23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayram' ında konuk yazar almayı planlamıştık. Konuk yazarımız canım kızım Hande Betül oldu. Ancak yazarımız henüz yazı yazmayı bilmediği için annesinden (Aytül) kızımla bir röportaj gerçekleştirmesini istedim. Beni kırmadığı için Aytül'e teşekkür ederim.
Kızıma minnettarım.
Tüm dünya çocuklarının bayramını kutluyoruz.
Keyifle okumanızı diliyoruz.
Aytül : 23 nisan hakkında ne düşünüyorsun? Hande Betül : Çok güzel. İçimde mutluluk var, okula gitmeyi çok seviyorum, şiir öğrenemedim ama winx kitaplarını çok seviyorum. Aytül : Büyüyünce ne olacaksın? Hande Betül : Balerin. Aytül : Niçin? Hande Betül : Çünkü zayıflatır insanı, çok güzel olurlar balerinler. Bir de parlak elbiseleri vardır. Aytül : Arkadaş olmak nedir? Hande Betül : Anneler oyuncaklarımızı paylaşınca çok sevinirler, bazen kızar ya da kavga ederiz, küsebiliriz de. Ama arkadaşlarımızı çok severiz. Aytül : En iyi arkadaşların kimler? Hande Betül : İrem, Nisa, Kezuş, Çağan, Berrak, Berk, Almila, Barış, İlke. Aytül : Nasıl bir dünya hayal ediyorsun? Hande Betül : Ankara gibi bir dünya olmalı. Kuğulupark olmalı. Çok çeşitli minişler olmalı. Bir sürü miniş evi olmalı. Winxler olmalı. Kötüler olmasın. Kelebek ve uğurböcekleri olsun. Alınacak pek çok şey olsun. Kalbimde çiçekler olsun. Kaydıraklarda neşeli çocuklar olsun. Kocaman havuzlar olsun. Aytül : Başbakan nedir? Hande Betül : Polis demektir. Aytül : Sen başbakan olsan ne yapardın? Hande Betül : İnsanlara çok iyi davranır, uyumlu olurdum. (Hande Betül cevabı sonrası ekliyor; Bilmediğim şeyleri sorma bana. Hayvanlarla ilgili ya da ingilizce bir şeyler sor.) Aytül : En sevdiğin hayvan? Hande Betül : Köpek, zürafa, tavşan, leylek, devekuşu, ördek, balık, su kaplumbağası. Aytül : Eline sihirli bir değnek versek peki, ne yaparsın? Hande Betül : Herkesin istediğini yaparım. Çocuklara şeker, pamuk şeker veririm. Herkese dilek diletirim. Uçurtmalar hediye ederim. Aytül : Sen çok şanslı bir çocuksun, her çocuk senin kadar şanslı olamayabilir. Senin kadar çok oyuncağı olmayan çocuklara ne yapmak istersin? Hande Betül : Oyuncak almak ve paylaşmak isterim onlarla ama minik bebekler odamızı dağıtır ve annelerimiz toplar ama ben odamın ve oyuncaklarımın dağıtılmasını hiç sevmem. Minik bebekler zaten çok yaramaz olur. Annelerimiz onlar yüzünden bize kızar. Aytül : Bize bir şarkı söylesen. Ne söylersin? Hande Betül : "yurtta aşk,cihanda aşk,her yerde aşk bundan sonra...(ben kopuyorum bu şarkıdan sonra) Aytül : Kendini anlatır mısın bize? Hande Betül : Oyuncaklarıma çok iyi davranırım. Anne ve babamdan bir şey isterken "paramız var mı?" diye sorarım. Babam çok uyumludur, beni arabasında ön koltuğa oturtur. İstanbul' da gemiye bindirdi. Uçağa da bindik babamla. Konuşuruz, sohbet ederiz. Annem kahvaltı hazırlar bana, temizlikte ve eşyaları toplamada anneme yardım ederim. Annem bazen kızar bana. Oyun oynarız, her zaman bişeyler alırız. Annemle sirke gittim. Gezmeye gidince çok mutlu olurum ben. Arkadaşlarımla oyun oynadığım zaman da çok mutlu olurum. Babamı ve İrem'i çok özlüyorum. Ankara' ya taşındığımız zaman çok mutlu olucam. Aytül : Bu dünya da en çok istediğin şey