Güncel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Güncel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Sevgilim

Category: ,

Tercüman olan Nazım Hikmet'ten...

Sevgilim yalan söylersem sana
Kopsun ve mahrum kalsın dilim
Seni seviyorum demek bahtiyarlığından

Sevgilim yalan yazarsam sana
Kurusun ve mahrum kalsın elim
Okşayabilmek saadetinden seni

Sevgilim yalan söylerse sana gözlerim
İki nadim gözyaşı gibi avuçlarıma aksınlar
Ve göremesinler seni bir daha

Avrupa seferine hazır olun

Category: ,


2005 yılında Maksut Coşkun tarafından Ankara'da kurulan MCD Gençlik Kulübü'nün "Gençlik Otobüsü" projesi ilgimizi çekiyor son günlerde.

Ankara'da çeşitli üniversitelerde okuyan öğrenciler için eğitimler veren ve özellikle yabancı öğrenciler için oryantasyon programları olarak kabul edilebilecek çalışmalar yapmak üzere yola çıkan kurum şimdilerde çok özel ve önemli bir projeyi de yürütüyor.

Yapılmış en büyük gençlik projesi kabul edilen projenin amacı Avrupa'da yaşayan gençleri bir araya getirerek sürdürülebilir ortaklıklar ortaya çıkması.

Daha öncede Avrupa Birliği fonları ile projeler düzenleyen MCD Gençlik Kulübü bir slogan karşılığında gençleri 52 günde 20 Avrupa başkentine götürüyor.

17 AB üyesi ülkenin de yer aldığı projeye katılabilmek için yaratıcı sloganınızı SMS ile göndermeniz yeterli olacak. 1-31 Mayıs tarihleri arasında tüm oparatörlerden "GO" yazarak 3717'ye gönderen 17-30 arasındaki (30 yaş üstü kişiler slogan gönderebilir ve ödül kazanabilirler ancak ödülü 2. şahıslara devretmek zorunda olacaklar.) 30 genç yola çıkmak için hak kazanacak. Tabi ki önce beğenilen 300 sloganın sahibi ile 1-7 Haziran tarihleri arasında gerçekleştirilecek mülakata katılmaları şart. Birden fazla slogan göndermeniz de mümkün.

Slogan temaları, gençlik otobüsü, gençlik, barış, dostluk ve MCD olarak belirlenmiş.

Otobüs 12 Temmuz tarihinde Ankara'dan hareket edecek.

Gençlik Otobüsü hakkında ayrıntılı bilgi için tıklayınız.
MCD Gençlik Kulübü hakkında ayrıntılı bilgi için tıklayınız.
Gençlik Otobüsü projesi hakkında bir yazı için tıklayınız.

Her yıl 200.000 kişi kalp krizinden ölüyor

Category: , ,

Bu içeriği girmeye karar verdiğimde yazının bir reklam kampanyası içeriğine sahip olacağını tasarlamıştım. Ancak yapılan iş o kadar önemli bir konu hakkında "farkındalık" yaratmak için hazırlanmıştı ki tüm içeriği değiştirmek zorunda kaldım.

American Heart Association - Amerikan Kalp Vakfı - eğer kalp krizi geçiren birisinin yanındaysanız ilk müdahele konusunda korkulmaması gerektiğini aktarmak için bir tanıtım kampanyası planladı. Bu kampanya için kamu hizmeti içerikli reklam kampanyaları için çalışan AD Council ile birlikte TV, Outdoor ve internet üzerinde tanıtıcı çalışmalar gerçekleştirildi.

"Two steps to save a life" sloganıyla yola çıkılan kampanyada "Hands can do incredible things" söylemiyle bir interaktif platformu hazırlandı. Hands Symphony isimli web sitesi Gothaminc, ID Corp ve Mophonics ajanslarının ortaya çıkardıkları kampanyanın internet platformu oldu. Video ve ses kayıtları ile oluşturan el hareketlerini kontrol ederek kendi "symphony"nizi yaratabiliyor ve paylaşabiliyorsunuz. Ellerimizin ne kadar marifetli olduğunu anlatmalarının sebebi ise kalp krizi geçiren bir kişiye hızlı müdahele etmek için ellerimizi kullanmakta acele etmemiz gerektiğini anlatmak.

Bu başarılı çalışmayı görür görmez kalp krizi ile ilgili bir araştırma yapmak ihtiyacı hissettim.

Ülkemizde kalp krizi sebebiyle ölen her yıl 200.000 kişi bulunuyor. Çoğunlukla futbol sahasında ölen bir futbolcu haberiyle veya bir yakınımızın başına gelmesi ile andığımız kalp krizi ya da enfarktüs, kalbin koroner arterlerinde gerçekleşen bir bozukluk sonrası meydana gelen yetersizlik sonucu şiddetli göğüs ağrısıyla ortaya çıkan ve ölümle sonuçlanması olası fizyolojik duruma deniyor.

Dünyada en başta gelen ölüm sebeplerinden birisi olarak bilinen rahatsızlığın belirtileri ise şunlar;

* Göğüste tam yeri belli olmayan sıkışma hissi veren bir ağrı olur.
* Bu ağrı sol kola ve çeneye doğru yayılır
* Ağrı hareket etmekle artar, dinlenirken azalır, fakat geçmez. Ağrı yarım saatten uzun sürer.
* Ağrıyla birlikte soğuk soğuk terleme ve mide bulantısı vardır.
* Nefes darlığı olur.

Kalp krizi geçirme riskini artıran faktörlerin başlıcaları ise şöyle;

* Sigara içmek
* Kan lipidlerinin (kolesterol, trigliserid) düzensiz olması
* Diyabet Hastalığı
* Obezite
* 65 yaşını geçmiş olmak

Eğer yalnız başınıza iseniz;

Derhal bir yere oturup dinleniniz ve hemen bir sağlık kuruluşuna ulaşmaya çalışınız. Dışarıdaysanız cep telefonuyla yardım isteyiniz. Kesinlikle yürümeye veya merdiven çıkmaya devam etmeyiniz. Çünkü aktiviteye devam etmek zaten oksijen alamayan kalbinizin oksijen talebini daha da artıracaktır.

Not : Son zamanlarda kalp krizi geçirildiğinin anlaşılması halinde bir-iki defa kuvvetlice öksürerek krizde oluşan ritm bozukluğunun düzeltilebileceğini ileri süren yayımlar çıkmıştır, ancak böyle bir yaklaşımın etkinliği henüz tam olarak kanıtlanamamıştır.

Konu hakkında lütfen daha fazla bilgi edinin. İnternet siteleri, doktorunuz ve bu rahatsızlığı geçirmiş olan yakınlarınızdan bilgi edinmemiz kolay.

Göz atmak isterseniz

Hands Symphony Case Study
Kampanya içerikleri
Kalp krizi nedir? Nasıl korunuruz?
Kalp krizi geçirme riskiniz yüzde kaç?
Kalp krizi

Lütfen yorumlarınızda konuyla ilgili olarak bilgilendirici içeriğe yer veriniz.

