Dua

Category:


Bir küçük insan, minicik insan.

Sözsüz, soluksuz yaşadığı hayata, bir hediye gibi gönderilir. Tükenmeyecek enerjisi, bitmeyecek hırsı, geriye dönemeyeceği bir hayatı var olur. Kendisinden habersiz. Bir ismi bile yoktur ama hayatı vardır işte. Bedenine hükmedemez ama ruhu vardır işte. Anlatamaz derdini ama amacı vardır işte. Uzun yolculuğunun bitmeyeceği öğretilmiş gibi yaşamaya başlar. Soluk alıp vermeyi öğrenir öğrenmez rahatlar. Sımsıkı tutmayı öğrendiği minik elleri ile avcuna bırakılan her şeyi kavrar. Anlamsız gibi görülen her dudak hareketi daha hızlı büyümek için gösterdiği anlam dolu bir çabadır aslında. O’na acıyarak, severek, hoşgörerek bakan gözler vardır etrafında.

Ve bir göz daha vardır o anın kendisi adına da anlamını açıklayan bakışlarla kollarına bırakıldığında açlığını giderecek memeleri sütle dolu. Bir çift göz daha vardır, herkesinkinden başka gururla, sevgiyle bakan. Ömrü boyunca atacağı her adımda yanında olmak isteyen iki kişi. Bir şekilde isimsiz varlık ruhuyla tanır onları, bilir bir şekilde ömrü boyunca bu insanlarla olacağını sanki. Kelimeleri bilmese de herkesin içinde haykırır birisine anne diye, birisine baba diye.

Zerrelerinde dolaşan her neyse O’na aşkı ilham eder. Ruhu aşkı tanır, anlar, kavrar, görür, bilir, tanımlar. Aşk, yaratılan insanoğlunun içine üflenen ilk mefkure gibidir. Onsuz Allah’a da ulaşamaz ya. Garip midir, garib midir bilemediğim bir hisle aşkla bağlanır hayata varlık. Bu aşk sonrasında yapacağı her şey de, öğreneceği her bilgi de kullanacağı ilk veridir. Hücrelerinde ihtiyaç duyulan her an üretilen enzim, aşktır. Yürümesi için aşka, konuşması için aşka, koşması için aşka, her şey için aşka sarılır. Bu sebeple bebekler herkesten hızlı öğrenir, herkestan çok hatırlar. Aşkla yaptıkları için her şeyi. Hırsları yok olur zamanla. Aşkı severek büyür insan. O’na ilk an bakan iki farklı bakışla büyür.

Büyüdükçe yetmez kendi varlığı. Bakışların sayısını öğrenir. Kendisi, duyduğu aşkın karşılığını bulmaya çalışır. Yürüyen, konuşan, yemek yiyen, küçük varlık aşık olunma ihtiyacını öğrenir. O an bir şeyler değişir içinde. Eski alışkanlıkları, öğrendikleri her şey anlamını yitirir. Kocaman olmuştur içinde O’na duyulan aşk. Tıpkı cilve yapan bir kuş gibi etrafına “aşık olun bana” fısıltıları yayar. Herkesin O’nunla ilgilenmesini sever. İlgisi onunla ilgilenilmesi üzerinedir artık. Varlık, bir isme sahip olmasının yanında bir cisme de sahip olduğunu öğrenir sonunda. Varlığını anlamlı kılabilecek tek şeyin hala aşk olduğunu bilir. Kimseye sormadan bilir bir şekilde. Kavramayı öğrenen eli avcuna koyulan her şeyi tutmaz olur. Seçim yapar artık. Avcunda, avcuna uygun,ruhuna uygun bir şey bulmak ister. Merakla her şeye bakan gözleri de göreceği her şeyi ayırt etmeye başlar. Tadına bakması için etrafına konmuş hiç bir şey eskisi kadar ilgisini çekmez.

Yalnız uyumanın ilk çilelerini o yaşlarda yaşar. Yalnız kalmaktan korkar. Korku, insanın tam anlamıyla tanımladığı ikinci histir. Aşk ve korku ile yaşamaya alışması gerektiği gibi aşkla ve korkuyla da yaşamaya alışması gerekir. Yalnız uyuma korkusu büyür. Yalnız oyun oynamak istemez, yalnız yemek yemez.

Yalnız bırakılmamıştır ki zaten o güne dek neden şimdi yalnızlıktan korksun ki...Bir anlamı olduğunu öğrenmesi için ömrü yetmeyenler bile vardır.

Aşk korku ile karışınca his kaymaları başlar yürekte. Bazen korkuyla bazen aşkla tepki veren varlığın davranışları olmaya başlar. Davranış, ilk kez ortaya koyduğu varlık iradesidir. Seçimleri ilk kez netleşir. Kimi zaman ona aşkla bakan iki insan bunu anlamakta gecikmiştir. Aslında doğru eğilip bükülmemiş ruh, ne zaman aşkını ne zaman korkusunu kullanarak davranış göstereceğini anlamak için kendi ile uğraşır sürekli.

Anlaşılmak kaygısı oluşur içinde insanoğlunun. En büyük endişesi ilk o zamanlar bu iki hissin karmaşasından ortaya çıkar, filizlenir. Kendini tanımlamak için ihtiyaç duyduğu donanımı çoğu zaman eksiktir varlığın o yaşlarda. Anlaşılmak uğraş gerektirir. Herkese kendini anlatmak sadece aşkla veya korkuyla olacak iş değildir. Aslında dehşete kapılır. Anlaşılmadığı her an, varlığını daha çok göstermenin, anlaşılması için yeterli olacağını sanacaktır.

Sosyal bir varlık olduğunu “minik minik” anlayacaktır bebek. Sosyalleşme ihtiyaçtır artık. Sosyalleştikçe anlaşılacağını öğrenecektir. Oyun oynarken aşkla ya da korkuyla anlatamadığı bir şeyleri ortaya koyabilecektir. İhtiyaç hissettiği ilk an değildir ancak hayatı adına, manevi yanı adına ilk kez ihtiyaç hissedecektir. Aşk ve korku dışında bir şeylerin daha var olduğunu, şahit olduğu onlarca olay sonrası anlar.

Büyürken kullanacağı çok önemli bir şey öğrenecektir. Aşk ve korku dışında var olma ihtiyacı, bir birey olmak için en büyük ihtiyacı keşfeder kendiliğinden. Eğer o dönem etrafında buna müdahele edecek insanların olması durumu olmasaydı, tüm insanlar bu dönemden sonra var olma ihtiyacının itici ve çekici etkisiyle önemli birer insan olabilirlerdi aslında.

Var olmak, uzun bir uğraştır. Her yaşta, her an, evet evet her an ihtiyaçtır. Uyurken, ağlarken, yemek yerken, eğlenirken, her ne yaparsa yapsın var olduğunu hissetmek önemli olacaktır. Bundan sonra, ta ki yok olacağını öğreneceği güne kadar, varlığın zıttı yokluğu öğrenene kadar var olmak en temel ihtiyaç olur. Aşk ve korku unutulmuş gibidir artık. Var olmak en önemli sorundur. Bundan sonra ki tüm çabalarında, yapacağı her hamlede, ortaya koyacağı her davranışta bunu görmek mümkündür.

Bebek artık bebek değildir. Yetişkin bir varlığa dönüşmeye başlar. Kendi seçimleri, kendi söylemleri ile içinde taşığı hala saf olan aşkı ve belirlenmemiş, tanımlanmamış korkuları ile var olan bir bireydir. Öğrendikleri her ne ise, etrafında tıpkı kendisi gibi var olmaya muhtaç milyonların olduğu bu dünyada, onlara varlığını kanıtlamanın çokta işine yaramayacağını anlayanlara ne mutlu. Zira var olduğunu kanıtlamak için ne kötü bir seçimdir, yaşayan, nefes alan insan ve insan için yaratılmış diğer canlılara varlığını kanıtlama çabası.

Sayılarını da bilmediğim kadar az talihli varlıklarını kanıtlamak için, yokluklarında lazım olacak olanı ararlar. Çoğu insan da aramıştır. Bu arayış dönemi karmaşıktır. Fiziksel, ruhsal bir değişim evresinde yetişkin olmak zorundadır artık. Bu öyle bir andır ki, sorumluluk diye bir gerçekle tanışır insan. Hayatından kendi sorumludur ve bunu anlamak için bir başkasının cümlelerine ihtiyaç duymaz. Aslında ormanda kendi başına da büyüse hayvanların arasında, bunu anlamak için gerekli donanımla yürüyordur zaten. Sorumlukları arasında o an için en önemlisi yine maalesef kendisi ve kendi hayatıdır. Minik elleri, küçücük gözleri, öpülmeye doyulmayan tombul yanakları artık ilgi görmüyordur. Var olmak için ortaya koyduğu davranışları takdir edilir hale gelmiştir. Artık bu davranışları sebebiyle tenkit ediliyordur. Sınıfı geçip geçmediği, erken yatıp yatmadığı, güzel konuşup konuşmadığı, iyi huylu olup olmadığı, diğer insanlarla iletişimi sorgulanır. Notlar verilir. Kişi, kendinden daha önemli başka bir şeyin var olabileceğini anlamak için zor bir durumdadır. Aslında her şey O’nunla ilgilidir ve O’nun ne yaptığı ile. Başkaları anlamını yitirir.