ne? Hande Betül : Üçlü miniş, evli miniş, okullu miniş...babam alır bana, pahalı olunca annem almaz bana. Maaşını alınca annem de bana söz verdi, Bloom alacak. Annemle yatmaktan çok mutlu oluyorum. Anneciğim seni çok seviyorum. Aytül : Çevre kirliliği nedir? Hande Betül : Bazen herşey kirli olur, bazen yaramaz çocuklar etrafı kirletir, anneler "bu odanın hali ne böyle" der. Odamızı toplamadan uyumayız. Ben tek başıma yatmayı hiç sevmem çünkü korkarım. Aytül : Röportajla ilgili son cümlelerin ne olcak? Hande Betül : Çok dua öğrendim ben. Babaannem onun için bana çok şey alacak. Çok güzelim, çok uysalım, çok sevimliyim. Bir de çok akıllıyım. Babama ve babaanneme benziyorum. Herkesi çok seviyorum. Babacığım seni çok özledim. Hemen gel Konya'ya. At binmeye gidelim yine.(tv'de "Ozmo Ozmo Ozmo, bu lezzet bir harika" şarkısına dalıp şarkıyı söylemeye başlıyor)
Crenvo Bilişim Danışmanlık' ın yapmış olduğu internet Girişimleri Marka Araştırması - Nisan2009 sonuçları Analist Arda Kutsal tarafından paylaşıldı. Kişisel olarak sonuçların son derece önemli olduğunu düşünüyorum. Yorumlarını size bırakacağımız marka araştırmasını incelemenizi öneririm.
Bir kaç yıl öncesine kadar markaların bloglar ile nasıl iletişim kuracağı konusunda kimsenin elle tutulur bir fikri yoktu Türkiye'de. Zaman ilerledikçe, çalıştığım sektör nedeniyle, markaların blog yazarları ile nasıl iletişime geçeceklerini çok fazla sormaya başladıklarını gözlemledim. Bu konuda ajanslarına sürekli sorular sorarak, onlardan strateji belirlemelerini, fikir üretmelerini istediler.
Bugün artık bloggerların etkin bir şekilde kullanılabildiği çok değerli projeleri ve bu projelere ajansları ile birlikte imza atan markaları sayabilme şansına sahip olduk.
Tüm bu projeler, profesyonel işimin yanı sıra, amatör bir ruhla devam ettiğim blog yazarlığının da ikinci bir mesleğim olduğunu bana öğretmeye başladı.
Hangi markaların hangi projelerle bloggerlarla iletişim kurduğu konusunu bu yazının dışında bırakacağım ancak Cafe Crown markası için uygulanan iletişimden bahsetmeden geçemeyeceğim. Zira bu iletişim, sadece bloggerlara değil blog okuyucularına da yönelik bir çalışma ve oldukça keyifli.
Cafe Crown çok sayıda blogger ile bu iletişimi kurdu elbette ki. Bu bloglardan birisi de "mothandmoth" oldu.
Cafe Crown'un event ajansı benimle iletişime geçtikten 1 saat sonra, bloggerlar için hazırlanmış, içerisinde kahve çeşitleri ve promosyon bardağı olan hoş bir kutu geldi ofisime. Hız kesinlikle inanılmazdı. Bu paketin içerisinde, bu yazının sonunda seyredebileceğiniz, blog yazarına özel hazırlanmış bir video da bulunuyordu. Hoptekle.com sitesi ile yürütülen marka iletişiminin bir parçası olarak hazırlanmış blog paketinin tasarımı ve video süprizi son derece hoş olmuş kesinlikle. Ancak blogger iletişiminin en zekice hazırlanmış kısmı bu değil.
Cafe Crown, gönderdiği pakete yazara hitaben bir kart eklemiş. Kartta yazan şu paragraf ilgi çekici kılıyor bu projeyi;
"...Bizzat denemeniz için size gönderdiğimiz Cafe Crown çeşitlerinin dışında; bloğunuzu takip eden, yorumlar yazan ve ya farklı katkılarda bulunan en sıkı 20 okuyucunuza da aynı ürünleri sizin adınıza göndermek istiyoruz..."
