritası; ülkelerine bakıp milliyetçi duyguları pekişsin diye değil, bu ülkede yapacakları ticaret ve işler için ulaşmaları gereken insanların sosyal, kültürel farklarını, ekonomik durumlarını sürekli olarak hatırlasınlar ve doğru ürünü doğru hedef kitleye sunabilsinler diye. Geniş düşünebilsinler ve ulusal işler yapabilsinler istediği için.

Mercek hediyesi için ise şunları söyledi Haluk Abi; "Ben ortaokuldayken mercek ile kağıt yakma deneyleri yapardık. Güneş ışınlarını, merceği sabit tutarak, kağıdın bir noktasına odakladığımızda kağıt yanardı. Merceği odaklamadığımızda yani kağıdın üzerinde gezdirdiğimiz de ise kağıt ısınmazdı bile. Tıpkı bunun gibi ne iş yaparsanız yapın odaklanmak çok önemlidir. Bunu çocuklarımın unutmaması için Mercek hediye ediyorum."

Şaşkınlık içerisinde harika bir yemek yediğim bu güzel dürümcüyü ve ticaret adamını tanımama vesile oldukları için değerli dostlarıma teşekkür ederim.

Haluk Abi'nin adresi : Esentepe girişi Mecidiyeköy (Profilo AVM yanı)

Yes Man - Bay Evet

Category: ,

Bu yazı bugün seyrettiğim "Yes Man" adındaki harika film hakkında olacak ancak öncesinde bu filmi seyretmemiz için davette bulunan Warner Bros. Turkey ile ilgili bir şeyler de paylaşmak istiyorum sizlerle.

Mustafa filmi ile bloggerlar ile tanışan Warner Bros. Turkey, sonrasında da bu özel gösterimlere kendi salonunda devam etti. Duygu Kutlu (Halkla İlişkiler Koordinatörü) Hanımefendi bizzat kendisi mail göndererek bloggerları gösterimlere davet etmeyi sürdürdü. Hatta kendisine mail olarak önerilerimi ilettiğimde bunu dikkate aldı ve örneğin gösterim saatlerini değiştirdi. Bir çok kişinin de maillerine geri döndüğüne eminim. Henüz 3. gösterim gerçekleşti. Bugün ayak üstü Duygu Hanım'la yaptığımız sohbette bu gösterimlere devam edeceklerini ve daha büyük bir salona geçileceğini dile getirdi. Aynı zamanda bloggerların seyrettikleri film hakkında yazı yazıp yazmamaları ile ilgilenmediklerini ve katılımcı sayısının artması için de çalıştıklarını dile getirdi.

Warner Bros. Turkey' in blog dünyası ile bu yakınlaşma çabası ve samimi iletişimi son derece etkileyici. Çok sayıda markanın yeni dönemde bloggerları bir pazarlama aracı olacak değerlendirme arzusu olduğunu biliyoruz. Bu arzuya sahip diğer markalar için de çok doğru bir örnek teşkil ediyor Warner Bros. Turkey. WB' nin bloggerlar ile sürekli ve sabırla ilgilenmesi, katılımcı sayısına bakmaksızın, bir emek harcayarak süreci devam ettirmesi, yazı yazan ellerin ilgisini mutlaka çekecek değerli bir iletişim yaratıyor. Açıkcası benim bu yazıyı yazmamda da en önemli neden Warner Bros. Turkey' in bu stratejisi sonucunda beni samimi oluşuna ikna etmiş olmasıdır. Eklemek istediğim son şey ise seyrettiğim filmi Warner Bros. Turkey daveti vesilesi ile seyretmemiş olsam bile yazmak isterdim. Bu yazıyı yazmak zorunda hissetmemi sağlayacak hiç bir iletişim biçimi yer almıyor organizasyonda.

Yes Man, Jim Carrey ve Zooey Deschanel' in başrollerini paylaştığı harika bir komedi filmi olmuş öncelikle. Jim Carrey hayranlarının hayal kırıklığına uğramayacağını hemen söyleyebilirim. Filmde, yaşamını "hayır" lara hapsederek, elde edilmesi, yaşanması muhtemel her şeyden kaçan bir adamın, ilginç bir tesadüf sonrasında bir arkadaşının cebine sokuşturduğu broşürde bahsedilen seminere katılmasıyla yaşamını değiştirecek olan "evet" kelimesine kavuşması konu edilmiş. Seminer sırasında yaptığı anlaşma sebebi ile her şeye evet demek zorunda kalan Carl, "evet"lerinin hayatına soktuğu yeniliklerden de zevk alacaktır.