Sosyalleşen ve bunu yaparken davranışlarını şekillendiren varlık tekrar yalnız olduğunu anlamakta çok gecikmez. Büyürken, içinde bir şeyler küçülür. Ne yaparsa yapsın yalnız mı kalacaktır? Bunu kabullenemez. Etrafını dikkatlice incelemeye başlar. Annesi, babası, diğerleri, arkadaşları, eşyaları, sahip olduğunu sandığı hiç bir şeye sahip olmadığını anlamak ikinci dehşet anıdır. Yalnızlıktan daha beter sayılır durum. O güne kadar ki tüm çabaları boşa gitmiştir aslında. Kimse yoktur, kendisi bile yok sayılır. Var olmak o kadar da kolay değildir. Öğrenmek için şansa, kovalamaya ihtiyacı vardır. Daha da önemlisi korkar yeniden. Bir kez daha, daha minicikken öğrendiği bir hisse sarılır. Korkusuna.

O’nu koruyan en özel his korkudur ve keşfetmeyi bilirse eğer korkunun içinde gizlenmiş hatta güzelce saklanmış bir aşkın ancak O’nu sonsuz yalnızlıktan kurtarabileceğini öğrenir. Kıvılcım şiddetlidir. Tek hücrede olması sadece o hücrenin çekirdeğini tutuşturması, bir toksinin hücre çekirdeğindeki bir kromozona hasar verip mutasyona uğratarak, kansere sebep olması gibi hızla yayılır. Tüm bedeninde aşk öyle şiddetlidir ki, önüne gelen herkese, herşeye aşık olmaya başlar. Hobiler edinmeye, arzular duymaya, uğraşlar vermeye, asla bir daha yapılamacayak onlarca hasarlı davranışı sergilemeye sebep olur bu durum. Karşı cinsle tanışmasına da vesile olacaktır. Aşkla müzik dinler, aşkla resim yapar, aşkla kovalar, aşkla yazar, ruhu dinlendirmek için ne gerekiyorsa hücrelerini yakan aşkla uğraşır. Aslında çok az şanslı gerçekten aşkını vermesi gerekene O’nu tüm bu labirentler içinde ihtiyaç duyduğu herşeyle donatmış olan yüce yaradana verir aşkını. Ne mutlu onlara ki, ruhunu huzura kavuşturabilecek tek aşkı keşfetmiştir. Ama maalesef çoğu bu aşkı es geçecektir. Zira henüz yok olmakla ilgili değildir. Aşk, işte o an hayatı kolaylaştıracağına zorlaştırmaya başlar. Ruhu dinlenebilmek için herşeye aşık olmuştur işte. Bu aşk ne melem bir şeydir ki, insanı bu kadar çok şeye karşı bağımlı kılar. İşte o dönemdir ki, aralarından birisi gelecekte hayatı için önemli olacak bir aşka dönüşür. Müzisyendir, matematikçidir, kimyagerdi ya da bir şeydir işte o aşkla. Varlığın gelecekte buna da ihtiyacı yok değildir.

Karmaşıklık aklını darmadağın eder. İnsanların ergenlik dediği dönemi atlatması gerekir. Tabi ki varlığın aldığı tüm yaralara rağmen. Sahip olduğu bir gelecek çıkarabilir insan o dönem aşklarından. Yolu daha netleşmiş olarak çıkacaktırda zaten.

Uzun bir yol...

Sabır sebat gerektirecek uzun bir yol...

Yok oluşa doğru gittiğini anlaması için geçecek uzun yıllar...

Ölümün ardını, ölümün varlığını hissettiğinde düşünmeye zaman bulacaktır artık. Sorumlulukları, korkuları ve aşkıyla ölümü keşfeder. Bu 3. dehşet anıdır. Ölüm varsa yok olmak için neden beklesin ki...Bu ucube düşünce ölene kadar sağ cebinde saklı kalır herkesin. Yok olmak var ise, neden? sorular sorma dönemi ergenliğin bitiminde etrafını saracaktır. Varlık sorgusu, yokluk sorgusu ile yer değiştirir. Aşkları nefretleri ile, korkuları cesaretleri ile insan karşıtları öğrendiğinde. Seçimlerin arasından en doğru seçimi bulmak için yoğun düşüncel eylemlere girer. Yolda yürürken, uykuya daldığında, duş alırken, orada-burada bir şekilde aklında bu düşünce yaşayacaktır. neden? Varlığını sorgulandığı bu dönemde, herkes için aşağı yukarı bir cevap vardır kesinlikle. Varlığını anlamlı kılacak, yok olması kesinse burada ne işi olduğunu açıklayacak, anlamlı değil sadece ruhu dinlendirecek kadar açık, net bir cevap gereklidir. Burada elenme vardır. Çok az sayıda insan bu virajda doğru seçeneği işaretleyecek, geri kalanlar yanlış seçenekleriyle bir sonraki adıma doğru koşacaktır.

Evet, artık zaman yavaş akmaz eskisi gibi. İnsan etrafını saran bir zaman kavramını keşfetttiği andan itibaren artık o kadar yavaş gelişmez hiç bir şey. Zaman hızla akmaya başlar yokluğa doğru. Yanlış cevaplarla dolu ömrü, yokluğa giden yaşamı anlamdırmak için elinde gereçler olmak zorundadır. Sosyalleşme ihtiyacından öte bir şeye bağlanma duygusu, tapınmak denilen anlamlı kurguyu dahil eder insanın hayatına. Ne acıdır ki, hayat zaten tapınmak için onlarca tanrı yaratmıştır. Talihsizliklerin en büyüğü tapınılacak şeyin kendisinden başkası olmadığını düşünenler içindir. Para, eşya, makam, ün, bazen tatlı görünen aile, çocuk(lar), tapınılacak, uğruna canlar verilecek onlarca tanrı etraftadır zaten. Akıl kayması çokta zor olmayacaktır. Zira tamda ihtiyacı vardır tapınmaya. Yok oluşun anlamlı kılınması gereklidir. Tapınmak, tüm bu yok oluşu anlamlı bir şeye dönüştürmeye yetermiş gibi görünür. Gerçek tapınmadan uzak herkes için çile daha yeni başlar. Para için geçen, makam için geçen, çocuklar için geçen, bir şeyler için geçen bir yok oluş hikayesidir milyonlarca insanın yaşamı. Geride bırakacakları şey tapındıkları şeydir sadece. En kötüsü ise kendine tapınanlar olacaktır. Zira onlar öldüğünde kendilerini de götürürler. Geri de izleri bile kalmaz.

Tüm bu hayatın önemli evreleri içinde sağlıklı sonuçlara sahip akıl sahipleri de yok değildir. İhtiyaçları nettir insanoğlunun. Tanımlayabilirse eğer, yaşamak için, yaradanın temel ihtiyaçlar dışında çok şeye gebe bırakmadığını anlar insan. Varlığı için gerekli her donanım içinde saklıdır zaten. Aşk, korku, sorumluluk, sosyalleşme ve var olma arzusu, yok olma isteği, cevap arayışları temelde insanın basit ihtiyaçlarını gidermek için kendisine verilen armağanlar gibidir. İnsan, Allah’ın eline verdiği yol haritasını bir türlü göremez. Görsede anlam veremez. Allah ise, ölüme kadar onlarca kez şans verir. Varlığa “duanız yoksa ne ehemmiyetiniz var?” der.

Allah’ın insanın, ölümlü yarattığı varlığın duasına neden ihtiyacı olsun ki?

Elbette ki Allah’ın duaya ihtiyacı yoktur. Peki neden ehemmiyetsiz görür dua etmeyen varlığı? Çünkü dua, var oluşumuzu anlamlandırmak için çıktığımız keşif yolunun şifre çözüsüdür. İnsan her derdinde dua edecektir. Her düşüşünde dua edecektir. Her kayboluşunda dua edecektir. İnsan hep Allah’a el açıp dua edecektir. Allah’ta, elindeki haritadan birazın anlaması için yardım edecektir varlığa. “Duanız yoksa ne ehemmiyetiniz var” açıkdır. “Eğer elindeki haritayı anlayamıyorsan ya da anlamak için uğraşmıyorsan ne önemin var ki” der Allah. Yok olup gideceksin ve geride sadece taptığın şey kalacak.

Ben de tıpkı sen gibi, herkes gibi bu yolculuğa, bana bakan iki aşk dolu gözle, içimde hissettiğim aşkla başladım. Bu hayatta tıpkı sen gibi, uyuduğun şu an kadar gerçek, yürüdüğüm bir yol var. Herkesin yaşadığı, hayata dair sahip olduğu donanıma sahibim ve her insanın yapabileceği kadar çok hataya sahibim. Tıpkı herkes kadar basit körlüklerim, şu ölümlü hayat için çabalarım var. Bir gerçek daha var...İnsan asla büyümez. Asla gerçek olgunluğa erişemez ama yaşam onu olgunlaştırmak için ödüller, cezalar, sırlar, düğümlerle doludur. Bende herkes gibi nasibimi alıyorum tabi ki. Tüm yaşadıklarım için, bir hata daha yapıp önemsiz olmak istemiyorum. Dua edeceğim beni yaratan ve dua isteyene. Bana yardım etmek için bekleyene. Yaptığım her hata için af dileyeceğim O’ndan. O'na yaptığım yolculuk, diğer her şeyden daha önemli. Zira ölüm dibimizde dolanırken ve herşey doğumumdan ölümüme kadar O'na ulaşmak içinken, bu sınavda O'ndan başkasına tapınmayacağım. Bunu yapabilmek için de O'ndan güç isteyeceğim.

Tüm yaşamım hatalarla dolu olabilir. İnsan olmaktan utanmak olur bu hataları yok saymak. Ama tüm yaşamım için yaptığım en güzel şey varlığımı, yok oluş için anlamlı kılacak olan ve Allah'a bunun için şükrettiğim içimde sana dair var olan aşk olsa gerek. Sana dair sahip olduğum herşeyi seviyorum. Bu sebeple sana aşkım, yok oluşumu anlamlı hale dönüştüren tek şey. Bu beni sana mecbur kılıyor. Seninle anlamlı hissediyorum yaşamı. Seninle kabul ediyorum varlığımı.