"Saygılarımızla" ifadesiyle son bulan hitap bana sorarsanız sıkı ve sıcak bir iletişimin başlangıcı için iyi düşünülmüş.
Şimdi bu noktada kimlere mothandmoth adına paket gitmesini isteyeceğimizi bildirmem gerekiyor. Biz de bu yazıyı okuyan ilk 20 kişinin bu paketin sahibi olmasını istiyoruz.
Lütfen bu içeriği okuduktan hemen sonra "mothandmoth@gmail.com" adresine isim, soyisim ve adresinizi yazınız. Bu iletişimin nasıl bir haz verdiğini kahvenizle birlikte tatmanızı istiyoruz çünkü.
Ve artık Cafe Crown'un paketinden çıkan hoş videoyu seyredebilirsiniz.
Davet üzerine katıldığım bir grup bloggerle çıktığımız harika bir deneyimdi Rixos Premium Belek. Kapıda kolonya ve lokumla kaşılama merasimi sonrası, odalarımıza kadar çıkarıldık.
Otelde 160 marka ile 12 ay boyunca faaliyet göstermekte. Ayakkabıdan tutunda, iç giyim, gece kıyafetleri ve aksesuarlara kadar bir çok ünlü ve tanıdık marka var.
Kahvaltı, öğle ve akşam yemekleri her tür damak tadına hitap eder şekilde. Akşam yemeğiniz eşliğinde Dancing Water'la ışıkla dans eden suları ve suya yansıtılan görüntüleri izleyebilirsiniz. Akşamları oyun salonunda eğlenmek isteyebilir, discoda sabaha kadar dans edebilirsiniz. 3 gün üstüste gittiğimden midir bilmem disco müzikleri sürekli kendini yenilemeye başladığından üçüncü gidişimde dans etmekten çok lobide güzel bir türk kahvesi içmeyi tercih ettim. Bu arada lobide, denemesem de Rixos Kahve'yi denemenizi tavsiye ediyorum.Rixos'un kendine ait bir kahvesi var ve tamamen unutkanlıktan bu tadı kaçırdım. Su parkı Troyaqua, Truva konseptini yansıtan alışılmışın dışında olduğunu düşündüğüm bir eğlence yeri. Tarih itibariyle açık olmamasından gezme fırsatı bulamasam da, gördüğüm dev su kayakları müşterilerine eğlencenin doruğunda bir tatil çıkarmalarını hedefliyor. Dolphinarium, 3 yunus, 2 balina ve 1 su aygırı eşliğinde büyük küçük herkese keyifli anlar çıkartıyor. Yaklaşık 45 dakika süren gösteri sonunda, fotoğraf çektirebilir, dileyen müşteriler de yunuslarla yüzme deneyimi yaşayabilir.
Bu güzel otel deneyimimin yanı sıra harika dostlar edindim. Bir kısmını şahsen, bir ksımını friendfeed ve bloglarından tanıdığım bloggerlarla keyifli bir tatil geçirdim. Her birine tekrar teşekkür etmek isterim: Eyüp Kaplan: Göstermiş olduğunuz nezaket ve misafirperverlik için sonsuz teşekkürler.
Uğur Özmen ve Şule Özmen: Uğur "Abi" diyorum artık size hocam yerine. Önerdiğiniz biraya ters limon bardağını en kısa zamanda deneyeceğim:) Şule Hocam, güzel sohbetiniz ve zerafetinizle göz bebeği oldunuz. Bu kadar neşeli bir çift daha herhalde bir daha göremem. Sohbetinize ve bilginize sağlık.
Müge Cerman: Müge Ablacım, sürekli sağlımı düşünmen ve öğütlerde bulunman elini tutma isteğimi pekiştirdi:) Öğütlerin için bir kez daha teşekkür ederim. Manalı bakışlarını unutmayacağım. Benle konuşacağın mesele için de İstanbul'a özel olarak geleceğim:)
Devletşah Özcan ve Barış Özcan: Devletşah ben sarı demiştim kesinlikle:) Yediğim leziz ayva tatlına ve içine sığmaz enerjine bayıldım. Dostluğun ve hikayen için çok teşekkür ederim. Barış, çektiğin fotoğraf ve videolar için teşekkürler. Ellerine sağlık.