Kişisel belgesel

Category: , , ,



İnsanların fikirlerini paylaşmaları ve tartışmaları amaçlanan forum siteleri oldukça fazla ziyaret alan ve kullanıcısı olan platformlar. Ateist forum ise bunlardan birisi. Bu forumun üyeleri arasında bulunan Nurettin Dilek (Kabeimami), forum sitesinde diğer üyelerle yaptığı tartışmada verdiği sözü turarak kişisel bir belgesel çekmiş 5 ay önce.

"Bizde yalan yok. Evrim kitabını da yaratılış kitabını da tüm kitaplarımızı da kedimizi, hatta mandaları bile gösterdik.Bahçemizi gösterdik. Yetiştirdiğimiz meyve ve sebzeleri de gösterdik. Kara kediyi bile gösterdik." cümlelerinin yer aldığı bir metinle forumda videoyu yayınlamış. Vimeo'daki sayfasına gelen yorumlar ve sorulara yanıtı ise şöyle olmuş;

"Ateist bir sitenin, kurucusu ve yöneticisi "Müslüman okumaz, cahildir okumak yazmak bilmez, çalışmaz cam kenarında oturup tesbih çeker" dedi. Ben de bir müslüman olarak bu videoyu çektim ve o ateist siteye koydum."

Bu belgesel tadındaki amatör çalışmayı çok defa izledim. İlk önce gülerek karşıladığım bu videonun sonradan samimi bir adamın dürüst bir uğraşı olarak görülmesi gerektiğine karar verdim. Dahası herkesin kişisel belgeselini çekmesinin ne kadar güzel olabileceğini düşündüm.

Nurettin Dilek'in Kütahyalı samimi bir köy insanı. Çekim yaptığı yer ailesi ile birlikte yaşadığı mutevazı evi. Muhtemelen ailesinin geçimini sağladığı bahçesi, hayvanları onun için çok değerli. Okumayı çok sevdiği de derme çatma kütüphanesinde görülen tıka basa yerleştirilmiş kitaplardan belli.

Dilek, sadece evini, bahçesini, hayvanlarını ve kitaplarını tanıtmakla kalmayıp aynı zaman Kütahya hakkında da bilgi vermeye gayret etmiş çekimlerinde.

Nurettin Dilek kendisini ve yaşamını tanıtmak için en kestirme yolu da seçmiş bu videoyu yayınlayarak.

Forum sitesinde IFeelGoog takma isimli bir kullanıcı bu video yayınlandığın da forum sitesinde şöyle bir yorum yapmış,

"Valla helal olsun. Tuttun sözünü.. Bahçeniz inanılmaz güzelmiş.. Meyve ağaçlarında gözüm kaldı. En çok armut ağacında... Onun çiçeğinin kokusu çok güzelmiş...

Kitaplarını da tanıtmışsın söz verdiğin gibi. Oğuz belgeseli sonuna dek izlemeli.
Özenle giyinmen de (takım elbise-kravat) izleyenlere -ki bu forum üyeleri oluyor onlar- ve yaptığın işe saygı duyup ciddiye aldığını gösteriyor.

Tebrik ederim. Gerçekten üşenmeyip tek tek anlatmışsın, köyünü, bahçeni, hayvanlarını ve evini de bizimle paylaşmış, tanıtmışsın.

Bir amatör için çok özenli ve düzenli bir iş çıkarmışsın.

Araya camiyi sıkıştırmasan da olurdu diyesim geldi ama, sen yobaz müslümandın. Onu da unutmamak lazım.

Meşhur sinirli babanı da çekeydin keşke...
"

Bu samimi yorumu da konuya karşı forum üyelerinin tepkisini göstermek açısından değerli gördüm.

Kadın

Category:

Henüz dünyaya gelmeden önce kahrımızı çekmeye başlayan, tüm yaşamımız boyunca bizi ellerinde, dizlerinde, koyunlarında büyüten, koruyan ve seven kadınlara teşekkür edelim.

Nail Çakırhan'ın güzel şiirini onlara hediye ediyoruz bugün.

Kadınlar gününüz kutlu olsun.

KADIN

Kimi der ki kadın
uzun kış gecelerinde
yatmak içindir.
Kimi der ki kadın yeşil bir harman yerinde dokuz zilli köçek gibi oynatmak içindir.
Kimi der ki ayalimdir. Boynumda taşıdığım vebalimdir.
Kimi der ki hamur yoğuran.
Ne o, ne bu, ne döşek, ne köçek, ne ayal, ne vebal.

O benim kollarım, bacaklarım. Yavrum, annem, karım, kız kardeşim hayat arkadaşımdır.

Nail Çakırhan

Sosyal Medya Hakkındaki Görüşlerim : Karar Sizin

Category: ,

Google'da yapacağınız basit bir araştırma sonrasında sosyal medya kavramının tanım karşılığının ne olduğunu öğrenmemiz son derece kolay. Hatta konuyla yerli ve yabancı çok sayıda kaynağa, makaleye ulaşarak tanımın algılanışı ile ilgili olarak da çok fazla fikir sahibi olmamız mümkün görünüyor. İngilizce yazarak arama yaptığınızda 206 milyon, türkçe yazarak arama yaptığınızda da 6.2 milyon sonuca ulaşabilirsiniz.

Wikipedia'nın türkçe sayfasında sosyal medya tanımı ilk cümlede "zaman ve mekan sınırlaması olmadan (mobil tabanlı), paylaşımın, tartışmanın esas olduğu bir insanî iletişim şeklidir." olarak ifade edilmiş. Bu tanım diğer yapılmış tüm tanımların ve bu yazının tabanını teşkil ediyor sayılır. Ancak tanım yalnızca soru-cevap-tartışma içeriğinin sosyal medyayı yarattığını ifade ediyor. Buna video, fotoğraf, bilgi, ürün ve hizmet paylaşımının da yapıldığı mecraları da ekleyerek tanımı daha da genişletmek istiyorum.

Bu noktada kendi tanımım şu olacak; Sosyal medya zaman ve mekan sınırlaması olmadan, mobil tabanlı teknolojilerin ve internet teknolojisinin sağladığı imkanlara dayalı, tüm paylaşımların kişiler tarafından yapıldığı ve tüm faydanın kişilere yönelik olduğu ancak aynı zamanda kişilerle birlikte kurumlarında yer aldığı hızlı bir iletişim, hizmet ve pazarlama alanıdır.

Tanım karmaşası içerisinde zaman kaybetmeden, günümüz reklam ve pazarlama dünyasında sosyal medyanın algılanışı, kullanılışı üzerinde durmaya ve sosyal medyanın pazarlama iletişimindeki yerini anlamaya yoğunlaşmayı tercih edeceğim. Ayrıca sosyal medyanın günümüz imkanlarında nasıl kullanılmasının gerektiğine dair fikirlerimi ekleyeceğim. Yazının yalnızca Türkiye'de yapılan uygulamalara dair olduğunu da hatırlatmak isterim.

Sosyal medyanın markalar (aslında markalar için çalışan ajanslar) tarafından keşfedilmesini sağlayan sürecin özellikle ülkemizde yurt dışı kaynaklı başarılı pazarlama uygulamalarının duyulması ve Obama'nın başkanlık seçimlerinde sosyal medyayı kullanması üzerine geniş kitlelerce konunun algılandığının sanılması ile başladığını düşünüyorum. Bu süreç, ajansların o güne kadar internet üzerinde yapılan reklam uygulamaları için ayrılan bütçelerin karşılığının beklenen başarıyı getirmemesi ve yenilikçi olma hırsı ile daha da hızlandı.