Beni Allah’a götür...

Lütfen...

Elimi bırakma.

Seni Allah rızası için çok seviyorum.

Ben "İnsan Tetris" görmedim demeyin.

Category: ,

2007 yılında Youtube'un en yaratıcı içerik ödülü Game Over proje serisinin 4. videosu olan "Human Tetris" e verildi.

Nnotsonoisy, İsviçreli bir ajans ve ajansla birlikte ismi anılan Guillaume Raymond bu projenin sahibi.

Serinin ilk videoları ise Human Pong, Space Invader ve Pole Position. Bu videoların tamamı video oyunlarının insanlarla yapılmış halini temsil ediyor.

Human Tetris 88 insanın rol aldığı ve 6 saat süren fotoğraf çekimi sonrası oluşturulmuş harika bir stop motion. Ödülü almayı da kesinlikle haketmiş. Bu projeyi bunca zaman nasıl gözden kaçırdığımsa kocaman bir soru işareti oldu benim için.

Guillaume Raymond bu projelerin ardından da "Transformers" videoları ile ses getirmeyi başarmış yeniden. Sanatçı bu çalışmasında da farklı araçları bir koreografiye göre diziyor ve araçların kuşbakışı görüntüsü tıpkı bir transformers oluşturuyor.

Bu harika adamın çalışmalarının tamamını seyretmenizi tavsiye ediyorum.

Ben de Okula Gitmek İstiyorum

Category:

Kızım okula başladı.

Hande Betül'e göre adı Yapıcı soyadı İlköğretim Okulu olan okulun anasınıfında bizimde yıllar önce girdiğimiz eğitim-öğretim yoluna ilk adımı atmış oldu. Kızımın okula başlaması beni çok heyecanladırdı ama bir türlü bunu dışa vuramadım. Sevdiğim bir dostumun yazdığı bir yazıyı kendi yazacağımdan daha çok sevdim. Uzun bir aradan sonra bu blogta yazı yayınlamak heyecan verici benim için ancak yazıyı benim yazamamış olmam biraz utanmama sebep olmuyor değil.

Neyse...ben sevgili dostumun yazısı ile sizi başbaşa bırakayım.

"1982 yılının eylül aylarıydı. Henüz altı yaşına bile girmemiş, küçük bir çocuktum. Mahallemizde 75 doğumluların tamamı ve bazı 76’lılar okula başlayacaklar. Hemen hemen hepsi de oyun arkadaşlarımdılar. Ne var ki her şey onların siyah önlükleriyle beyaz yakalarını takarak ve sanki bana nazire yaparcasına evimizin önünden geçişiyle başladı. İşte o an benim okumaya olan hevesimin durdurulmaz bir şekilde depreştiği dakikalardı. Çok geçmeden ben de okula gideceğim naraları odalarda yankılanmaya başlamıştı. Avazım çıktığı kadar bağırıyordum: Ben de Okula gideceğim

Daha 5,5 yaşında küçük bir çocuk ortalığı yırtarcasına okula gitmek için ağlıyor, yırtınıyor ve çırpınıyordu. Çare yok, rahmetli babam çok geçmeden durumun vahametini kavramış, elimden tuttuğu gibi, bize en yakın ama 5,5 yaşındaki küçük bir çocuğun minicik adımlarına inat uzak olan Eşrefoğlu İlkokulunun yolunu tutmuştu. Aman Allahım ne büyük sevinçti o. Zaman zaman önünden geçtiğimiz ve bahçesinde cıvıl cıvıl çocuk seslerinin duyulduğu, kaç kere boyumdan büyük duvarına tırmanarak içeriye bakmaya çalıştığım okulun merdivenlerinden çıkıyordum. Yüreğim yerinden fırlayacaktı. Sonrasında ilerde hemşerimiz ve akrabamız olduğunu öğreneceğim fazlasıyla otoriter bir amcanın odasına doğru yöneldik. Rüştü hoca, zaten küçücük olan bedenimi gördüğünde ve bir okul çantasını taşıyamayacak kadar küçük bir yaşa sahip olduğunu öğrendiğinde bütün iyi niyetine rağmen, beni okula kaydedemeyeceğini söylemişti.

Bundan sonrası zindan, eve dönüş yolunda kendimi nasıl tuttuğumu hatırlamıyorum. Babamın evden ayrılmasından sonra bütün oyuncaklarımı parçalamış, beni avutmak için alınan çantayı sokağa fırlatmış, hatta belki de birkaç defa annemi hırpalamıştım. Bu nasıl bir okula gitme isteğiydi ki, birçok vaatlere rağmen hala zapt edilememiştim. Sürdürdüğüm bu haklı inat, validemin yoğun gayretleri neticesinde kısa bir sürede meyvesini vermiş ve babam yeniden beni okula götürmeye ikna edilmişti. Neyse ki, babamın ısrarları neticesinde “hevesi geçinceye kadar” kaydıyla okula alınmıştım. Ancak kaydedildiğim sınıfın ve benim her zaman hayırla yâd ettiğim öğretmeni Ahmet Sivas bu hevesin geçmesine hiçbir zaman müsaade etmeyecek ve daha birkaç ay içerisinde okulun vazgeçilmez demirbaşı haline gelecektim. İşte bu geçici heves beklentisi sürecinde, okulumuzun hizmetlisi Hayrettin Amcanın teneffüslerde tahtaya çizdiği Cin Ali figürleri ile Ahmet öğretmenimin aralarda çaldığı bağlamanın sesi beni öylesine okula bağlamıştı ki, okumayı öğrenmek ve yazı yazabilmek gibi beklentileri de hiç gecikmeden yerine getirebilmiştim.

Bugün hala okumaya ve yazmaya çalışan bir eğitimci olmayı, daha okulumun ilk günlerindeki olumlu hareketleri nedeniyle, kıymetli müdürüm Rüştü Ecevit’e Öğretmenim Ahmet Sivas’a ve hizmetlimiz Hayrettin Amca’ya borçluyum."

Yazıyı 6 Eylül 2009 tarihinde yayınlandığı haliyle görmek için tıklayınız.

Human Mirror

Category:

Yaratıcı insanoğlunu hep sevdim.

İzlesene.com'da Düğün Var

Category: , ,


İlk kez "TechCrunch & Webrazzi MeetUp" organizasyonunda Noktacom standında tanıştığım ve uzun zaman sonra aynı şirkette keyifle çalışma şansına sahip olduğum İzlesene.com proje yöneticisi, sevgili dostum Gökhan Besen 12 Temmuz' da yine bir Noktacom çalışanı Bengisu ile dünya evine girecek.

Her ikisini de tebrik ediyor ve ömür boyu mutluluklar diliyorum.

Gökhan, izlesene.com ekibi ve tüm Noktacom ailesi için değerli bir dost. Mesai arkadaşları, Gökhan ve Bengisu'ya çok güzel bir hediye düşünmüşler. Her gün izlesene.com' u ziyaret eden 1 milyon'un üzerinde ziyaretçisi için en kusursuz hizmet vermek adına çalışan arkadaşlarının düğününü, izlesene.com anasayfasından ziyaretçilerle paylaştılar. Sitenin sol üst alanında güzel bir animasyon çalışma ile yapılan uygulamayı ayrıca çok beğendim.

Bu paylaşım bana bir şey düşündürdü. Bir cümle ile düşüncemi özetlemek istiyorum.

Herkesin takdir ettiği bir çalışan olmak değil, herkesin saygıyla sevdiği bir insan olmak "başarmak"tır.

Yetenek

Category:



Benzerleride olan eski bir video çok kişi için. Ama bir kere daha seyretmek fena olmaz. Ne dersiniz?

Zayıflamanın en kolay yolu

Category:

Michael Jackson' ın anısına

Category: , ,

50 yaşında, ani ölümü ile tüm hayranlarını ve dünyayı üzen Michael Jackson için O'nu dinleyen ve seven bir blog sahibi olarak yapabileceğim en iyi şeyin anısına bir iki satır yazmak olacağını düşündüm. 6 yaşında sahneye çıkmış ve 1982' de çıkardığı "Thriller" albümü ile tüm zamanların en çok satan albümünün (110 milyon adet) sahibi ünvanına da sahip Jackson 1993' te İstanbul' da konser vermek için Türkiye' ye de gelmişti. Jackson, aynı zamanda da Türkiye de en çok albüm satan yabancı ünvanına da sahip. Sanıyorum ki dünya uzun zaman Jackson' ı unutmayacak.

Pixar'dan yeni bir kısa film

Category:

Veuillez installer Flash Player pour lire la vidéo

Bebek getiren leylekler, bebek yaratan bulutlar...çok güzel olmuş kesinlikle!...

Hikayeyi Pixar' dan okumak için tıklayınız.

Ultimate Breakdance Robot

Category:

Yorumsuz

Profesyonel İnternet Kullanıcısı olmak ya da olmamak…

Category: ,

Tek başına kaldığında kendini geliştirme yetenekleri sınırlı olan insanoğlu yüzyıllar öncesinden başlayarak güvenle bir arada yaşamak için toplumsal kurgular geliştirmiş ve bu kurgular arasında bireyi en çok mutlu edecek olan toplumsal yaşam becerisi adına uzun uzun düşünüp binlerce eser ortaya koymuştur. Sosyal bilimciler, toplum bilimciler, felsefe insanları, siyaset adamları toplumların en doğru biçimde bir arada kalabilmeleri için neredeyse her yolu denemişlerdir. İnsanoğlunun en temel ihtiyaçlarından saydığım bir arada yaşama arzusu ile çelişen bireysel özgürlük talebi, herkesin çözülmesi gereken çok önemli bir sorun olarak gördüğü en değerli problemdi çoğunlukla. Hem özgür hem de toplumsal kurallarla mutlu bir örgü nasıl olacaktır? Tabii ki sosyalleşen birey sayesinde. Hem kendisine sunulmuş sınırlı alanda sosyalleşecek hem de bu alan içerisinde kaldığı sürece müdahele edilmeden dilediğini yaşayabilecek bireylerden oluşacak bir toplum neredeyse en sağlıklı toplum olarak görülmüş tüm kurguların detaylarında.

