Ey özgürlük

Category:


"Sonsuzluk yolunda nasıl böylesine kolayca ilerlediğine hayret eden birisi vardı,gerçekte hızla bayır aşağı yuvarlanıyordu"

Franz Kafka



Bayılıyorum şu özgürlük söylemlerine. Ne çok para eden bir konu, öyle değil mi? Tüm markalar, tüm ürünler, tüm vaatler ve tüm anlaşmazlıkların temelinde hep aynı söylem yok mu? Özgürlüğünü sevenler için HazırKart! Özgürlüğünden vazgeçemeyenler için 4x4 cip! Özgürlüğümün önüne geçtiği için ayrıldık! Özgür olmak için evvela günde dört öğün bunu al! Peki, aç karnına mı alayım, tok karnına mı?

Şu sonsuz para ve fedakârlığa değen kavramı irdelemeye bayılıyorum. Eee ne de olsa bir reklamcı olarak ne sattığımı iyi bilmeliyim! Kısa bir süre önce Ted Talks'da Barry Schawartz'ın Bolluk Paradoksu kitabı hakkında yaptığı yirmi dakikalık konuşmayı dinleyince tekrar gündeme geldi şu seçenekler meselesi. Bireylerin özgür iradelerini kullanabilmeleri yani özgür olabilmeleri ve dolayısıyla da mutlu olabilmeleri için seçeneklerinin artması gerekiyor ya hani…

Aman Tanrım, kavramlar havada uçuşuyor! İrade. Özgürlük. Seçim şansı. Mutluluk. Cümle içerisinde kullanıldığında oldukça da mantıklı duruyorlar. Örneğin özgürlüğü çoğaltmanın yolu seçenekleri çoğaltmaktır, öyle değil mi? Ne kadar çok seçeneğin olursa o kadar özgürsün. Ne kadar özgürsen o kadar refaha kavuşur, mutlu olursun. Hmm, evet mantıklı.

İşte bu noktada Barry Shcwartz, tüm bu seçenek bolluğunun yan etkilerini irdeliyor ve şu seçenek, mutluluk, özgürlük döngüsüne yeni bir bakış açısı sunuyor. Öncelikle artan seçeneklerin insanları özgürleştirmek yerine karar verme aşamasında paralize ettiğinden bahsediyor. Diyor ki, onca seçeneğin içerisinden seçim yapmak giderek zorlaşıyor. İddiasına göre paralize olmadan bir şekilde seçim yapmayı başarsak bile seçimimizin sonucu bizi daha az seçeneğimiz olduğu zamana oranla daha az mutlu ediyor.

Çünkü onca seçenek varken daha iyi bir seçim yapabilmiş olabilmeyi bekliyoruz. Bu hayali alternatif (daha iyi seçim şansı) seçimimizden pişman olmamıza neden oluyor. Bu pişmanlık da tatmin oranını düşürüyor. Dolayısıyla iyi bir seçim bile diğer alternatiflerin varlığı ve daha iyi bir seçim yapabilme ihtimali ile daha düşük bir tatmin sağlıyor. Kısaca seçenek artıkça herhangi bir karar hakkında pişmanlık duyma ihtimali de artıyor.

İkincil olarak fırsat maliyetinden bahsediyor. Yani, bir tercih yaparak vazgeçtiğimiz diğer bütün alternatiflerin sunduğu harika şeyler bizim tercihimizden dolayı duyduğumuz tatmini azaltıyor.

Üstelik bir de bunca seçeneği gören bünyenin beklentileri de artıyor. Elbette, onca seçenek arasından en mükemmel ürünü, sevgiliyi, işi, evi bulabilmeliyiz!

Ah bir de şu "mükemmel kararı" verememe durumu var. Maalesef artık suçu başkasına atmak zorlaştı. Seçeneğin vardı, neden sana en çok uyanını bulamadın? Madem tam oturmadı neden aldın?

Bu durumda özgürlüğün amacı olan mutluluk, özgürlüğü sağlayan seçenekler sayesinde giderek azalıyor. Her zaman daha iyisi, daha hızlısı, daha güzeli olma ihtimali ile seçim yapmak üstelik de o seçimden mutlu olmak kolay iş mi? Üstelik o seçimin de kusursuz olması gerekir. Çünkü artık özgürsün. Seçenek bolluğunun tam ortasındasın! Yüzlerce seçeneğin içerisinde en uygun, en şık, en hızlı, en güzeli bulabilirdin. Ama bulamadın. Beceremedin. Suçlusu da sensin!

Elbette seçenek olması hiç olmamasından iyidir. Ama seçeneklerin artması mutluluk ile doğru orantılı da değil. Barry Schwartz'a göre bu işin sihirli bir ölçüsü var ama o da ne yazık ki tam ölçüyü bilemiyor.

Peki, bize ne oluyor? Seçeneklerimiz arasında boğuluyor muyuz? Yoksa özgürlük denizinde kulaçlar mı atıyoruz? Ah, ne zor şeymiş şu mutluluk… Tam da doğru formülü bulduk derken…

Sevgiyle kalın.

Tuğçe Esener

not : Teşekkürler sevgili Muammer!

Comment (1)

Related Posts with Thumbnails