Burcu Tüzün: Burcucum, herhalde senle en eğlendiğimiz yer discodur. Bu kadar büyük kahkahalar en çok senle atılabilirdi. Yine de "olsun olsun herkesin başına gelebilir" diyelim:) Dostluğun ve değerli paylaşımların için çok teşekkürler.
Eren Kumcuoğlu: Erencim, senle kesinlikle discoya gitmek gerek:) Eğlenceli geceler ve arkadaşlığın için sonsuz teşekkürler. Ancak ilk gece taşıdıklarımız için iyi bir iş birliği yaptığımız kesin;) İstanbul'da kahve sözünü unutmadım:)
Burak Bayburtlu: Güneşte en az benim kadar yanabilen siyahlı adam Burak. Sağlığım için göstermiş olduğun inceliği unutmayacağım. Umarım seninki de iyi olmuştur. Disco gecelerine dikkat et...:)
Burak Dönertaş ve Meryem Dönertaş: Burak, sendeki resimlerimi derhal istiyorum:):) Meryemcim, güzel yüreğinle içimi ısıttın, hoş sohbetinle çok eğlendim. Tezime gösterdiğin ilgi için de ayrıyeten teşekkür ederim sana. Hayat konsundaki öğütlerini ve iyi dileklerini hiç unutmayacağum. İlk ziyaretimde sendeyim:) Mutluluğunuz daim olsun güzel çift.
Dinçer Keskinpala: Dinçer senle yolculuk etmek çok keyifli, her ne kadar sürekli uyuduysam:) Sanırım ikimizinde aklından çıkmayacak güzel bir anımız var: Otogardaki Sabri Abi! Aklıma gelir hala gülerim. Nezaketin çok teşekkür ederim.
Harun Pekşen: Şen şen Pekşen:):) Sevgili komşum. Senin için yazacak çok şeyim var ama...:) Eğlenceli dostluğun ve paylaşımların, sorduğum sorulara mantıklı yanıtların için pek pek teşekkürler. Sağlığımla ilgili mütemadiyen ilgin için de ayrıyeten teşekkürler, çok naziksin. Ama 5-2 yi de söylemeden geçemeyeceğim. Savunmaların konusunda TINNNN....:):):)
Metin Kahraman: Metincim, sanırım geldiğimiz ilk günü hiç aklımızdan çıkarmayacağız. Ama alacağın olsun ki evine geldiğimde aynını yapamayacaksın:) Dostluğun, paylaşımların için çok çok teşekkür ederim. Bokowski olayı da Harun, sen ve ben aramızda haaa:) Şaraplı gecemiz de pek bir hoştu. Tekrarlamak dileğiyle. Şopardan sevgilerle abicim:)
Y. Emre Güzer ve Duygu Güzer: Sizleri tanımak çok güzledi. Gecelerde çok göremesem de gündüz havuz sefası sonrasında doktor sefasında kaderlerimiz aynı oldu:) Görüşmek dileğiyle.
Murat Kahraman: Murat toplantı odasındaki futbol muhabetlerini ve discodaki Denizle dansınızı unutmayacağım:) Çok memnun oldun tanıdığıma seni.
Deniz Kahraman: Deniz, kaderdaş demek istiyorum sana. Ankaralı, eski Avivalı...:) Senle sohbet çok keyifliydi tekrarlamak isterim en kısa zamanda. Heyecanlı haline bayıldım:) Çok memnun oldum tanıdığıma seni.
NOT: İsimler, herhangi bir sıra gözetilmeden yazılmıştır. Fotoğraf ve video katkısı nedeniyle devletşah'a kocaman teşekkür.
Dünya Kadınlar Günü, ilk kez 1800'lü yıllarda çalıştıklarının karşılığı almak için grev yapanlar kadınlar sonrasında ortaya çıkmış bir gündür. 1800'lü yıllardan beri emeklerinin karşılığını almak isteyen kadınlar, 1907'de bulundukları tekstil fabrikasında greve başlıyor ve fabrika yöneticileri diğer fabrikalara da grevin sıçramaması için kadınları fabrikaya kilitliyor. Ancak işler umdukları gibi gelişmeyip içerde yangın çıkıyor ve kaçmayı başaramayan 129 kadın işçi yanarak ölüyorlar.