İnternetle tanışma


İnternet’in ilk olarak yaşamımıza girdiği günlerde “artık bilgiye ulaşmak daha kolay” cümlesinin karşılığı olan “bilgi toplumu” terimiyle sık sık karşılaşır olduk. O dönemlerde internetin kişinin sosyalleşmesi ihtiyacına cevap verebilecek bir araç olduğu düşünülmüyordu. Hatta bunu düşünmesi muhtemel, internete erişebilmiş ve profesyonel kullanabilen çok küçük bir kitle dahi akletmiş sayılmazdı. Tüm toplum katmanlarına internetin ulaşması bugün bile mümkün olabilmiş değil aslına bakarsanız. Yine de ilerleyen dönemlerde bilgisayarın “çocukların eğlence aracı” olarak anılmasına sebep olun Amiga, Amstrad, Commodore64 çağını geride bıraktık. İnternet değil bilgisayar oyunları dönemi olarak söz edebileceğimiz bu dönemin hemen ardından toplumun farklı kesimleri yavaş yavaş gerçek internet ile tanışmaya başladı. Bu tanışma bireyi “internet toplumu”na eriştirmiş değildir ancak tanışmanın çıktısı olarak anabileceğimiz “bilgisayar iyi bir şeydir” – en azından henüz o dönemde orta okul çağlarında olan nesil için – cümlesi önemlidir diye düşünüyorum.

13 Mayıs 2009 tarihinde hergunbiri.com sitesinde yayınlanan yazının devamını okumak için lütfen tıklayınız.

Bedük'ten Klip Sensin

Category: , ,

Automatik klibi ile gündeme gelerek internet üzerinde yapılan hoptek ve kolbastı anahtar kelimeleri ile yapılan aramaları tavana vurduran ve hemen ardından Algida için bir video hazırlayan Bedük, şimdi de izlesene.com' la yaptığı proje ile hayranlarına ulaşmayı hedefliyor.

Albümündeki 4. parça olan Roundabout 2. müzik videosu olacak. Bu video, izlesene.com üzerinden hayranlarının yükleyeceği videoların montajından oluşacak.

İnternet'in bir pazarlama aracı olarak müzik dünyası tarafından da akıllıca kullanılacağı kesin.

Yarışma sayfasına ulaşmak için tıklayınız.

Bedük'ün resmi web sitesi için tıklayınız.

Benim için Efes

Category: ,

Efes Pilsen 40. yılını kutluyor.

Sanıyorum tv, internet, sinema, gazete mecralarında yayınlanan reklamlardan "Benim için Efes" kampanyasını zaten biliyorsunuz. İş yoğunluğum nedeniyle fırsat bulup hakkında ki düşüncelerimi yazamadığım bu kampanyanın çok yönlü bir pazarlama iletişimine dönüştürülerek başarıya ulaşmış olması herkes tarafından farkedilmiş anladığım kadarıyla. Çok sayıda yayın kuruluşu ve değerli blog, kampanyaya yer vermişler ve tebriklerini dile getirmişler.

40. yılını, 6. kez logo değişikliği gerçekleştirerek ve "bira bu kapağın altında" anahtar cümlesi sayesinde her kesime dokunma gayreti ile kutlayan Efes Pilsen özellikle bloggerlarla kurduğu iletişimi ile de göz doldurdu bana sorarsanız. Daha önce Uno markası için blog sofrası case'i ile de blog iletişimine bakış açısını sevdiğimiz Pure New Media, bu kampanyanın da yaratıcısı. Projenin yaratıcı ekibini ve ajansı bir kez daha bu vesile ile tebrik ediyorum.

Benim için Efes kampanyası için "mothandmoth" adına kampanya sitesine gönderdiğim yazı ve fotoğrafın ardından bir teşekkür kıymetinde olması gereken ancak çok ötesinde bir iş başaran "bira bu kapağın altında" yazılı hoş bir paket aldım diğer blog yazarları gibi. Heyecanla kutuyu açtığımda hazırlanmış hoş süprizi gördüğümde ise gerçekten duygulandım. İsme özel bir etiketle sunulmuş "tombul" şişe gerçekten de o kapağın altındaydı. Kafamda süre gelen Efes Pilsen imajı çok daha değerli bir yer edindi. Zira burada markanın sizinle kurduğu basit iletişimin ötesinde imajı, zenginliği ve kalitesi sizi derinden etkiliyor. 40 yıldır var olan dev bir marka ile yeniden tanışmanızı sağlıyor. Evet bu doğru, 40 yıllık bir marka ile yeniden tanışmanızı sağlıyor.

Kampanya için hazırlanmış reklam filmini de herkesin keyifle seyrettiğini biliyorum. Yıllar önce çekilmiş "alkolsüz bira" reklam filmini de keyifle seyredebilirsiniz.

İlgili aramalar: reklam - eski efes pilsen reklamı -  efespilsen -  bira -  reklam -  ysf


Kampanyayı bigumigu.com' dan okumak için tıklayınız.

23 Nisan - Konuk yazarımız bizlerle

Category: , ,


23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayram' ında konuk yazar almayı planlamıştık. Konuk yazarımız canım kızım Hande Betül oldu. Ancak yazarımız henüz yazı yazmayı bilmediği için annesinden (Aytül) kızımla bir röportaj gerçekleştirmesini istedim. Beni kırmadığı için Aytül'e teşekkür ederim.

Kızıma minnettarım.

Tüm dünya çocuklarının bayramını kutluyoruz.

Keyifle okumanızı diliyoruz.

Aytül : 23 nisan hakkında ne düşünüyorsun?
Hande Betül : Çok güzel. İçimde mutluluk var, okula gitmeyi çok seviyorum, şiir öğrenemedim ama winx kitaplarını çok seviyorum.
Aytül : Büyüyünce ne olacaksın?
Hande Betül : Balerin.
Aytül : Niçin?
Hande Betül : Çünkü zayıflatır insanı, çok güzel olurlar balerinler. Bir de parlak elbiseleri vardır.
Aytül : Arkadaş olmak nedir?
Hande Betül : Anneler oyuncaklarımızı paylaşınca çok sevinirler, bazen kızar ya da kavga ederiz, küsebiliriz de. Ama arkadaşlarımızı çok severiz.
Aytül : En iyi arkadaşların kimler?
Hande Betül : İrem, Nisa, Kezuş, Çağan, Berrak, Berk, Almila, Barış, İlke.
Aytül : Nasıl bir dünya hayal ediyorsun?
Hande Betül : Ankara gibi bir dünya olmalı. Kuğulupark olmalı. Çok çeşitli minişler olmalı. Bir sürü miniş evi olmalı. Winxler olmalı. Kötüler olmasın. Kelebek ve uğurböcekleri olsun. Alınacak pek çok şey olsun. Kalbimde çiçekler olsun. Kaydıraklarda neşeli çocuklar olsun. Kocaman havuzlar olsun.
Aytül : Başbakan nedir?
Hande Betül : Polis demektir.
Aytül : Sen başbakan olsan ne yapardın?
Hande Betül : İnsanlara çok iyi davranır, uyumlu olurdum. (Hande Betül cevabı sonrası ekliyor; Bilmediğim şeyleri sorma bana. Hayvanlarla ilgili ya da ingilizce bir şeyler sor.)
Aytül : En sevdiğin hayvan?
Hande Betül : Köpek, zürafa, tavşan, leylek, devekuşu, ördek, balık, su kaplumbağası.
Aytül : Eline sihirli bir değnek versek peki, ne yaparsın?
Hande Betül : Herkesin istediğini yaparım. Çocuklara şeker, pamuk şeker veririm. Herkese dilek diletirim. Uçurtmalar hediye ederim.
Aytül : Sen çok şanslı bir çocuksun, her çocuk senin kadar şanslı olamayabilir. Senin kadar çok oyuncağı olmayan çocuklara ne yapmak istersin?
Hande Betül : Oyuncak almak ve paylaşmak isterim onlarla ama minik bebekler odamızı dağıtır ve annelerimiz toplar ama ben odamın ve oyuncaklarımın dağıtılmasını hiç sevmem. Minik bebekler zaten çok yaramaz olur. Annelerimiz onlar yüzünden bize kızar.
Aytül : Bize bir şarkı söylesen. Ne söylersin?
Hande Betül : "yurtta aşk,cihanda aşk,her yerde aşk bundan sonra...(ben kopuyorum bu şarkıdan sonra)
Aytül : Kendini anlatır mısın bize?
Hande Betül : Oyuncaklarıma çok iyi davranırım. Anne ve babamdan bir şey isterken "paramız var mı?" diye sorarım. Babam çok uyumludur, beni arabasında ön koltuğa oturtur. İstanbul' da gemiye bindirdi. Uçağa da bindik babamla. Konuşuruz, sohbet ederiz. Annem kahvaltı hazırlar bana, temizlikte ve eşyaları toplamada anneme yardım ederim. Annem bazen kızar bana. Oyun oynarız, her zaman bişeyler alırız. Annemle sirke gittim. Gezmeye gidince çok mutlu olurum ben. Arkadaşlarımla oyun oynadığım zaman da çok mutlu olurum. Babamı ve İrem'i çok özlüyorum. Ankara' ya taşındığımız zaman çok mutlu olucam.
Aytül : Bu dünya da en çok istediğin şey ne?
Hande Betül : Üçlü miniş, evli miniş, okullu miniş...babam alır bana, pahalı olunca annem almaz bana. Maaşını alınca annem de bana söz verdi, Bloom alacak. Annemle yatmaktan çok mutlu oluyorum. Anneciğim seni çok seviyorum.
Aytül : Çevre kirliliği nedir?
Hande Betül : Bazen herşey kirli olur, bazen yaramaz çocuklar etrafı kirletir, anneler "bu odanın hali ne böyle" der. Odamızı toplamadan uyumayız. Ben tek başıma yatmayı hiç sevmem çünkü korkarım.
Aytül : Röportajla ilgili son cümlelerin ne olcak?
Hande Betül : Çok dua öğrendim ben. Babaannem onun için bana çok şey alacak. Çok güzelim, çok uysalım, çok sevimliyim. Bir de çok akıllıyım. Babama ve babaanneme benziyorum. Herkesi çok seviyorum. Babacığım seni çok özledim. Hemen gel Konya'ya. At binmeye gidelim yine.(tv'de "Ozmo Ozmo Ozmo, bu lezzet bir harika" şarkısına dalıp şarkıyı söylemeye başlıyor)