Özellikle, Twitter ve Youtube gibi mecraların yurt dışında yapılan başarılı uygulamaların önemli araçları olarak kullanılması ve hemen ardından Facebook'un Türkiye'de çok sayıda kullanıcıya ulaşarak sosyal medya için çok değerli bir mecraya dönüşmesi işleri kolaylaştırdı. Bunlara Friendfeed'in de eklenmesi markaların henüz anlayamadıkları ve ajansların onlar adına yönetilmesi gerektiğini düşündükleri 4 mecranın "sosyal medya" olarak tanımlanmasını sağladı.

Sosyal medya mecralarının özellikle bu 3 (Youtube'u konu dışında tutarak devam edeceğim çünkü Youtube alanında yapılan Türkiye merkezli, özellikli bir çalışma henüz bilmiyorum) araçla sınırlıymış gibi durması konusu yakın geçmişten itibaren de tartışılmaya başlandı. Halbuki gözlerini "yurtdışında neler oluyor"a çevirmiş ajans yöneticilerinin, çalışanlarının ve internet konusunda araştırma yapan danışmanların herkesten önce bu mecraları keşfetmiş ve kullanıcı olarak çok sevmiş olmalarının sorunun cevabı olduğu neredeyse açık.

Tüm bu mecralara kimsenin kayıtsız kalamayacağı bloglarında eklenmesi alanı çok genişletmiş gibi göründü. Blog yazarlarına ise ulaşmak çok zahmetli sayılmıyordu çünkü sosyal medya mecralarını (yukarıda saydığım 3 mecra) öncelikle yazarlar kullanıyor sanılıyordu.

Konu markaları ikna etmeye geldiğinde ise bu çok zor bir iş olarak görülmedi. Çoğunlukla konuya uzak marka yöneticileri yurt dışı başarı öyküleri, abartılmış rakamlar ve beklentilerle birlikte düşük maliyetlerle kolayca ve kibarca ikna edilebiliyorlardı.

Aşağı yukarı bu şekilde ilerleyen sürecin sonunda yapılan kampanyaların başarılı olanları işin sahiplerini memnun etti. Başarılı olarak anılan ancak aslında olması gerektiği kadar başarı getirmemiş olanlar ise sosyal medya kazaları olarak anılmakla kaldılar. Bu noktada "sosyal medyayı kullanacaksın ama herkes gibi değil, bu işin başarılı olması için şu şu şu gerekli" cümleleri ortaya çıkmaya başladı. Sunumlar hazırlandı, araştırmalar farklılaştırıldı ve karara varmaya çalışıldı.

Aslında yapılan uygulamalar şunlardı; Öncelikle yapılacak kampanya ile ilgili bir mikro site yapıldı. Bu mikro siteyi duyurmak için çoğu zaman yapıldığı üzere bir medya planlama ajansı "banner" kampanyası için planlama ve satın alma gerçekleştirdi. İşi yapan digital ajans veya sosyal medya ajansı Facebook, twitter ve friendfeed'de kampanya için hesap açtı. Kampanya iletişimi için bir jnr. çalışan masanın başına geçti ve bu hesapları kullanarak "duyuru" niteliğinde içerikler girmeye başladı. Ayrıca friendfeed'den belirlenmiş olan blog yazarları ile iletişime geçildi. Yazarlar davet edildi, yazı yazmaları rica edildi, ürün gönderebilmek için adresleri istendi v.s.

Mikro site'nin kaç ziyaretçi aldığı, ortalama sitede kalış süreleri, bannerların yayınlandığı alan performansları her zaman olduğu gibi raporlandı. Aynı zamanda sosyal mecralarda girilmiş içeriklere kaç kişinin yorum yazdığı, kaç kişinin "beğen" butonuna tıkladığı ve belirlenmiş az sayıda blog yazarının kaçının davete icabet ettiği, kaçına ürün gönderildiği ve kaçının içerik olarak blogunda konuya yer verdiği raporlanabildi. Eğer alınabildiyse, blog yazarlarının bloglarında yayınladığı içeriklerin ne kadar kişi tarafından görüntülendiği de raporlanabilmiş olabilir.

Bu uygulamanın çeşitlendiğini, geliştirilmiş örneklerin var olduğunu biliyorum. Markalarının mecralarda daha uzun süreli iletişim için konumlanma çabasında olduğunu da görüyorum. Açıkcası son zamanlarda mecra bazlı bazı güzel uygulamaları da seyrediyorum.

Öncelikle kampanya bazlı olduğunu varsaydığım bu kurguda mikro sitenin, sosyal medya mecralarının kullanımının, blogların ve viral video (son dönemlerde popüler olan bu uygulamayı da şimdi dahil edersek) yayılım strajesinin (var mı böyle bir strateji çok emin değilim) birbirinden kopuk, sonuçları tam olarak hesaplanamaz, kişisel çabalarla çok zaman harcanarak yapılan manuel iletişim metotları gerektiren bir modeli ortaya koyduğunu söyleyebiliriz.

Bu tespitlerin ardından sosyal medya kullanımı konusunda deneyimlerim, gözlemlerim ve araştırmalarım sonucunda "peki nasıl yapılmalı?" sorusunun cevabını bulmaya çalışacağım.

Öncelikle bir mikro site kurusu ile birlikte mikro siteye adapte edilmiş bir kampanya blogu hazırlamak gerekiyor. Bu sayede kampanya kendisine ait bir sosyal medya iletişim aracını da yaratmış oluyor. Bu araç kampanyanın sosyal medya iletişimi adına bir merkez üst olarak konumlandırılmalı. Bu bloga girilecek içerikler anında kampanyaya ait sosyal medya mecralarında ve daha önce seçilmemiş mümkünse ulaşılabilecek tüm blog yazarlarının var olduğu blog uzayında görüntülenebilir olmalıdır. En azından bu uzayda ulaşılabilecek tüm blog yazarlarına ulaşmanın yolları aranmalıdır ki vardır. Bu sayede mikro site üzerinden markanın belirleyeceği ajansı tarafından yönetilecek içerik paylaşma süresi sonunda kaç blogcuya ulaşılacağı minimum değerde projenin başında tespit edilmiş olacaktır. Bu rakamın Türkiye şartlarında bile yüzbinlerle ifade edilmesi mümkün. Bu blog yazarlarının kendileri ile paylaşılmış bu içerikle olan etkileşimini de anında almak mümkün. Hatta daha önce hiç bir yerde rastlamadığınız bir blogun, markanızın kampanyası ile ilgili olarak bir içerik ürettiğinde bundan anında haberdar olmanızda mümkün. Daha da önemlisi yayınlanan içeriğin kaç kişi tarafından görüntülendiğini de anında öğrenmeniz mümkün.