Aynı yllarda bir çok kolda kadınlar bugün olduğu gibi, eşitlik, özgürlük, seçme seçilme, çalışma saatleri ve koşulları, ücretlendirme gibi konularda bir araya gelmeye başladılar.
Dünya Kadınlar Günü ilk kez, 26-27 Ağustos 1910’da Kopenhag’da düzenlenen Uluslararası Sosyalist Kadınlar Konferansında ortaya atıldı ve kabul edildi. Bir çok ülkede her yıl kutlanmaya başladı. İsveç’te ise 1912 yılından itibaren kutlanmaya başladı.
İki dünya savaşı yılları arasında bazı ülkelerde kutlanması yasaklanan Kadınlar Günü, 1960’lı yılların sonunda Amerika Birleşik Devletleri’nde de kutlanılmaya başlamasıyla daha güçlü bir şekilde gündeme geldi. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 1977 yılında 8 Mart’ın Dünya Kadınlar Günü olarak kutlanmasını kabul etti.
İlk kez 1921 yılında "Emekçi Kadınlar Günü" olarak kutlanmaya başlayan 8 Mart, 1975 yılında daha yaygın olarak kutlandı ve sokağa taşındı.
Türkiye Kadınları için İstatistikler:
1- Şehirlerde evli kadınların % 18’i, köylerde de % 76’sı eşleri tarafından dövülüyor. Türkiye'de şiddet mağduru kadınlar için 496 kişilik kapasitesi olduğu söylenen ve bugüne kadar 5512 kadına hizmet vermiş olan sığınma evlerinin 70 miyon nüfuslu Türkiye için az olduğu oldukça açık.
2- "Haydi Kızlar Okula" isimli eğitim kampanyasıyla 177.000 kzı çocuğu ilköğretime kazandırıldı.
3- 2003 yılında kadınların işgücüne katılım oranı yüzde 26.6. Bu oran kırsal yerlerde yüzde 39., kentsel yerlerde ise yüzde 18.5. 2002'de kadın işgücünde yüzde 9.9 olan işsizlik oranı, 2005'te yüzde 11.1'e çıkmış. 2002'de 517 bin olan kentlerde işsiz kadın sayısı 2005'te 553 bin olmuş.
4- OECD (Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü) ülkeleriyle ilgili resmi istatistiklere göre Türkiye kadın işgücü istihdamı açısından 116 ülke arasında 98’inci ülke olarak çok alt sıralarda yer almaktadır.
5- Aile içi suçların % 90’ını kadına karşı işlenen suçlar oluşturuyor.
Ankara'nın bürokratlarının yaşadığı en nezih semtlerinden birinde bile, miras kalan mallarda kadına pay verilmemesi, toplu yemeklerde en küçük gelin yemeği hazılar ve toplar, kadınlar hizmet ettikten sonra yemek yer, kadının evliyken ailesini görme hakkı kocaya saklı, kızın ev yemeği öğrenmesi için kayınvalidesinde bir kaç yıl kalması, kadınların herhangi bir sektöre dahil edilmemesi -sadece yemek, çamaşır, ütü sektörü çalışılabilecek tek iş alanı-, dışarı çıkarken eşlerinden izin almaları...gördüysem Türkiye bu gelenek göreneklerinden sıyrılacak da, AB'ye sunulacak Kadın Hakları Raporu kabul görecek. Daha istatistikleri aşamamışız. Bu yolda bizim yiyecek ne yazık ki çok fırın ekmeğimiz var.
Tüm kadınların 8 Mart Dünya Kadınlar Günü'nü kutluyoruz.
Bedük, son günlerde en çok dinlediğim albümün sahibi. Oldukça ilgi çekici tarzı ve herkesin ilgiyle takip ettiği klibi ile digital platformlarda en çok aranan sanatçılar listesinde üst sıralarda yer alıyor. 2. Klibinin çekimleri için hazırlanan Bedük'ün, klibi için digital ortamı çok aktif kullanacağını şimdiden haber verelim.