İnternet Girişimleri Marka Araştırması - Nisan 2009

Category: , ,

Crenvo Bilişim Danışmanlık' ın yapmış olduğu internet Girişimleri Marka Araştırması - Nisan2009 sonuçları Analist Arda Kutsal tarafından paylaşıldı. Kişisel olarak sonuçların son derece önemli olduğunu düşünüyorum. Yorumlarını size bırakacağımız marka araştırmasını incelemenizi öneririm.

Logo

Category:

Terim 12 : Logo

Açıklama : İki veya daha fazla tipografik karakterin sözcük şeklinde okunacak biçimde bir araya getirilmesinden oluşturulan simgedir.

Kaynak

Cafe Crown' da bloggerları keşfetti

Category: , ,

Bir kaç yıl öncesine kadar markaların bloglar ile nasıl iletişim kuracağı konusunda kimsenin elle tutulur bir fikri yoktu Türkiye'de. Zaman ilerledikçe, çalıştığım sektör nedeniyle, markaların blog yazarları ile nasıl iletişime geçeceklerini çok fazla sormaya başladıklarını gözlemledim. Bu konuda ajanslarına sürekli sorular sorarak, onlardan strateji belirlemelerini, fikir üretmelerini istediler.

Bugün artık bloggerların etkin bir şekilde kullanılabildiği çok değerli projeleri ve bu projelere ajansları ile birlikte imza atan markaları sayabilme şansına sahip olduk.

Tüm bu projeler, profesyonel işimin yanı sıra, amatör bir ruhla devam ettiğim blog yazarlığının da ikinci bir mesleğim olduğunu bana öğretmeye başladı.

Hangi markaların hangi projelerle bloggerlarla iletişim kurduğu konusunu bu yazının dışında bırakacağım ancak Cafe Crown markası için uygulanan iletişimden bahsetmeden geçemeyeceğim. Zira bu iletişim, sadece bloggerlara değil blog okuyucularına da yönelik bir çalışma ve oldukça keyifli.

Cafe Crown çok sayıda blogger ile bu iletişimi kurdu elbette ki. Bu bloglardan birisi de "mothandmoth" oldu.

Cafe Crown'un event ajansı benimle iletişime geçtikten 1 saat sonra, bloggerlar için hazırlanmış, içerisinde kahve çeşitleri ve promosyon bardağı olan hoş bir kutu geldi ofisime. Hız kesinlikle inanılmazdı. Bu paketin içerisinde, bu yazının sonunda seyredebileceğiniz, blog yazarına özel hazırlanmış bir video da bulunuyordu. Hoptekle.com sitesi ile yürütülen marka iletişiminin bir parçası olarak hazırlanmış blog paketinin tasarımı ve video süprizi son derece hoş olmuş kesinlikle. Ancak blogger iletişiminin en zekice hazırlanmış kısmı bu değil.

Cafe Crown, gönderdiği pakete yazara hitaben bir kart eklemiş. Kartta yazan şu paragraf ilgi çekici kılıyor bu projeyi;

"...Bizzat denemeniz için size gönderdiğimiz Cafe Crown çeşitlerinin dışında; bloğunuzu takip eden, yorumlar yazan ve ya farklı katkılarda bulunan en sıkı 20 okuyucunuza da aynı ürünleri sizin adınıza göndermek istiyoruz..."

"Saygılarımızla" ifadesiyle son bulan hitap bana sorarsanız sıkı ve sıcak bir iletişimin başlangıcı için iyi düşünülmüş.

Şimdi bu noktada kimlere mothandmoth adına paket gitmesini isteyeceğimizi bildirmem gerekiyor. Biz de bu yazıyı okuyan ilk 20 kişinin bu paketin sahibi olmasını istiyoruz.

Lütfen bu içeriği okuduktan hemen sonra "mothandmoth@gmail.com" adresine isim, soyisim ve adresinizi yazınız. Bu iletişimin nasıl bir haz verdiğini kahvenizle birlikte tatmanızı istiyoruz çünkü.

Ve artık Cafe Crown'un paketinden çıkan hoş videoyu seyredebilirsiniz.

Teşekkürler Cafe Crown.

Rixos Bremium Belek'de Hayata Kısa Bir Ara...

Category:

Davet üzerine katıldığım bir grup bloggerle çıktığımız harika bir deneyimdi Rixos Premium Belek. Kapıda kolonya ve lokumla kaşılama merasimi sonrası, odalarımıza kadar çıkarıldık.

Otelde 160 marka ile 12 ay boyunca faaliyet göstermekte. Ayakkabıdan tutunda, iç giyim, gece kıyafetleri ve aksesuarlara kadar bir çok ünlü ve tanıdık marka var.

Kahvaltı, öğle ve akşam yemekleri her tür damak tadına hitap eder şekilde. Akşam yemeğiniz eşliğinde Dancing Water'la ışıkla dans eden suları ve suya yansıtılan görüntüleri izleyebilirsiniz.
Akşamları oyun salonunda eğlenmek isteyebilir, discoda sabaha kadar dans edebilirsiniz. 3 gün üstüste gittiğimden midir bilmem disco müzikleri sürekli kendini yenilemeye başladığından üçüncü gidişimde dans etmekten çok lobide güzel bir türk kahvesi içmeyi tercih ettim. Bu arada lobide, denemesem de Rixos Kahve'yi denemenizi tavsiye ediyorum.Rixos'un kendine ait bir kahvesi var ve tamamen unutkanlıktan bu tadı kaçırdım.
Su parkı Troyaqua, Truva konseptini yansıtan alışılmışın dışında olduğunu düşündüğüm bir eğlence yeri. Tarih itibariyle açık olmamasından gezme fırsatı bulamasam da, gördüğüm dev su kayakları müşterilerine eğlencenin doruğunda bir tatil çıkarmalarını hedefliyor. Dolphinarium, 3 yunus, 2 balina ve 1 su aygırı eşliğinde büyük küçük herkese keyifli anlar çıkartıyor. Yaklaşık 45 dakika süren gösteri sonunda, fotoğraf çektirebilir, dileyen müşteriler de yunuslarla yüzme deneyimi yaşayabilir.

Bu güzel otel deneyimimin yanı sıra harika dostlar edindim. Bir kısmını şahsen, bir ksımını friendfeed ve bloglarından tanıdığım bloggerlarla keyifli bir tatil geçirdim. Her birine tekrar teşekkür etmek isterim:

Eyüp Kaplan: Göstermiş olduğunuz nezaket ve misafirperverlik için sonsuz teşekkürler.

Uğur Özmen ve Şule Özmen: Uğur "Abi" diyorum artık size hocam yerine. Önerdiğiniz biraya ters limon bardağını en kısa zamanda deneyeceğim:) Şule Hocam, güzel sohbetiniz ve zerafetinizle göz bebeği oldunuz. Bu kadar neşeli bir çift daha herhalde bir daha göremem. Sohbetinize ve bilginize sağlık.

Müge Cerman: Müge Ablacım, sürekli sağlımı düşünmen ve öğütlerde bulunman elini tutma isteğimi pekiştirdi:) Öğütlerin için bir kez daha teşekkür ederim. Manalı bakışlarını unutmayacağım. Benle konuşacağın mesele için de İstanbul'a özel olarak geleceğim:)

Devletşah Özcan ve Barış Özcan: Devletşah ben sarı demiştim kesinlikle:) Yediğim leziz ayva tatlına ve içine sığmaz enerjine bayıldım. Dostluğun ve hikayen için çok teşekkür ederim. Barış, çektiğin fotoğraf ve videolar için teşekkürler. Ellerine sağlık.

Burcu Tüzün: Burcucum, herhalde senle en eğlendiğimiz yer discodur. Bu kadar büyük kahkahalar en çok senle atılabilirdi. Yine de "olsun olsun herkesin başına gelebilir" diyelim:) Dostluğun ve değerli paylaşımların için çok teşekkürler.