Bu kurguda yapılması planlanan iletişim tek noktadan, tek hareketle otomatik olarak gerçekleşmekte. Aynı zamanda iletişim sonucunda yaratılmış değeri an be an takip etmek ve optimizasyon yaparak başarı olarak hedeflenen değerlere ulaşmakta kolay. En önemlisi, henüz kampanya planlama aşamasında sosyal medya iletişimin hangi araçlarla, ne kadar süre, ne zaman, hangi yoğunlukta, ne tür içeriklerle yapılacağını belirlemek ve bir standart plan oluşturmakta büyük bir avantaj sağlıyor.

Elbette bu aktardığım yapının kurgusu çok fazla da detay içeriyor. Ancak bu detayları yazmak yerine bir kampanya örneğinden sonra aktarmam çok daha uygun görünüyor.

Konsantre Ariel reklamlarında Derya Baykal'ın her gün söylediği gibi. "Karar sizin"

not : Görselleri büyütmek zorunda kalacağınız için üzgünüm.

Create Amazing

Category: , ,

Create Amazing, HP'nin yeni dönem kampanyasının ismi. Fotoğrafçılıkta "tilt shift*" ismi ile anılan teknik ve aynı ismi taşıyan lens kullanılarak hazırlanan film için Şangay, New York, Santorini, Londra ve İstanbul'da farklı prodüksyon şirketleri ile birlikte çalışıldı.

Film gerçek fotoğraf kareleri ile stüdyo çekimlerinin bir araya getirilmesinden oluşuyor. Çekimler için Los Angeles'ta 2 günde 10 ayrı set kuruldu.

Stop motion işleri arasında değerli olanlardan birisi olarak yerini alacak bu çalışmanın ajansı McGarryBowen. Prodüksyon şirketi ise yine tanıdık, Partizan Entertainment. Türkiye'de ise BEKO'nun son kampanyasında görev alan Motion Films, bu kampanyada yerini aldı.

reklam - hp create "amazing" | izlesene.com



Kampanyanın perde arkası görüntüleri için aşağıdaki linkleri tıklayabilirsiniz.

fotoğraflar için
Video için

Künye
Müşteri: HP
Ajans: Mcgarrybowen
Prodüksiyon Şikreti : Partizan Entertainment

Bölgesel yardımcı şirketler
Motion Films (Turkiye)
Shanghai Job (Şangay)
Lovely Locations (İngiltere)
Charles Furer (New York)

*tilt-shift, fotoğrafçılıkta kullanılan bir teknik olup, blur etkisi oluşturulan bölgeler arasında net bir bölge oluşturarak, net bölgede kalan nesnelere minyatür etkisi vermek için kullanılıyor.

Paylaş

İzlesene.com'da Düğün Var

Category: , ,


İlk kez "TechCrunch & Webrazzi MeetUp" organizasyonunda Noktacom standında tanıştığım ve uzun zaman sonra aynı şirkette keyifle çalışma şansına sahip olduğum İzlesene.com proje yöneticisi, sevgili dostum Gökhan Besen 12 Temmuz' da yine bir Noktacom çalışanı Bengisu ile dünya evine girecek.

Her ikisini de tebrik ediyor ve ömür boyu mutluluklar diliyorum.

Gökhan, izlesene.com ekibi ve tüm Noktacom ailesi için değerli bir dost. Mesai arkadaşları, Gökhan ve Bengisu'ya çok güzel bir hediye düşünmüşler. Her gün izlesene.com' u ziyaret eden 1 milyon'un üzerinde ziyaretçisi için en kusursuz hizmet vermek adına çalışan arkadaşlarının düğününü, izlesene.com anasayfasından ziyaretçilerle paylaştılar. Sitenin sol üst alanında güzel bir animasyon çalışma ile yapılan uygulamayı ayrıca çok beğendim.

Bu paylaşım bana bir şey düşündürdü. Bir cümle ile düşüncemi özetlemek istiyorum.

Herkesin takdir ettiği bir çalışan olmak değil, herkesin saygıyla sevdiği bir insan olmak "başarmak"tır.

Michael Jackson' ın anısına

Category: , ,

50 yaşında, ani ölümü ile tüm hayranlarını ve dünyayı üzen Michael Jackson için O'nu dinleyen ve seven bir blog sahibi olarak yapabileceğim en iyi şeyin anısına bir iki satır yazmak olacağını düşündüm. 6 yaşında sahneye çıkmış ve 1982' de çıkardığı "Thriller" albümü ile tüm zamanların en çok satan albümünün (110 milyon adet) sahibi ünvanına da sahip Jackson 1993' te İstanbul' da konser vermek için Türkiye' ye de gelmişti. Jackson, aynı zamanda da Türkiye de en çok albüm satan yabancı ünvanına da sahip. Sanıyorum ki dünya uzun zaman Jackson' ı unutmayacak.

23 Nisan - Konuk yazarımız bizlerle

Category: , ,


23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayram' ında konuk yazar almayı planlamıştık. Konuk yazarımız canım kızım Hande Betül oldu. Ancak yazarımız henüz yazı yazmayı bilmediği için annesinden (Aytül) kızımla bir röportaj gerçekleştirmesini istedim. Beni kırmadığı için Aytül'e teşekkür ederim.

Kızıma minnettarım.

Tüm dünya çocuklarının bayramını kutluyoruz.

Keyifle okumanızı diliyoruz.