Film komedi kategorisinde değerlendirildiğinde 10 puan alıyor kesinlikle. Buna rağmen filmin yalnızca güldürdüğünü söyleyemem. "Hayır"ların ne kadar çok fırsatı kaçırmamıza sebep olduğu ana fikrine artı olarak arzu ettiğimiz ne varsa gerçekleştirmek adına öncelikle kendimizle, toplumla, kurallarla girişmeye mecbur olduğumuz savaşı bir kez daha hatırlatıyor. Film hakkında daha fazla yazmamın vizyonu bekleyenler açısından doğru olmayacağı kanaati ile yazıma son vermek istiyorum. Mutlaka seyredilmeli diyerek tabii ki:)

Not: Filmi yalnız başınıza seyretmekten kaçının. Yanıbaşınızda mutlaka çok sevdiğiniz birisi olsun. Tüm salondakiler de öyle olursa harika olur:)) (Çok şanslıyım)

Filmin sitesi için tıklayınız.

Film hakkında ayrıntılı bilgi almak için tıklayınız.

Film seyredildikten sonra 5 saat içerisinde benim görebildiğim paylaşımlar Warner Bros Turkey' in ne kadar doğru bir iş yaptığını yeniden kanıtlıyor. Paylaşımlara aşağıdaki linklerden ulaşabilirsiniz.

Müge Cerman cemshid Murat Kahraman (friendfeed) Onur Yüksel (friendfeed)

Film ayrıntıları için tıklayınız

Bir Reklam Mecrası Olarak Internet

Category: ,



(08 Aralık 2008 Web Girişim 3. sayısında yayınlanan yazıdır.)
Yazının tamamını Web Girişimden okumak için hemen tıklayınız.




Geçtiğimiz günlerde yapılan bir organizasyonda, internet reklamcılığı konulu bir oturumda, bir marka (büyük bir banka) yöneticisi, eline geçen soru fırsatını şu cümleleri söyleyerek kullandı;

Ayırdığımız bütçenin karşılığında çeşitli raporlar sunuluyor bizlere. Kampanyalarımdan birisinde rakamlar o kadar başarılıydı ki bunun mümkün olmadığını farkettim ve ajansıma ilettim. Zira toplam gösterim 3 milyon, ulaşılan tekil ziyaretçi 1 milyon ve sonuç sayfasına yönlendirme 280bin olarak sunuldu. Ajans, bannerlarımızın yayınlandığı büyük portalların birisinde kampanyanın bir süresi içerisinde bannerlarımızın yayınlandığı aynı sayfada bulunan diğer markalara ait tüm bannerların bizim kampanyamız için oluşturduğumuz siteye (URL’ e) yönlendiğini söyleyerek hatayı kabul etti. Söyler misiniz bana bu nasıl ölçümlenebilir bir mecradır?

Bir reklam mecrası olarak internet


Tanınmış bir marka, yakında piyasa süreceği ürünle (hizmetle) ilgili olarak bir tanıtım kampanyası için hazırlanıyor. Yeni dönemde, televizyon, outdoor uygulamalar, radyo, dergi ve gazete mecralarının yanında interneti de kullanmaya karar veriyor. Marka, daha önce gerilla pazarlama yöntemleri de dâhil olmak üzere gerekli olan tüm alternatif pazarlama araçlarını da devreye alarak çok sayıda tanıtım gerçekleştirmiştir. İlk kez kullanacakları bu mecra ile ilgili olarak yapılması gerekenin ne olduğunu anlamaya çalışıyorlar. Marka yöneticileri internette kullanacakları araçları düşünmeye koyuluyorlar. İnternette reklam çalışması da neredeyse saydığımız tüm diğer mecralar için yapılan çalışmalar gibi dikkat, yaratıcılık, planlama, ajans ve bütçe gerektirmektedir. Yapılacak kampanyanın internet dışı mecraları için düşünülmüş her fikir internet mecrası için uygun değildir. Bu nedenle internette de uygulanması kolay fikirlere öncelik verilecektir. Bu fikrin banner çalışması, iletişim dili, micro sitesi, advergame’i, sosyal ağlara, video ve fotoğraf paylaşımına uygunluğu, bloglarda konu edilebilirliği, viral bir pazarlamaya dönüşmesi için anlaşılabilirliği ve ilginçliği üzerine günlerce düşünülecektir.

Yazının devamı için lütfen tıklayınız.

İyi ki doğdun...

Category:

Hastanelerin sadece hüzünlü haberlerin verildiği yerler olmadığını öğrendiğim tarih 1.12.2004. Doğumhaneden bir hemşirenin kucağında miniminnacık bir kız çocuğu geçmişti gözlerimin önünden. İlk gördüğüm an yüreğimin "baba" olmanın mutluluğu ile dolduğunu hatırlıyorum. Hemşire bazı testler için topuğundan kan almak için ağlamasına aldırmadan uğraş verdiğinde ise hemşireyi dövmemek için odadan ayrılmıştım sonrasında. Betüş (Hande Betül) büyüyecekti şimdi gözlerini açtığı andan itibaren babasının biricik kızı olarak. Bugün 4. yaşını bitirdi kızım. Kendisine göre abla oldu artık. Bugün pastasını üflerken, elimi tutmadan koşmak isterken, sinemaya gitmek için yanıp tutuşurken, O'nunla miniş oymamam için ikna konuşması yaparken (ama baba minişlerim de seni çok özlemiş cümlesi ile) O'nu ilk gördüğüm anı asla unutamayacağımı anladım. Zira O ne kadar büyüyor olursa olsun hep küçücük olacak elleri avuçlarımda. Gözyaşlarına sebep olan herkese düşman olacağım. Baba olmanın huzuru beni daima mutlu edecek.