Eren Kumcuoğlu: Erencim, senle kesinlikle discoya gitmek gerek:) Eğlenceli geceler ve arkadaşlığın için sonsuz teşekkürler. Ancak ilk gece taşıdıklarımız için iyi bir iş birliği yaptığımız kesin;) İstanbul'da kahve sözünü unutmadım:)

Burak Bayburtlu: Güneşte en az benim kadar yanabilen siyahlı adam Burak. Sağlığım için göstermiş olduğun inceliği unutmayacağım. Umarım seninki de iyi olmuştur. Disco gecelerine dikkat et...:)

Burak Dönertaş ve Meryem Dönertaş: Burak, sendeki resimlerimi derhal istiyorum:):) Meryemcim, güzel yüreğinle içimi ısıttın, hoş sohbetinle çok eğlendim. Tezime gösterdiğin ilgi için de ayrıyeten teşekkür ederim sana. Hayat konsundaki öğütlerini ve iyi dileklerini hiç unutmayacağum. İlk ziyaretimde sendeyim:) Mutluluğunuz daim olsun güzel çift.

Dinçer Keskinpala: Dinçer senle yolculuk etmek çok keyifli, her ne kadar sürekli uyuduysam:) Sanırım ikimizinde aklından çıkmayacak güzel bir anımız var: Otogardaki Sabri Abi! Aklıma gelir hala gülerim. Nezaketin çok teşekkür ederim.

Harun Pekşen: Şen şen Pekşen:):) Sevgili komşum. Senin için yazacak çok şeyim var ama...:) Eğlenceli dostluğun ve paylaşımların, sorduğum sorulara mantıklı yanıtların için pek pek teşekkürler. Sağlığımla ilgili mütemadiyen ilgin için de ayrıyeten teşekkürler, çok naziksin. Ama 5-2 yi de söylemeden geçemeyeceğim. Savunmaların konusunda TINNNN....:):):)

Metin Kahraman: Metincim, sanırım geldiğimiz ilk günü hiç aklımızdan çıkarmayacağız. Ama alacağın olsun ki evine geldiğimde aynını yapamayacaksın:) Dostluğun, paylaşımların için çok çok teşekkür ederim. Bokowski olayı da Harun, sen ve ben aramızda haaa:) Şaraplı gecemiz de pek bir hoştu. Tekrarlamak dileğiyle. Şopardan sevgilerle abicim:)

Y. Emre Güzer ve Duygu Güzer: Sizleri tanımak çok güzledi. Gecelerde çok göremesem de gündüz havuz sefası sonrasında doktor sefasında kaderlerimiz aynı oldu:) Görüşmek dileğiyle.

Murat Kahraman: Murat toplantı odasındaki futbol muhabetlerini ve discodaki Denizle dansınızı unutmayacağım:) Çok memnun oldun tanıdığıma seni.

Deniz Kahraman: Deniz, kaderdaş demek istiyorum sana. Ankaralı, eski Avivalı...:) Senle sohbet çok keyifliydi tekrarlamak isterim en kısa zamanda. Heyecanlı haline bayıldım:) Çok memnun oldum tanıdığıma seni.

NOT: İsimler, herhangi bir sıra gözetilmeden yazılmıştır. Fotoğraf ve video katkısı nedeniyle devletşah'a kocaman teşekkür.

8 Mart Dünya Kadınlar Günü

Category: ,

Dünya Kadınlar Günü, ilk kez 1800'lü yıllarda çalıştıklarının karşılığı almak için grev yapanlar kadınlar sonrasında ortaya çıkmış bir gündür. 1800'lü yıllardan beri emeklerinin karşılığını almak isteyen kadınlar, 1907'de bulundukları tekstil fabrikasında greve başlıyor ve fabrika yöneticileri diğer fabrikalara da grevin sıçramaması için kadınları fabrikaya kilitliyor. Ancak işler umdukları gibi gelişmeyip içerde yangın çıkıyor ve kaçmayı başaramayan 129 kadın işçi yanarak ölüyorlar.

Aynı yllarda bir çok kolda kadınlar bugün olduğu gibi, eşitlik, özgürlük, seçme seçilme, çalışma saatleri ve koşulları, ücretlendirme gibi konularda bir araya gelmeye başladılar.

Dünya Kadınlar Günü ilk kez, 26-27 Ağustos 1910’da Kopenhag’da düzenlenen Uluslararası Sosyalist Kadınlar Konferansında ortaya atıldı ve kabul edildi. Bir çok ülkede her yıl kutlanmaya başladı. İsveç’te ise 1912 yılından itibaren kutlanmaya başladı.

İki dünya savaşı yılları arasında bazı ülkelerde kutlanması yasaklanan Kadınlar Günü, 1960’lı yılların sonunda Amerika Birleşik Devletleri’nde de kutlanılmaya başlamasıyla daha güçlü bir şekilde gündeme geldi. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 1977 yılında 8 Mart’ın Dünya Kadınlar Günü olarak kutlanmasını kabul etti.

İlk kez 1921 yılında "Emekçi Kadınlar Günü" olarak kutlanmaya başlayan 8 Mart, 1975 yılında daha yaygın olarak kutlandı ve sokağa taşındı.

Türkiye Kadınları için İstatistikler:

1- Şehirlerde evli kadınların % 18’i, köylerde de % 76’sı eşleri tarafından dövülüyor. Türkiye'de şiddet mağduru kadınlar için 496 kişilik kapasitesi olduğu söylenen ve bugüne kadar 5512 kadına hizmet vermiş olan sığınma evlerinin 70 miyon nüfuslu Türkiye için az olduğu oldukça açık.

2- "Haydi Kızlar Okula" isimli eğitim kampanyasıyla 177.000 kzı çocuğu ilköğretime kazandırıldı.

3- 2003 yılında kadınların işgücüne katılım oranı yüzde 26.6. Bu oran kırsal yerlerde yüzde 39., kentsel yerlerde ise yüzde 18.5. 2002'de kadın işgücünde yüzde 9.9 olan işsizlik oranı, 2005'te yüzde 11.1'e çıkmış. 2002'de 517 bin olan kentlerde işsiz kadın sayısı 2005'te 553 bin olmuş.

4- OECD (Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü) ülkeleriyle ilgili resmi istatistiklere göre Türkiye kadın işgücü istihdamı açısından 116 ülke arasında 98’inci ülke olarak çok alt sıralarda yer almaktadır.

5- Aile içi suçların % 90’ını kadına karşı işlenen suçlar oluşturuyor.

Ankara'nın bürokratlarının yaşadığı en nezih semtlerinden birinde bile, miras kalan mallarda kadına pay verilmemesi, toplu yemeklerde en küçük gelin yemeği hazılar ve toplar, kadınlar hizmet ettikten sonra yemek yer, kadının evliyken ailesini görme hakkı kocaya saklı, kızın ev yemeği öğrenmesi için kayınvalidesinde bir kaç yıl kalması, kadınların herhangi bir sektöre dahil edilmemesi -sadece yemek, çamaşır, ütü sektörü çalışılabilecek tek iş alanı-, dışarı çıkarken eşlerinden izin almaları...gördüysem Türkiye bu gelenek göreneklerinden sıyrılacak da, AB'ye sunulacak Kadın Hakları Raporu kabul görecek. Daha istatistikleri aşamamışız. Bu yolda bizim yiyecek ne yazık ki çok fırın ekmeğimiz var.

Tüm kadınların 8 Mart Dünya Kadınlar Günü'nü kutluyoruz.

Daima müzik

Category: ,

İlgili aramalar: bedük - automatik - klip


Bedük, son günlerde en çok dinlediğim albümün sahibi. Oldukça ilgi çekici tarzı ve herkesin ilgiyle takip ettiği klibi ile digital platformlarda en çok aranan sanatçılar listesinde üst sıralarda yer alıyor. 2. Klibinin çekimleri için hazırlanan Bedük'ün, klibi için digital ortamı çok aktif kullanacağını şimdiden haber verelim.

Sedük' ü de seyretmeden geçmeyin.

İlgili aramalar: amatör - sedük-otomatik -  sedük -  bedük -  otomatik

Aşıklar için gelsin

Category:

AÇSAM RÜZGARA

Ne hoş, ey güzel Tanrım, ne hoş
Mavilerde sefer etmek!
Bir sahilden çözülüp gitmek
Düşünceler gibi başıboş.
Açsam rüzgara yelkenimi;
Dolaşsam ben de deniz deniz
Ve bir sabah vakti, kimsesiz
Bir limanda bulsam kendimi.
Bir limanda, büyük ve beyaz...
Mercan adalarda bir liman..
Beyaz bulutların ardından
Gelse altın ışıklı bir yaz.
Doldursa içimi orada
Baygın kokusu iğdelerin.
Bilmese tadını kederin
Bu her alemden uzak ada.
Konsa rüya dolu köşkümün
Çiçekli dalına serçeler.
Renklerle çözülse geceler,
Nar bahçelerinde geçse gün.
Her gün aheste mavnaların
Görsem açıktan geçişini
Ve her akşam dizilişini
Ufukta mermer adaların.
Ne hoş. ey Tanrım, ne hoş,
İller, göller, kıtalar aşmak.
Ne hoş deniz deniz dolaşmak
Düşünceler gibi başıboş.
Versem kendimi bütün bütün
Bir yelkenli olup engine;
Kansam bir an güzelliğine
Kuşlar gibi serseri ömrün.

O.Veli

Tohumlar filizleniyor

Category: ,



Burak Büyükdemir ismi ile özdeşleşen Türkiye'nin internet adına ortaya konmuş en doğru ve en çekici projesi etohum, 31 Ocak 2009 tarihinde en değerli girişim projelerini seçiyor.

2008 yılı içerisinde etohum.com sitesinden açıklanan programa uygun olarak devam eden süreç gereği 15 girişimci Maçka’daki İTÜ İşletme Mühendisliği Fakültesi’nde açıklanacak. 6 saat boyunca dinleyicilerin keyifle takip edecekleri son derece güzel bir program katılımcıları bekliyor tahminimce. Başından beri desteklediğimiz etohum projesinin bu önemli gününde orada olacağız.