Aytül : 23 nisan hakkında ne düşünüyorsun?
Hande Betül : Çok güzel. İçimde mutluluk var, okula gitmeyi çok seviyorum, şiir öğrenemedim ama winx kitaplarını çok seviyorum.
Aytül : Büyüyünce ne olacaksın?
Hande Betül : Balerin.
Aytül : Niçin?
Hande Betül : Çünkü zayıflatır insanı, çok güzel olurlar balerinler. Bir de parlak elbiseleri vardır.
Aytül : Arkadaş olmak nedir?
Hande Betül : Anneler oyuncaklarımızı paylaşınca çok sevinirler, bazen kızar ya da kavga ederiz, küsebiliriz de. Ama arkadaşlarımızı çok severiz.
Aytül : En iyi arkadaşların kimler?
Hande Betül : İrem, Nisa, Kezuş, Çağan, Berrak, Berk, Almila, Barış, İlke.
Aytül : Nasıl bir dünya hayal ediyorsun?
Hande Betül : Ankara gibi bir dünya olmalı. Kuğulupark olmalı. Çok çeşitli minişler olmalı. Bir sürü miniş evi olmalı. Winxler olmalı. Kötüler olmasın. Kelebek ve uğurböcekleri olsun. Alınacak pek çok şey olsun. Kalbimde çiçekler olsun. Kaydıraklarda neşeli çocuklar olsun. Kocaman havuzlar olsun.
Aytül : Başbakan nedir?
Hande Betül : Polis demektir.
Aytül : Sen başbakan olsan ne yapardın?
Hande Betül : İnsanlara çok iyi davranır, uyumlu olurdum. (Hande Betül cevabı sonrası ekliyor; Bilmediğim şeyleri sorma bana. Hayvanlarla ilgili ya da ingilizce bir şeyler sor.)
Aytül : En sevdiğin hayvan?
Hande Betül : Köpek, zürafa, tavşan, leylek, devekuşu, ördek, balık, su kaplumbağası.
Aytül : Eline sihirli bir değnek versek peki, ne yaparsın?
Hande Betül : Herkesin istediğini yaparım. Çocuklara şeker, pamuk şeker veririm. Herkese dilek diletirim. Uçurtmalar hediye ederim.
Aytül : Sen çok şanslı bir çocuksun, her çocuk senin kadar şanslı olamayabilir. Senin kadar çok oyuncağı olmayan çocuklara ne yapmak istersin?
Hande Betül : Oyuncak almak ve paylaşmak isterim onlarla ama minik bebekler odamızı dağıtır ve annelerimiz toplar ama ben odamın ve oyuncaklarımın dağıtılmasını hiç sevmem. Minik bebekler zaten çok yaramaz olur. Annelerimiz onlar yüzünden bize kızar.
Aytül : Bize bir şarkı söylesen. Ne söylersin?
Hande Betül : "yurtta aşk,cihanda aşk,her yerde aşk bundan sonra...(ben kopuyorum bu şarkıdan sonra)
Aytül : Kendini anlatır mısın bize?
Hande Betül : Oyuncaklarıma çok iyi davranırım. Anne ve babamdan bir şey isterken "paramız var mı?" diye sorarım. Babam çok uyumludur, beni arabasında ön koltuğa oturtur. İstanbul' da gemiye bindirdi. Uçağa da bindik babamla. Konuşuruz, sohbet ederiz. Annem kahvaltı hazırlar bana, temizlikte ve eşyaları toplamada anneme yardım ederim. Annem bazen kızar bana. Oyun oynarız, her zaman bişeyler alırız. Annemle sirke gittim. Gezmeye gidince çok mutlu olurum ben. Arkadaşlarımla oyun oynadığım zaman da çok mutlu olurum. Babamı ve İrem'i çok özlüyorum. Ankara' ya taşındığımız zaman çok mutlu olucam.
Aytül : Bu dünya da en çok istediğin şey ne?
Hande Betül : Üçlü miniş, evli miniş, okullu miniş...babam alır bana, pahalı olunca annem almaz bana. Maaşını alınca annem de bana söz verdi, Bloom alacak. Annemle yatmaktan çok mutlu oluyorum. Anneciğim seni çok seviyorum.
Aytül : Çevre kirliliği nedir?
Hande Betül : Bazen herşey kirli olur, bazen yaramaz çocuklar etrafı kirletir, anneler "bu odanın hali ne böyle" der. Odamızı toplamadan uyumayız. Ben tek başıma yatmayı hiç sevmem çünkü korkarım.
Aytül : Röportajla ilgili son cümlelerin ne olcak?
Hande Betül : Çok dua öğrendim ben. Babaannem onun için bana çok şey alacak. Çok güzelim, çok uysalım, çok sevimliyim. Bir de çok akıllıyım. Babama ve babaanneme benziyorum. Herkesi çok seviyorum. Babacığım seni çok özledim. Hemen gel Konya'ya. At binmeye gidelim yine.(tv'de "Ozmo Ozmo Ozmo, bu lezzet bir harika" şarkısına dalıp şarkıyı söylemeye başlıyor)

İnternet Girişimleri Marka Araştırması - Nisan 2009

Category: , ,

Crenvo Bilişim Danışmanlık' ın yapmış olduğu internet Girişimleri Marka Araştırması - Nisan2009 sonuçları Analist Arda Kutsal tarafından paylaşıldı. Kişisel olarak sonuçların son derece önemli olduğunu düşünüyorum. Yorumlarını size bırakacağımız marka araştırmasını incelemenizi öneririm.

8 Mart Dünya Kadınlar Günü

Category: ,

Dünya Kadınlar Günü, ilk kez 1800'lü yıllarda çalıştıklarının karşılığı almak için grev yapanlar kadınlar sonrasında ortaya çıkmış bir gündür. 1800'lü yıllardan beri emeklerinin karşılığını almak isteyen kadınlar, 1907'de bulundukları tekstil fabrikasında greve başlıyor ve fabrika yöneticileri diğer fabrikalara da grevin sıçramaması için kadınları fabrikaya kilitliyor. Ancak işler umdukları gibi gelişmeyip içerde yangın çıkıyor ve kaçmayı başaramayan 129 kadın işçi yanarak ölüyorlar.

Aynı yllarda bir çok kolda kadınlar bugün olduğu gibi, eşitlik, özgürlük, seçme seçilme, çalışma saatleri ve koşulları, ücretlendirme gibi konularda bir araya gelmeye başladılar.

Dünya Kadınlar Günü ilk kez, 26-27 Ağustos 1910’da Kopenhag’da düzenlenen Uluslararası Sosyalist Kadınlar Konferansında ortaya atıldı ve kabul edildi. Bir çok ülkede her yıl kutlanmaya başladı. İsveç’te ise 1912 yılından itibaren kutlanmaya başladı.

İki dünya savaşı yılları arasında bazı ülkelerde kutlanması yasaklanan Kadınlar Günü, 1960’lı yılların sonunda Amerika Birleşik Devletleri’nde de kutlanılmaya başlamasıyla daha güçlü bir şekilde gündeme geldi. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 1977 yılında 8 Mart’ın Dünya Kadınlar Günü olarak kutlanmasını kabul etti.

İlk kez 1921 yılında "Emekçi Kadınlar Günü" olarak kutlanmaya başlayan 8 Mart, 1975 yılında daha yaygın olarak kutlandı ve sokağa taşındı.

Türkiye Kadınları için İstatistikler:

1- Şehirlerde evli kadınların % 18’i, köylerde de % 76’sı eşleri tarafından dövülüyor. Türkiye'de şiddet mağduru kadınlar için 496 kişilik kapasitesi olduğu söylenen ve bugüne kadar 5512 kadına hizmet vermiş olan sığınma evlerinin 70 miyon nüfuslu Türkiye için az olduğu oldukça açık.

2- "Haydi Kızlar Okula" isimli eğitim kampanyasıyla 177.000 kzı çocuğu ilköğretime kazandırıldı.

3- 2003 yılında kadınların işgücüne katılım oranı yüzde 26.6. Bu oran kırsal yerlerde yüzde 39., kentsel yerlerde ise yüzde 18.5. 2002'de kadın işgücünde yüzde 9.9 olan işsizlik oranı, 2005'te yüzde 11.1'e çıkmış. 2002'de 517 bin olan kentlerde işsiz kadın sayısı 2005'te 553 bin olmuş.

4- OECD (Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü) ülkeleriyle ilgili resmi istatistiklere göre Türkiye kadın işgücü istihdamı açısından 116 ülke arasında 98’inci ülke olarak çok alt sıralarda yer almaktadır.

5- Aile içi suçların % 90’ını kadına karşı işlenen suçlar oluşturuyor.

Ankara'nın bürokratlarının yaşadığı en nezih semtlerinden birinde bile, miras kalan mallarda kadına pay verilmemesi, toplu yemeklerde en küçük gelin yemeği hazılar ve toplar, kadınlar hizmet ettikten sonra yemek yer, kadının evliyken ailesini görme hakkı kocaya saklı, kızın ev yemeği öğrenmesi için kayınvalidesinde bir kaç yıl kalması, kadınların herhangi bir sektöre dahil edilmemesi -sadece yemek, çamaşır, ütü sektörü çalışılabilecek tek iş alanı-, dışarı çıkarken eşlerinden izin almaları...gördüysem Türkiye bu gelenek göreneklerinden sıyrılacak da, AB'ye sunulacak Kadın Hakları Raporu kabul görecek. Daha istatistikleri aşamamışız. Bu yolda bizim yiyecek ne yazık ki çok fırın ekmeğimiz var.