Ne hoş, ey güzel Tanrım, ne hoş Mavilerde sefer etmek! Bir sahilden çözülüp gitmek Düşünceler gibi başıboş. Açsam rüzgara yelkenimi; Dolaşsam ben de deniz deniz Ve bir sabah vakti, kimsesiz Bir limanda bulsam kendimi. Bir limanda, büyük ve beyaz... Mercan adalarda bir liman.. Beyaz bulutların ardından Gelse altın ışıklı bir yaz. Doldursa içimi orada Baygın kokusu iğdelerin. Bilmese tadını kederin Bu her alemden uzak ada. Konsa rüya dolu köşkümün Çiçekli dalına serçeler. Renklerle çözülse geceler, Nar bahçelerinde geçse gün. Her gün aheste mavnaların Görsem açıktan geçişini Ve her akşam dizilişini Ufukta mermer adaların. Ne hoş. ey Tanrım, ne hoş, İller, göller, kıtalar aşmak. Ne hoş deniz deniz dolaşmak Düşünceler gibi başıboş. Versem kendimi bütün bütün Bir yelkenli olup engine; Kansam bir an güzelliğine Kuşlar gibi serseri ömrün. O.Veli
Burak Büyükdemir ismi ile özdeşleşen Türkiye'nin internet adına ortaya konmuş en doğru ve en çekici projesi etohum, 31 Ocak 2009 tarihinde en değerli girişim projelerini seçiyor.
2008 yılı içerisinde etohum.com sitesinden açıklanan programa uygun olarak devam eden süreç gereği 15 girişimci Maçka’daki İTÜ İşletme Mühendisliği Fakültesi’nde açıklanacak. 6 saat boyunca dinleyicilerin keyifle takip edecekleri son derece güzel bir program katılımcıları bekliyor tahminimce. Başından beri desteklediğimiz etohum projesinin bu önemli gününde orada olacağız.
Kaçırmamanızı önereceğimiz bu günde tüm okuyucularımızı bu programa davet ediyoruz.
Birileri; “10 yıl sonra bu sokak lambasını kullanacaksınız” diyor ve sonra biz de tam 10 yıl sonra, o sokak lambasının ışığı ile aydınlanmaya başlıyoruz. Bunu söyleyebilen çok sayıda insan yok maalesef. Bir şans olmasından daha öte, bu fırsatı sağlayacak olan doğru meslek seçimi ve kariyer hedeflemesini gerçekleştirmek oldukça önemli.
İçinde bulunduğumuz hafta, geleceğimizi şekillendiren ürünleri tasarlayan çok değerli iki misafir ağırlama fırsatını yakaladım. Onlar Amsterdam' da yaşıyorlar. Mine Danışman ve Özgür Taşar çifti Philips Design da çalışan iki türk ürün tasarımcısı. Özgür şuan da “Senior Product Designer” olarak Philips’ in Life style ürünlerine deyim yerindeyse hayat veriyor. Mine ise medikal cihazlar için arayüz tasarımı geliştiriyor.
Philips Design, merkezi Hollanda da bulunan ve Amerika, Hindistan, Singapur gibi ülkelerde toplam 8 ofisi bulunan 550 çalışanı ile Philips’ten ayrı bir şirket. 550 çalışanının yalnızca 2’ si Türk ve her dilden ve ülkeden insanın çalıştığı global bir ajans. Şirket, Philips’ in tüm ürünlerini tasarlamanın yanında talep eden diğer şirketlere de hizmet veriyor. Şirket üç alanda tasarım geliştiriyor.
1- Küçük ve büyük medikal cihazlar 2- Aydınlatma 3- Life style ürünler (Mutfak eşyaları, traş makineleri, tv, ütü v.b. ürünler)
Özgür Taşar ile yaptığımız küçük sohbet beni çok heyecanlandırdı. Bir türk olarak onlarla gurur duymanın yanında geleceğe yön veren ürünleri tasarlayıp, seneler sonrasının ürünleri üzerinde çalışan bu değerli adamı gelecekte yaşayabildiği için kıskandım.