Kaçırmamanızı önereceğimiz bu günde tüm okuyucularımızı bu programa davet ediyoruz.

Etohum programını görmek için tıklayınız.
Etohumtv için tıklayınız.

Nokta İnternet Teknolojileri'nin de sponsor olarak destek verdiği projeye bu güne kadar çok sayıda internet şirketi destekte bulundu.

Etohum ekibini ve sponsorlarını görmek için tıklayınız.


A coelo usque ad centrum

Geleceği yaratmak

Category: , ,

Birileri; “10 yıl sonra bu sokak lambasını kullanacaksınız” diyor ve sonra biz de tam 10 yıl sonra, o sokak lambasının ışığı ile aydınlanmaya başlıyoruz. Bunu söyleyebilen çok sayıda insan yok maalesef. Bir şans olmasından daha öte, bu fırsatı sağlayacak olan doğru meslek seçimi ve kariyer hedeflemesini gerçekleştirmek oldukça önemli.

İçinde bulunduğumuz hafta, geleceğimizi şekillendiren ürünleri tasarlayan çok değerli iki misafir ağırlama fırsatını yakaladım. Onlar Amsterdam' da yaşıyorlar. Mine Danışman ve Özgür Taşar çifti Philips Design da çalışan iki türk ürün tasarımcısı. Özgür şuan da “Senior Product Designer” olarak Philips’ in Life style ürünlerine deyim yerindeyse hayat veriyor. Mine ise medikal cihazlar için arayüz tasarımı geliştiriyor.

Philips Design, merkezi Hollanda da bulunan ve Amerika, Hindistan, Singapur gibi ülkelerde toplam 8 ofisi bulunan 550 çalışanı ile Philips’ten ayrı bir şirket. 550 çalışanının yalnızca 2’ si Türk ve her dilden ve ülkeden insanın çalıştığı global bir ajans. Şirket, Philips’ in tüm ürünlerini tasarlamanın yanında talep eden diğer şirketlere de hizmet veriyor. Şirket üç alanda tasarım geliştiriyor.

1- Küçük ve büyük medikal cihazlar
2- Aydınlatma
3- Life style ürünler (Mutfak eşyaları, traş makineleri, tv, ütü v.b. ürünler)

Özgür Taşar ile yaptığımız küçük sohbet beni çok heyecanlandırdı. Bir türk olarak onlarla gurur duymanın yanında geleceğe yön veren ürünleri tasarlayıp, seneler sonrasının ürünleri üzerinde çalışan bu değerli adamı gelecekte yaşayabildiği için kıskandım.

Özgür, Eskişehirli ve 2000 yılında ODTÜ Endüstriyel Tasarım bölümün mezun olduktan sonra 3 yıl kendisinin ifadesi ile idealist bir ODTÜlü olarak üniversitesinde öğretim görevlisi olarak hizmet vermiş. Ardından yurt dışında alanıyla ilgili olarak deneyim sahibi olmanın önemli olduğunu düşünerek aynı okulun aynı bölümünden mezun olduğu ve orada tanıştığı hayat arkadaşı Mine ile birlikte Dünya’ nın en değerli tasarım okuluna master programı için kabul edilmiş. Özgür, İleri ürün tasarımı master programına kabul edilirken, Mine de etkileşim tasarımı programına giriyor.

İsveç’in kuzeyinde, soğuk bir iklime sahip Umea şehrinde bulunan Umea Institute of Design, her yıl 3 ayrı master programı için dünyanın her yerinden yalnızca 30 öğrenci kabul ediyor. Okul, master programına kabul etmek için oldukça değerli tasarımlardan oluşan bir portfolyo göstermenizi şart koşuyor.

Yaşamı için çok değerli gördüğü 2 yılını bu okulda harcayan Özgür, okulu için şunları söylüyor; “24 saat açık olan okulda tasarlayacağımız tüm ürünleri hayata geçirebiliyorduk. İhtiyacımız olan tüm malzeme okul tarafından karşılanıyordu. Okulda fotokopi v.b. cihazlar kullanıma hazır bir şekilde öğrencilerin hizmetine verilmişti. Kimseyle iletişim kurmadan bu araçlardan da faydalanabiliyorduk. Hatta okulda eksik gördüğümüz öğrencilerin ihtiyacı olan bazı birimleri kendimiz inşa edebiliyorduk. Örneğin öğrenciler kendi çabaları ile okula bir sauna ve ihtiyaç duyulan özelliklerde bir mutfak inşa etmişti. Bunları yapmak için kimseden izin almamıza gerek yoktu.

Bana göre, okul bir öğrenci için en çok gerekli olan öğrenci-marka yakınlaşmasını sağlamak adına oldukça önemli bir ilkeye sahip. UMEA da okuyan öğrenciler tasarım çalışmaları için markaları ikna etmek ve onlardan sponsorluk almaları için teşvik ediliyorlar. Özgür 2 yıl zaman zarfında çok sayıda İsveç markası ile çalışma fırsatına sahip olmuş. Bunun yanında Electrolux, LG ve mezuniyet projesi için Nokia ile çalışma fırsatına erişmiş.

Özellikle Nokia, sonrasında kendisine iş teklifinde bulunduğu için mezuniyet projesini anlatmasını istedim Özgür'den.

Projeleri hayata gerçimek için öncelikle fikri bir sunum halinde iletmek gerekiyor. Bu noktada öğrenci marka ile kendi başına iletişim kuruyor ve ikna etmeye çalışıyor. Ben Nokia ile mezuniyet projem için iletişime geçmiştim. Beraber çalışma isteğim kabul edildi ve Nokia sponsor olarak Helsinki seyehatlerimizi (3 kez) ve diğer tüm masraflarımızı karşıladı. Projemin adı Nokia One’dı. Konsept eğlence ve iletişimi ev ortamında insancıl bir şekilde birleştiren ve cep telefonuna entegre eden bir ürün tasarımı. Proje için Nokia’yı tercih ettim çünkü mobil telefonlar bir çok insan için anahtar ve kimlik gibi vazgeçilmez bir halde. İletişim ve eğlence bir aletin içinde birleşmiş durumda. Evlerimizde, tv, bilgisayar, telefon, müzik seti ayrı bir şekilde çalışıyor ancak tüm bunlar birlikte çalışabilirler. Tüm bu dijital sistemleri aynı rahatlıkta kullanabileceğimiz bir sistem tasarlamıştım. Mezuniyet sonrasında Nokia ve Philips'den iş teklifi aldım.

Bu proje sonrasında aldığı iş tekliflerinden Philips’ i değerlendiren Özgür’ ü hemen ardından Mine takip etmiş ve ikisi de halen çalıştıkları Philips Design’ da 2005 yılında çalışmaya başlamışlar. Özgür LG ile yaptığı iş görüşmesini anlatarak bizi biraz gülümsetti sohbet sırasında. Aktarmak istedim sizelere

LG’nin tasarım studyosu Milan’ da. Uçak masrafını karşıladılar. Gittim. Görüştük.Uçak için önceden kendi cebimden harcadığım parayı zarfın içerisinde geri ödediler. Zarfı aldım ve hiç açmadım. Taksiye bindim dönüyordum. Sonrasında zarf biraz kalın geldi. 4500 Euro vardı. Halbu ki ben 4500 İsveç Kronu harcamıştım. İsveç’ in de Euro kullandığını düşünerek bir hata yapılmış olduğunu anladım. 10 katı fazla para vermişlerdi bana. Taksiyle dönüp parayı geri verdim.

Okul sonrası neden Türkiye’ye dönmediklerini merak ettim açıkcası. Özgür, okul deneyiminin ardından yurt dışında alanımızla ilgili bir de iş deneyimi yaşamayı çok değerli bulduk diyerek merakımı giderdi hemen.

Philips Design’ ın tasarım merkezi Eindhoven’ da ve Özgür ilk olarak orada Product Designer olarak göreve başlamış. Şu an Amsterdam’ da “Senior Product Designer” olarak gelecekte kullanacağımız ürünleri tasarlıyor. Özgür ve Mine’ nin yaptıkları çok sayıda tasarlanmış Philips ürününü evlerimizde ve/veya iş yerlerimizde kullanıyoruz. Bizimle birlikte tüm dünya da bu ürünleri kullanıyor elbette. Kullanmaya da devam edecekler.

Özgür işiyle, yaşadıkları ile ve tercihleri ile söylediklerini kısa kısa not aldım ve aldığım şekliyle sizlerle paylaşıyorum.

Bugünün, yakın geleceğin ve uzak geleceğin ürünlerini tasarlıyorum. Sürdürülebilir teknoloji ve tasarımları üzerine de çalışıyorum yoğun olarak. Kendi kendini besleyen ve dünyaya zarar vermeyen ürünleri tasarlıyorum. Bir kaç ay önce Moskova da yeni bir ürünün lansmanı oldu. Olumlu tepkiler aldık. Şu an benim tasarladığım ürünler uluslararası satış mağazalarında satılıyor ve satılmaya devam edecek.

ODTÜ de okuduğum yıllarda yalnızca bir kez yurt dışına çıkabilmiştim. Ama Avrupadayken sürekli olarak gezebiliyorduk. Okul bu gezileri ücretsiz olarak sunuyordu. Yalnızca Avrupa ülkeleri değil, diğer kıtaları da görme şansı yakaladık.”

“Günümüzde tasarım yükselen bir trend iş dünyası tasarımın öneminin farkına varıyor. Farklılaşmanın aracı olarak görülüyor. Örneğin 10 yıl önce zor durumda olan Apple’ı tasarım kurtardı diyebiliriz. Philips ürün tasarımı konusunda öncü bir firma. Her yıl 50’nin üzerinde ödül kazanıyoruz.