Tüm kadınların 8 Mart Dünya Kadınlar Günü'nü kutluyoruz.

Daima müzik

Category: ,

İlgili aramalar: bedük - automatik - klip


Bedük, son günlerde en çok dinlediğim albümün sahibi. Oldukça ilgi çekici tarzı ve herkesin ilgiyle takip ettiği klibi ile digital platformlarda en çok aranan sanatçılar listesinde üst sıralarda yer alıyor. 2. Klibinin çekimleri için hazırlanan Bedük'ün, klibi için digital ortamı çok aktif kullanacağını şimdiden haber verelim.

Sedük' ü de seyretmeden geçmeyin.

İlgili aramalar: amatör - sedük-otomatik -  sedük -  bedük -  otomatik

Aşıklar için gelsin

Category:

AÇSAM RÜZGARA

Ne hoş, ey güzel Tanrım, ne hoş
Mavilerde sefer etmek!
Bir sahilden çözülüp gitmek
Düşünceler gibi başıboş.
Açsam rüzgara yelkenimi;
Dolaşsam ben de deniz deniz
Ve bir sabah vakti, kimsesiz
Bir limanda bulsam kendimi.
Bir limanda, büyük ve beyaz...
Mercan adalarda bir liman..
Beyaz bulutların ardından
Gelse altın ışıklı bir yaz.
Doldursa içimi orada
Baygın kokusu iğdelerin.
Bilmese tadını kederin
Bu her alemden uzak ada.
Konsa rüya dolu köşkümün
Çiçekli dalına serçeler.
Renklerle çözülse geceler,
Nar bahçelerinde geçse gün.
Her gün aheste mavnaların
Görsem açıktan geçişini
Ve her akşam dizilişini
Ufukta mermer adaların.
Ne hoş. ey Tanrım, ne hoş,
İller, göller, kıtalar aşmak.
Ne hoş deniz deniz dolaşmak
Düşünceler gibi başıboş.
Versem kendimi bütün bütün
Bir yelkenli olup engine;
Kansam bir an güzelliğine
Kuşlar gibi serseri ömrün.

O.Veli

Tohumlar filizleniyor

Category: ,



Burak Büyükdemir ismi ile özdeşleşen Türkiye'nin internet adına ortaya konmuş en doğru ve en çekici projesi etohum, 31 Ocak 2009 tarihinde en değerli girişim projelerini seçiyor.

2008 yılı içerisinde etohum.com sitesinden açıklanan programa uygun olarak devam eden süreç gereği 15 girişimci Maçka’daki İTÜ İşletme Mühendisliği Fakültesi’nde açıklanacak. 6 saat boyunca dinleyicilerin keyifle takip edecekleri son derece güzel bir program katılımcıları bekliyor tahminimce. Başından beri desteklediğimiz etohum projesinin bu önemli gününde orada olacağız.

Kaçırmamanızı önereceğimiz bu günde tüm okuyucularımızı bu programa davet ediyoruz.

Etohum programını görmek için tıklayınız.
Etohumtv için tıklayınız.

Nokta İnternet Teknolojileri'nin de sponsor olarak destek verdiği projeye bu güne kadar çok sayıda internet şirketi destekte bulundu.

Etohum ekibini ve sponsorlarını görmek için tıklayınız.


A coelo usque ad centrum

Geleceği yaratmak

Category: , ,

Birileri; “10 yıl sonra bu sokak lambasını kullanacaksınız” diyor ve sonra biz de tam 10 yıl sonra, o sokak lambasının ışığı ile aydınlanmaya başlıyoruz. Bunu söyleyebilen çok sayıda insan yok maalesef. Bir şans olmasından daha öte, bu fırsatı sağlayacak olan doğru meslek seçimi ve kariyer hedeflemesini gerçekleştirmek oldukça önemli.

İçinde bulunduğumuz hafta, geleceğimizi şekillendiren ürünleri tasarlayan çok değerli iki misafir ağırlama fırsatını yakaladım. Onlar Amsterdam' da yaşıyorlar. Mine Danışman ve Özgür Taşar çifti Philips Design da çalışan iki türk ürün tasarımcısı. Özgür şuan da “Senior Product Designer” olarak Philips’ in Life style ürünlerine deyim yerindeyse hayat veriyor. Mine ise medikal cihazlar için arayüz tasarımı geliştiriyor.

Philips Design, merkezi Hollanda da bulunan ve Amerika, Hindistan, Singapur gibi ülkelerde toplam 8 ofisi bulunan 550 çalışanı ile Philips’ten ayrı bir şirket. 550 çalışanının yalnızca 2’ si Türk ve her dilden ve ülkeden insanın çalıştığı global bir ajans. Şirket, Philips’ in tüm ürünlerini tasarlamanın yanında talep eden diğer şirketlere de hizmet veriyor. Şirket üç alanda tasarım geliştiriyor.

1- Küçük ve büyük medikal cihazlar
2- Aydınlatma
3- Life style ürünler (Mutfak eşyaları, traş makineleri, tv, ütü v.b. ürünler)

Özgür Taşar ile yaptığımız küçük sohbet beni çok heyecanlandırdı. Bir türk olarak onlarla gurur duymanın yanında geleceğe yön veren ürünleri tasarlayıp, seneler sonrasının ürünleri üzerinde çalışan bu değerli adamı gelecekte yaşayabildiği için kıskandım.

Özgür, Eskişehirli ve 2000 yılında ODTÜ Endüstriyel Tasarım bölümün mezun olduktan sonra 3 yıl kendisinin ifadesi ile idealist bir ODTÜlü olarak üniversitesinde öğretim görevlisi olarak hizmet vermiş. Ardından yurt dışında alanıyla ilgili olarak deneyim sahibi olmanın önemli olduğunu düşünerek aynı okulun aynı bölümünden mezun olduğu ve orada tanıştığı hayat arkadaşı Mine ile birlikte Dünya’ nın en değerli tasarım okuluna master programı için kabul edilmiş. Özgür, İleri ürün tasarımı master programına kabul edilirken, Mine de etkileşim tasarımı programına giriyor.

İsveç’in kuzeyinde, soğuk bir iklime sahip Umea şehrinde bulunan Umea Institute of Design, her yıl 3 ayrı master programı için dünyanın her yerinden yalnızca 30 öğrenci kabul ediyor. Okul, master programına kabul etmek için oldukça değerli tasarımlardan oluşan bir portfolyo göstermenizi şart koşuyor.