O'nunla kitap okumaktan, sohbet etmekten ve yanında olmak için çırpınmaktan asla vazgeçmeyeceğim.

"Seni çok seviyorum baba" cümlesini duymak için hiç ölmemek isterdim.

Seni çok seviyorum kızım

İyi ki doğdun!...

Yazıya dair ff linki için tıklayınız.

Babaolmak.com' u ziyaret ettiniz mi?

Webrazzi TV' nin Virgül ziyareti

Category: , , ,



Arda Kutsal, geçtiğimiz hafta, 3 ayın ardından Noktacom Medya İstanbul Ofisi ziyareti ile Webrazzi Tv için program çekimlerine başladı. Arda Kutsal' ı ağırlamaktan çok mutlu olduk.

Internet Oyunu ve Oyuncularına Genel Bir Bakış

Category: ,

(15 Kasım 2008 Web Girişim 2. sayısında yayınlanan yazıdır.)
Yazının tamamını Web Girişimden okumak için hemen tıklayınız.





“Çevrimiçi olduğumuz anda başlayan ve çevrimdışı olmamızla etkisi kaybolmayan, çok amaçlı bir süreç” olarak tanımladığım “e-marketing” hakkında bir yazı yazacağım aklıma hiç gelmezdi aslına bakarsanız. Zira çok değişik mecralarda rahatlıkla hakkında okumalar yapabileceğimiz, kestirme yollardan hakkında fikir sahibi olabileceğimiz bu kavrama ilişkin bir de benim ahkam kesmem yersiz bir uğraş gibi gelmiştir. Aynı zamanda pazarlamanın kullandığı araçlarından sadece birisi olarak gördüğüm internetin, “işbilen” çok kalem tarafından kullanıldığını biliyor olmam da bu kanaatime etkili olur. Yine de sıra bana da gelmiş olacak ki “e-marketing” ile ilgili görüşlerimi hazır fırsat da verilmişken paylaşmış olacağım.

E-marketing öncesinde ise internet üzerinden yapılan “iş”in neden pazarlama olarak adlandırıldığını anlamamız çok yerinde olacaktır diye düşünüyorum. Planlama ve bu planların hayata geçirilmesine dair bir aralığı içine alan süreci anlatan pazarlama teriminin bana göre olan tanımı ise “son amaç olan ’satış’ ın ve/veya alışverişin gerçekleşmesine yönelik atılan adımların tümü”dür. Amacın gerçekleşmesine yönelik yapılacak her uygulama ise pazarlama kavramının içerisinde memnuniyetle yer alabilir. İnternet kanalıyla bu amacı gerçekleştirmek için girişilen çalışmalarında pazarlama olarak tanımlanması mümkün olacaktır. Yeni nesil pazarlama araçları arasında en fazla konuşulması gereken mecra da, kendisine has özellikleri nedeniyle internettir. Bu noktada internette gerçekleştirilen her uygulamanın pazarlama olmayacağı yorumunu da yapmak istiyorum. Elbette ki sözünü ettiğimiz uygulamanın bir pazarlama departmanı ve/veya kişisi tarafından ortaya koyulan iş anlamı taşıdığının da altını çizmeliyim.

Kavramın bütününe ilişkin çok sayıda kaynak söz konusu olduğundan, bu başlığı kısa kesmem çok yerinde olacak. Bu yazıda asıl bahsini etmek istediğim konu ise “internet müşterisi” olacak. “Müşteri internette de daima haklı mıdır?” sorusunun cevabını bulmaya ve müşteri olarak görülmesi gereken kitlenin online pazarlama için gerçekten değerli olup olmadığını anlamaya çalışacağız. Tabii ki konu “müşteri”ye ulaşmak için gerçekleşen pazarlama uygulamaları olduğundan, uygulayıcıların web üzerinden pazarladıkları hizmetin, ürünün ve fikrin (ulaşması istenen değerin) amaçlanan sona ulaşmasını sağlayacak araç-gereçlere sahip olup olmadıklarını da öğrenmeye çalışacağız. Tüm bunları Türkiye merkezli olarak incelemeye çalışacağımı da belirtmek isterim.

Yazının devamı için lütfen tıklayınız.

Related Posts with Thumbnails