Umea Institute of Design, biz ve bizden önceki türk öğrencilerden çok memnun kaldı. Okul yöneticisi, Türk öğrencilerin okulları için çok değerli olduğunu ve sonra ki yıllarda Türkiye’den yapılacak başvurulara öncelik tanıyacaklarını dile getirmişti, şu anda okulda 5 türk öğrenci bulunuyor.

5 yıl sonrasının bilgisayarını, 10 yıl sonrasının traş makinesini ve henüz hiç kullanmadığımız farklı bir ürünü geliştirmek için çalışan bu iki başarılı Türkle yaptığım sohbet bana çok şey kattı ve çok şeyi düşünmeme sebep oldu açıkcası. Kendime acaba Türkiye’de kalsalardı ne olurdu diye sormadan edemedim.

Teşekkürler Özgür ve Mine.

Doğalgaz sızıntısından ölen 7 gencin arkasından dönenler

Category: ,

01.01.2009'un sabahında Türkiye'yi sarsan haberle uyandık. Ankara'da Bilkent Üniversitesi'nde okuyan 7 gencimiz yılbaşı kutlaması için toplandıkları evde kombinin bacayla olan bağlantı borusunun yıpranması sonucu hayatlarını kaybettiler. Gençlerin aileleri hiç yere hayatını kaybetmiş yavrularının ölüm haberlerini sindirmeye çalışırken, çıkan haberler ve olaylar bir kez daha sarsılmalarına neden oldu.

Gençlerden ikisinin cenazesinin karıştırılması faciası yetmemiş gibi şimdi de yaptığı gaflarla ortaya çıkan Başkent Doğalgaz Genel Müdür'nün açıklamaları "bu kadar da pişkinlik olmaz" dedirten cinste. Müdür, hayatlarını kaybeden 7 gencimizin yarı çıplak olarak bulunduğunu öne sürmüş, gazetecilerin sorusundan bunalınca. Yetmemiş cumaya yetişebilmek için de soruları geçiştirmiş. Polisin yaptığı açıklamaya göre ise, gençlerin giyinik olduğu doğrultusunda.

Diğer bir can sıkıcı durum ise, Vakit gazetesinin bu haberi "İsrail’in Gazze’ye yönelik katliamına rağmen yılbaşını kutlayan duyarsız çevreler, çeşitli rezaletlerin yanı sıra facialara da sebep oldular. Ankara'da yılbaşını kutlayan kızlı-erkekli 7 öğrenci, sızan doğalgazı fark edemeyince gaz zehirlenmesi sonucu hayatını kaybetti" şeklinde vermesi, kızlı erkekli arkadaşların bu şekilde eğlenmesinin sonucunun ölüm olacağının meşru olduğunu göstermesi, sinirleri daha da gerdi.

Dinden bu kadar anladığını cumaya giderek, savaşın günah olduğunu, sözleri ve eylemleriyle icra edenler, sözüm size... o masumların arasında kendinizden birilerinin de olabileceğini unutmamanız, hayatın ne zaman ve nerede son bulacağını bilemediğimizi ve ölü insanların arkasından saygıdan en azından konuşulmaması gerektiğini benden iyi biliyorsunuzdur. İftira atmanın sevabını bana gösterin ki yaptığınız bu ayıbı makul karşılayalım. Hangi zihniyet bu durumu kabullenebiliyor onu da merak ediyorum. Vakit gazetesini ve Başkent Doğalgaz Müdürü'nü vicdanlarına sığınmalarını ve konuşmak yerine gençlerin ailelerine yardımda bulunmalarını öneriyorum.

Mutlu Yıllar :)

Category:

2008 için teşekkürler

Category: ,

Yazıyı okumadan önce 2008'i bana unutturmayacak şarkıyı dinlemeye başlamanızı öneririm.



2008 geride kaldı. Hayatımızın 1 yılı da. 1 yıl boyunca saygısı ve vakarıyla geçen zamana teşekkür ederim.

Tüm yaşamım boyunca, yaşanılan zamanın ardından geriye elimde bir servet gibi kalan en değerli mirasın dostlarım olduğunu bildim. Onlarsız ne yaptığım doğru seçimlerin bir anlamı olurdu, ne yaşadığım güzel anların. Hepsinin adını yazamayacağımı bildiğim için hemen şimdi hepsine teşekkür ederim.

Tüm yıl boyunca bu blogta sizlerle yapabildiğim kadar özenli bir biçimde öğrendiklerimi, yaşadıklarımı, fikirlerimi, deneyimlerimi paylaştım "moth" ile birlikte. Çıktığım her yolda yanımda olması ile daima gurur duydum, huzur buldum. Varlığı için O'na teşekkür ederim.






Tüm yıl boyunca görmek için çırpındığım ve birlikte olduğumuz zamanlarda dünyanın geri kalan her şeyinden uzaklaşarak kendimi "baba" olarak müthiş hissettiğim kızıma minicik yaşına rağmen kocaman sabrı için teşekkür ediyorum.

Bazen hayatın acımasız tırnakları tenime saplandı 2008 yılında. "Bu hep olur" deyip aşmasını bildiğim için önce kendimi tebrik etmek istiyorum. Kendimle gurur duyduğumu söylemem kimseyi rahatsız etmeyecektir umuyorum. Kendime teşekkür ederim.

Bu yıl eski dostlarım ve yeni dostlarımla ikinci yarısını harika geçirdiğim bir dönem yaşadım. Yeni dostlarım için, eski bir dost olan Burak Büyükdemir' e teşekkür ederim herkesten önce. E-tohum sandığından çok daha fazla insanın yaşamını değiştirdi.

Kişisel bir tercih olarak kapılarını çaldığım harika Nokta ailesine -isimlerini tek tek yazmak yerine-, kapılarını sonuna kadar açtıkları ve yaşamımın en büyük hediyelerinden birisini sundukları için minnettarım. Çok teşekkür ederim.

Birlikte çalışmamız benim için bir hayaldi ilk e-tohum karşılaşmamızda. Hemen karşı masamda olması bana çok şey katıyor. Teşekkür ederim Burcu Tüzün.

Kimi insanların hayatınızdan hiç çıkmamasını istersiniz. Paylaştığımız ve geliştiğimiz anlar, sohbetlerimiz, kahvelerimiz ve her şey için sonsuz teşekkür ederim Tuğçe Esener.

Bir ev arıyordum 2008' in son döneminde. Tanrı bana bir ev değil, dünyada çok az insana nasip olarak eşsiz bir ev arkadaşı ile birlikte bir mutluluk verdi. Hayatım boyunca kendimi borçlu hissedeceğim adam Ahmet Bülent Zorlu' ya çok teşekkür ederim.

Akşam saatleri içimde bir özlem depreşiyor. "Yahu gelseler de bir çay ya da kahve içsek" diyorum. Çabaları ve azimlerine hayranlık ile baktığım başarılı iki adamla geçirdiğim saatlerin dillendirilemez bir yanı var. Metin Kahraman ve Harun Pekşen' e çok teşekkür ederim.

Friendfeed, kullanan herkes için çok önemli bir mecra oldu bu yıl. Herkese hediyeleri olduğunu düşünüyorum. Bana huzur da hediye etti. Nursel Dokuzlar' a iliklerime kadar sokuşturduğu huzur için, birlikte dinlediğimiz yüzlerce şarkı için ve gülen yüzü için teşekkür ederim.

Bitmek bilmeyen enerjisi ile etrafımda olmasından zevk alıyorum. Adını anmak çoğunlukla "e ne zaman buluşacağız" cümlesini de hemen aklıma getiriveriyor. Burcu Sarar' a teşekkür ediyorum.

Bir insana şapka bu kadar mı yakışır:). Samimiyeti yüzünden okunabilen nadir insanlardan Uğur Akdemir' e teşekkür ederim.

Hepimize ders verecek çalışkanlığı ve yardımseverliği için Müge Cerman' a teşekkür ederim.

Murat Kaya. Adını söylemem yetecek aslında:) dertli editör ve bulunmaz dost. Teşekkür ederim.

Bıkmadan usanmadan yazdığı ve yaşamımı zenginleştiren aklı için Tunç Kılınç'a teşekkür ediyorum.

Kral adam namının hakkını veren tevazusu ve gülen gözleri için Murat Kahraman' a teşekkür ederim.

Yıkılmaz erdemi ve yılmayan ruhu için Ömer Ekinci' ye çok teşekkür ederim

Tüm tercihleri ile herkese örnek olması gereken kişiliği için Mert Erkal' a teşekkür ederim.

Teşekkür listem anladığım kadarıyla uzun olacak. İsimlerini andığımda bana çok şey ifade eden aşağıda isimleri yazan herkese onları çok sevdiğimi söylemek istiyorum. Dostlukları için herbirine ayrı ayrı teşekkür ediyorum.

Ali Servet Eyuboglu

Burak Dönertaş
Can Oktay Heper
Cihan Ergür
Devletşah
Elif Salar
Elif Yılmaz
Engin Dikmen
Eray Endeş
Erhan Erdoğan
Fatih Taşkıran
Fırat Coşkun
Göktuğ Oğuz
Handem
Nilüfer Gürtekin
Önder Eren
Özgür Alaz
Refik Çağlayan
Sadık Kocabaşa
Selçuk Hoca
Türker Keskinpala
Tuncay Tuncer
Yasemin Özdemir
Yeliz Öz
Yusuf İbili
Yusuf Ozan Taşdemir
Ömer Enis
Şekip Can Gökalp

Related Posts with Thumbnails