Yaşamı için çok değerli gördüğü 2 yılını bu okulda harcayan Özgür, okulu için şunları söylüyor; “24 saat açık olan okulda tasarlayacağımız tüm ürünleri hayata geçirebiliyorduk. İhtiyacımız olan tüm malzeme okul tarafından karşılanıyordu. Okulda fotokopi v.b. cihazlar kullanıma hazır bir şekilde öğrencilerin hizmetine verilmişti. Kimseyle iletişim kurmadan bu araçlardan da faydalanabiliyorduk. Hatta okulda eksik gördüğümüz öğrencilerin ihtiyacı olan bazı birimleri kendimiz inşa edebiliyorduk. Örneğin öğrenciler kendi çabaları ile okula bir sauna ve ihtiyaç duyulan özelliklerde bir mutfak inşa etmişti. Bunları yapmak için kimseden izin almamıza gerek yoktu.

Bana göre, okul bir öğrenci için en çok gerekli olan öğrenci-marka yakınlaşmasını sağlamak adına oldukça önemli bir ilkeye sahip. UMEA da okuyan öğrenciler tasarım çalışmaları için markaları ikna etmek ve onlardan sponsorluk almaları için teşvik ediliyorlar. Özgür 2 yıl zaman zarfında çok sayıda İsveç markası ile çalışma fırsatına sahip olmuş. Bunun yanında Electrolux, LG ve mezuniyet projesi için Nokia ile çalışma fırsatına erişmiş.

Özellikle Nokia, sonrasında kendisine iş teklifinde bulunduğu için mezuniyet projesini anlatmasını istedim Özgür'den.

Projeleri hayata gerçimek için öncelikle fikri bir sunum halinde iletmek gerekiyor. Bu noktada öğrenci marka ile kendi başına iletişim kuruyor ve ikna etmeye çalışıyor. Ben Nokia ile mezuniyet projem için iletişime geçmiştim. Beraber çalışma isteğim kabul edildi ve Nokia sponsor olarak Helsinki seyehatlerimizi (3 kez) ve diğer tüm masraflarımızı karşıladı. Projemin adı Nokia One’dı. Konsept eğlence ve iletişimi ev ortamında insancıl bir şekilde birleştiren ve cep telefonuna entegre eden bir ürün tasarımı. Proje için Nokia’yı tercih ettim çünkü mobil telefonlar bir çok insan için anahtar ve kimlik gibi vazgeçilmez bir halde. İletişim ve eğlence bir aletin içinde birleşmiş durumda. Evlerimizde, tv, bilgisayar, telefon, müzik seti ayrı bir şekilde çalışıyor ancak tüm bunlar birlikte çalışabilirler. Tüm bu dijital sistemleri aynı rahatlıkta kullanabileceğimiz bir sistem tasarlamıştım. Mezuniyet sonrasında Nokia ve Philips'den iş teklifi aldım.

Bu proje sonrasında aldığı iş tekliflerinden Philips’ i değerlendiren Özgür’ ü hemen ardından Mine takip etmiş ve ikisi de halen çalıştıkları Philips Design’ da 2005 yılında çalışmaya başlamışlar. Özgür LG ile yaptığı iş görüşmesini anlatarak bizi biraz gülümsetti sohbet sırasında. Aktarmak istedim sizelere

LG’nin tasarım studyosu Milan’ da. Uçak masrafını karşıladılar. Gittim. Görüştük.Uçak için önceden kendi cebimden harcadığım parayı zarfın içerisinde geri ödediler. Zarfı aldım ve hiç açmadım. Taksiye bindim dönüyordum. Sonrasında zarf biraz kalın geldi. 4500 Euro vardı. Halbu ki ben 4500 İsveç Kronu harcamıştım. İsveç’ in de Euro kullandığını düşünerek bir hata yapılmış olduğunu anladım. 10 katı fazla para vermişlerdi bana. Taksiyle dönüp parayı geri verdim.

Okul sonrası neden Türkiye’ye dönmediklerini merak ettim açıkcası. Özgür, okul deneyiminin ardından yurt dışında alanımızla ilgili bir de iş deneyimi yaşamayı çok değerli bulduk diyerek merakımı giderdi hemen.

Philips Design’ ın tasarım merkezi Eindhoven’ da ve Özgür ilk olarak orada Product Designer olarak göreve başlamış. Şu an Amsterdam’ da “Senior Product Designer” olarak gelecekte kullanacağımız ürünleri tasarlıyor. Özgür ve Mine’ nin yaptıkları çok sayıda tasarlanmış Philips ürününü evlerimizde ve/veya iş yerlerimizde kullanıyoruz. Bizimle birlikte tüm dünya da bu ürünleri kullanıyor elbette. Kullanmaya da devam edecekler.

Özgür işiyle, yaşadıkları ile ve tercihleri ile söylediklerini kısa kısa not aldım ve aldığım şekliyle sizlerle paylaşıyorum.

Bugünün, yakın geleceğin ve uzak geleceğin ürünlerini tasarlıyorum. Sürdürülebilir teknoloji ve tasarımları üzerine de çalışıyorum yoğun olarak. Kendi kendini besleyen ve dünyaya zarar vermeyen ürünleri tasarlıyorum. Bir kaç ay önce Moskova da yeni bir ürünün lansmanı oldu. Olumlu tepkiler aldık. Şu an benim tasarladığım ürünler uluslararası satış mağazalarında satılıyor ve satılmaya devam edecek.

ODTÜ de okuduğum yıllarda yalnızca bir kez yurt dışına çıkabilmiştim. Ama Avrupadayken sürekli olarak gezebiliyorduk. Okul bu gezileri ücretsiz olarak sunuyordu. Yalnızca Avrupa ülkeleri değil, diğer kıtaları da görme şansı yakaladık.”

“Günümüzde tasarım yükselen bir trend iş dünyası tasarımın öneminin farkına varıyor. Farklılaşmanın aracı olarak görülüyor. Örneğin 10 yıl önce zor durumda olan Apple’ı tasarım kurtardı diyebiliriz. Philips ürün tasarımı konusunda öncü bir firma. Her yıl 50’nin üzerinde ödül kazanıyoruz.


Umea Institute of Design, biz ve bizden önceki türk öğrencilerden çok memnun kaldı. Okul yöneticisi, Türk öğrencilerin okulları için çok değerli olduğunu ve sonra ki yıllarda Türkiye’den yapılacak başvurulara öncelik tanıyacaklarını dile getirmişti, şu anda okulda 5 türk öğrenci bulunuyor.

5 yıl sonrasının bilgisayarını, 10 yıl sonrasının traş makinesini ve henüz hiç kullanmadığımız farklı bir ürünü geliştirmek için çalışan bu iki başarılı Türkle yaptığım sohbet bana çok şey kattı ve çok şeyi düşünmeme sebep oldu açıkcası. Kendime acaba Türkiye’de kalsalardı ne olurdu diye sormadan edemedim.

Teşekkürler Özgür ve Mine.

Doğalgaz sızıntısından ölen 7 gencin arkasından dönenler

Category: ,

01.01.2009'un sabahında Türkiye'yi sarsan haberle uyandık. Ankara'da Bilkent Üniversitesi'nde okuyan 7 gencimiz yılbaşı kutlaması için toplandıkları evde kombinin bacayla olan bağlantı borusunun yıpranması sonucu hayatlarını kaybettiler. Gençlerin aileleri hiç yere hayatını kaybetmiş yavrularının ölüm haberlerini sindirmeye çalışırken, çıkan haberler ve olaylar bir kez daha sarsılmalarına neden oldu.