Özgür, Eskişehirli ve 2000 yılında ODTÜ Endüstriyel Tasarım bölümün mezun olduktan sonra 3 yıl kendisinin ifadesi ile idealist bir ODTÜlü olarak üniversitesinde öğretim görevlisi olarak hizmet vermiş. Ardından yurt dışında alanıyla ilgili olarak deneyim sahibi olmanın önemli olduğunu düşünerek aynı okulun aynı bölümünden mezun olduğu ve orada tanıştığı hayat arkadaşı Mine ile birlikte Dünya’ nın en değerli tasarım okuluna master programı için kabul edilmiş. Özgür, İleri ürün tasarımı master programına kabul edilirken, Mine de etkileşim tasarımı programına giriyor.
İsveç’in kuzeyinde, soğuk bir iklime sahip Umea şehrinde bulunan Umea Institute of Design, her yıl 3 ayrı master programı için dünyanın her yerinden yalnızca 30 öğrenci kabul ediyor. Okul, master programına kabul etmek için oldukça değerli tasarımlardan oluşan bir portfolyo göstermenizi şart koşuyor.
Yaşamı için çok değerli gördüğü 2 yılını bu okulda harcayan Özgür, okulu için şunları söylüyor; “24 saat açık olan okulda tasarlayacağımız tüm ürünleri hayata geçirebiliyorduk. İhtiyacımız olan tüm malzeme okul tarafından karşılanıyordu. Okulda fotokopi v.b. cihazlar kullanıma hazır bir şekilde öğrencilerin hizmetine verilmişti. Kimseyle iletişim kurmadan bu araçlardan da faydalanabiliyorduk. Hatta okulda eksik gördüğümüz öğrencilerin ihtiyacı olan bazı birimleri kendimiz inşa edebiliyorduk. Örneğin öğrenciler kendi çabaları ile okula bir sauna ve ihtiyaç duyulan özelliklerde bir mutfak inşa etmişti. Bunları yapmak için kimseden izin almamıza gerek yoktu.”
Bana göre, okul bir öğrenci için en çok gerekli olan öğrenci-marka yakınlaşmasını sağlamak adına oldukça önemli bir ilkeye sahip. UMEA da okuyan öğrenciler tasarım çalışmaları için markaları ikna etmek ve onlardan sponsorluk almaları için teşvik ediliyorlar. Özgür 2 yıl zaman zarfında çok sayıda İsveç markası ile çalışma fırsatına sahip olmuş. Bunun yanında Electrolux, LG ve mezuniyet projesi için Nokia ile çalışma fırsatına erişmiş.
Özellikle Nokia, sonrasında kendisine iş teklifinde bulunduğu için mezuniyet projesini anlatmasını istedim Özgür'den.
“Projeleri hayata gerçimek için öncelikle fikri bir sunum halinde iletmek gerekiyor. Bu noktada öğrenci marka ile kendi başına iletişim kuruyor ve ikna etmeye çalışıyor. Ben Nokia ile mezuniyet projem için iletişime geçmiştim. Beraber çalışma isteğim kabul edildi ve Nokia sponsor olarak Helsinki seyehatlerimizi (3 kez) ve diğer tüm masraflarımızı karşıladı. Projemin adı Nokia One’dı. Konsept eğlence ve iletişimi ev ortamında insancıl bir şekilde birleştiren ve cep telefonuna entegre eden bir ürün tasarımı. Proje için Nokia’yı tercih ettim çünkü mobil telefonlar bir çok insan için anahtar ve kimlik gibi vazgeçilmez bir halde. İletişim ve eğlence bir aletin içinde birleşmiş durumda. Evlerimizde, tv, bilgisayar, telefon, müzik seti ayrı bir şekilde çalışıyor ancak tüm bunlar birlikte çalışabilirler. Tüm bu dijital sistemleri aynı rahatlıkta kullanabileceğimiz bir sistem tasarlamıştım. Mezuniyet sonrasında Nokia ve Philips'den iş teklifi aldım.”