Gençlerden ikisinin cenazesinin karıştırılması faciası yetmemiş gibi şimdi de yaptığı gaflarla ortaya çıkan Başkent Doğalgaz Genel Müdür'nün açıklamaları "bu kadar da pişkinlik olmaz" dedirten cinste. Müdür, hayatlarını kaybeden 7 gencimizin yarı çıplak olarak bulunduğunu öne sürmüş, gazetecilerin sorusundan bunalınca. Yetmemiş cumaya yetişebilmek için de soruları geçiştirmiş. Polisin yaptığı açıklamaya göre ise, gençlerin giyinik olduğu doğrultusunda.

Diğer bir can sıkıcı durum ise, Vakit gazetesinin bu haberi "İsrail’in Gazze’ye yönelik katliamına rağmen yılbaşını kutlayan duyarsız çevreler, çeşitli rezaletlerin yanı sıra facialara da sebep oldular. Ankara'da yılbaşını kutlayan kızlı-erkekli 7 öğrenci, sızan doğalgazı fark edemeyince gaz zehirlenmesi sonucu hayatını kaybetti" şeklinde vermesi, kızlı erkekli arkadaşların bu şekilde eğlenmesinin sonucunun ölüm olacağının meşru olduğunu göstermesi, sinirleri daha da gerdi.

Dinden bu kadar anladığını cumaya giderek, savaşın günah olduğunu, sözleri ve eylemleriyle icra edenler, sözüm size... o masumların arasında kendinizden birilerinin de olabileceğini unutmamanız, hayatın ne zaman ve nerede son bulacağını bilemediğimizi ve ölü insanların arkasından saygıdan en azından konuşulmaması gerektiğini benden iyi biliyorsunuzdur. İftira atmanın sevabını bana gösterin ki yaptığınız bu ayıbı makul karşılayalım. Hangi zihniyet bu durumu kabullenebiliyor onu da merak ediyorum. Vakit gazetesini ve Başkent Doğalgaz Müdürü'nü vicdanlarına sığınmalarını ve konuşmak yerine gençlerin ailelerine yardımda bulunmalarını öneriyorum.

Harika bir sunum

Category: ,

Yaklaşık 2 hafta önce sevgili dostum Tuğçe Esener elinde laptopu ile, bir sunum hazırladığını ve bunu benimle paylaşmak istediğini söyleyerek bana geldi. Kahvelerimizi içerken baktığım sunum gerçek anlamda yüreğimin atışlarını hızlandırdı ve yaklaşık 3 saat sunum üzerinde konuşma fırsatı buldum Tuğçe ile. Zira reklam tasarımları tarihini konu olan harika sunum, üzerinde saatlerce konuşulmaya değer güzellikteydi.

Tuğçe'nin 4 gün önce Slideshare' de paylaştığı ve 2 saat içerisinde eğitim kategorisinde ve slideshare.net ana sayfasına taşınan sunumu ile ilgili minik hikayeyi yazmak istedim.

Tuğçe sunumu Bilgi Üniversitesi'n de bir reklam tasarımı dersi için hazırlıyor aslında. Bu sunum O'nun için bir proje (ödev). Aynı zamanda, benim de tanışma fırsatı bularak derslerine katıldığım Kadir Has Üniversitesi'nde ki öğrencilerine anlattığı konular da bu sunumun parçaları.Yaklaşık olarak 3 ayını harcadığını ve araştırma yaptığını hemen söylemeliyim. Kendisi için reklam tasarımı tarihinin en çekici yılları 1900- 1950 arası dönem. Rekabetin ve pazarlama iletişiminin olmadığı bir dönemde reklam adına ortaya konmuş saf çabaların değerli olduğunu düşünüyor Tuğçe. Çok sayıda markanın reklam tarihlerine kıyaslayarak göz atabileceğimiz sunumu için "Coca Cola' nın Pepsi'siz var olamayacağını ve Coca Cola' nın bugün ki pazarlama iletişimini Pepsi'ye borçlu olduğunu net olacak görebiliyorsunuz" diyor Tuğçe.

Sunumu üniversitede ki dersinde sunduktan sonra izleyenlerin sunumu istediklerini ve CD ile kendilerine ilettiğini ancak talebin artması üzerine slideshare.net'e yüklemek zorunda kaldığını söylüyor Tuğçe. Aslında Slideshare' e yüklemesinin ardından da çok kişinin ilgisini çekmesi sunumun ne kadar değerli olduğunu gözler önüne seriyor bana kalırsa. "History of Advertising" adlı sunum şuan itibariyle 2087 görünüm elde etmiş ve 43 kez favori yapılmış. Tuğçe paylaşımı sonrası maillerin yağdığını ve linkedin.com adresinden çok sayıda kişinin kendisini eklediğini de ekliyor söylediklerine.

Tuğçe'yi bu harika sunumu ve emeğinden dolayı tekrar tekrar tebrik ediyorum. Bu sunum benim açımdan da çok heyecan verici kesinlikle.

Sizi sunumla başbaşa bırakıyorum. Lütfen üzerinde düşünerek slidelara gözatın.

Stilistliğini Konuştur!

Category: ,

Barbie bebeklerimle oynadığım dönemlerde, onların uzun saçlarına çeşitli şekiller vermemin yanında, anneannemin eskimiş ince çoraplarından modern elbiseler dikerdim. Kol yapmayı bilemediğimden genelde tüm kıyafetler straplez olurdu. Ama çocukluk hayalimi şimdi bebeklerin üzerinde değilde, bir internet sitesinde gerçekleştirdim. polyvore.com sayesinde artık seçtiğim kıyafetlerin kolları var:)
Renklerle aranız nasıl? Peki kıyafetlerle? Uyumlu mu giyinirsiniz? İşte size üzerinizde denemeden en şık kıyafetten, en bohemine kadar kiyafet seçenekleri. Sadece kıyafetle sınırlı değil, çeşitli takılar, makyaj malzemeleri, şapkalar, ayakkabılar, çantalar, dekorlar... Türkçe seçeneği bulunan bu sitede setler oluşturarak yarışmalara katılabilir, renklerin birbiriyle uyumunu inceleyebilir, hangi kıyafeti nereden ve ne kadara alabileceğinizi öğrenebilirsiniz. Seçtiğiniz setlerdeki nesneleri girerken, farklı sitelerden nesneler önünüze geliyor. Setlerdeki nesneleri aratırken ingilizce aratmayı unutmayın, seçeneğiniz çoğalır.

İstatistikleri gözden geçirelim:
Polyvore, Şubat 2007'de yayın hayatına başladı. Her ay yaklaşık 1.6 milyon ziyaretçisi var. Ayda 65 milyon kez tıklanıyor ve kayıtlı 440 bin üyesi var. 3.7 milyon ürünle 3.8 milyon "set" oluşturulmuş.

Mağazanı oluşturmak için buraya tıkla.

Webrazzi TV' nin Virgül ziyareti

Category: , , ,



Arda Kutsal, geçtiğimiz hafta, 3 ayın ardından Noktacom Medya İstanbul Ofisi ziyareti ile Webrazzi Tv için program çekimlerine başladı. Arda Kutsal' ı ağırlamaktan çok mutlu olduk.

Related Posts with Thumbnails