Bu proje sonrasında aldığı iş tekliflerinden Philips’ i değerlendiren Özgür’ ü hemen ardından Mine takip etmiş ve ikisi de halen çalıştıkları Philips Design’ da 2005 yılında çalışmaya başlamışlar. Özgür LG ile yaptığı iş görüşmesini anlatarak bizi biraz gülümsetti sohbet sırasında. Aktarmak istedim sizelere
“LG’nin tasarım studyosu Milan’ da. Uçak masrafını karşıladılar. Gittim. Görüştük.Uçak için önceden kendi cebimden harcadığım parayı zarfın içerisinde geri ödediler. Zarfı aldım ve hiç açmadım. Taksiye bindim dönüyordum. Sonrasında zarf biraz kalın geldi. 4500 Euro vardı. Halbu ki ben 4500 İsveç Kronu harcamıştım. İsveç’ in de Euro kullandığını düşünerek bir hata yapılmış olduğunu anladım. 10 katı fazla para vermişlerdi bana. Taksiyle dönüp parayı geri verdim.“
Okul sonrası neden Türkiye’ye dönmediklerini merak ettim açıkcası. Özgür, okul deneyiminin ardından yurt dışında alanımızla ilgili bir de iş deneyimi yaşamayı çok değerli bulduk diyerek merakımı giderdi hemen.
Philips Design’ ın tasarım merkezi Eindhoven’ da ve Özgür ilk olarak orada Product Designer olarak göreve başlamış. Şu an Amsterdam’ da “Senior Product Designer” olarak gelecekte kullanacağımız ürünleri tasarlıyor. Özgür ve Mine’ nin yaptıkları çok sayıda tasarlanmış Philips ürününü evlerimizde ve/veya iş yerlerimizde kullanıyoruz. Bizimle birlikte tüm dünya da bu ürünleri kullanıyor elbette. Kullanmaya da devam edecekler.
Özgür işiyle, yaşadıkları ile ve tercihleri ile söylediklerini kısa kısa not aldım ve aldığım şekliyle sizlerle paylaşıyorum.
“Bugünün, yakın geleceğin ve uzak geleceğin ürünlerini tasarlıyorum. Sürdürülebilir teknoloji ve tasarımları üzerine de çalışıyorum yoğun olarak. Kendi kendini besleyen ve dünyaya zarar vermeyen ürünleri tasarlıyorum. Bir kaç ay önce Moskova da yeni bir ürünün lansmanı oldu. Olumlu tepkiler aldık. Şu an benim tasarladığım ürünler uluslararası satış mağazalarında satılıyor ve satılmaya devam edecek.”
“ODTÜ de okuduğum yıllarda yalnızca bir kez yurt dışına çıkabilmiştim. Ama Avrupadayken sürekli olarak gezebiliyorduk. Okul bu gezileri ücretsiz olarak sunuyordu. Yalnızca Avrupa ülkeleri değil, diğer kıtaları da görme şansı yakaladık.”
“Günümüzde tasarım yükselen bir trend iş dünyası tasarımın öneminin farkına varıyor. Farklılaşmanın aracı olarak görülüyor. Örneğin 10 yıl önce zor durumda olan Apple’ı tasarım kurtardı diyebiliriz. Philips ürün tasarımı konusunda öncü bir firma. Her yıl 50’nin üzerinde ödül kazanıyoruz.”
“Umea Institute of Design, biz ve bizden önceki türk öğrencilerden çok memnun kaldı. Okul yöneticisi, Türk öğrencilerin okulları için çok değerli olduğunu ve sonra ki yıllarda Türkiye’den yapılacak başvurulara öncelik tanıyacaklarını dile getirmişti, şu anda okulda 5 türk öğrenci bulunuyor.”
5 yıl sonrasının bilgisayarını, 10 yıl sonrasının traş makinesini ve henüz hiç kullanmadığımız farklı bir ürünü geliştirmek için çalışan bu iki başarılı Türkle yaptığım sohbet bana çok şey kattı ve çok şeyi düşünmeme sebep oldu açıkcası. Kendime acaba Türkiye’de kalsalardı ne olurdu diye sormadan edemedim.
Yaşadığımız deneyimleri sizlerle paylaşıyor ve önemli gördüğümüz herşeyi aktarıyoruz.
Özellikle internet, pazarlama ve reklam dünyası, gittiğimiz yerler, gördüğümüz yenilikler, sevdiğimiz markalar ve işlerimizle ilgili konularda öğrendiklerimizi anında bu blogu takip edenlere ikram ediyoruz.