İpuçları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İpuçları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Juan Carlos Aduviri

Category: , ,

Even The Rain Fragman | sinemalar.com

Bayram tatilinde İstanbul'da olarak, şehrin gerçekten yaşanabilir haliyle baş başa kalanlardanım. Evde ise yapılacak en güzel meşguliyet, film izlemek. Bir dostun tavsiyesi ise seyrettiğim filmin orjinal adı "Even the Rain". Türkçeye "Yağmuru bile" olarak çevrilmiş.

2010 yılı Fransız, İspanyol ve Meksika ortak yapımı film, medeniyetler yatağı Bolivya'da çekilmiş. Film, 2000 yılında bahçelerin şehri diye de anılan Cochabamba'da, su kaynaklarını özelleştirilmesi ve bu süreçte meydana gelen fiyat artışları ile birlikte yerel halkın su sıkıntısının yanında ekonomik olarak yaşadığı dar boğazı ve ortaya çıkan isyanı konu alıyor. Bu isyana tarihte ilk "Su Savaşları" da deniyor. Halkın taleplerinin kabulüyle son bulan bu iç isyanı, 500 yıl önce yaşanan ve Kristof Kolomb'un yerli halka uyguladığı acımasız politikaların etrafında dolaşan bir filmin çekim telaşı arasında izleyebiliyorsunuz. Temel insan hakları mücadelesi olarak görülmesi gereken Kristof Kolomb'un yerli halka karşı yaptırımları ile 20. Yüzyıl'da yaşadığımız sorunlar son derece iç içe ve kıyas edilebilir bir halde sunulmuş.

Filmde isyanın baş aktörlerinden ve aynı zamanda çekilmeye çalışılan film içindeki filmin de önemli oyuncularından birisi olan Daniel karakteri, etkileyici bulduğum oyunculuğu ile bu yazıyı yazmama vesile oldu. Gerçek adı Juan Carlos Aduviri (ek) olan oyuncunun üstlendiği iki farklı karakteri benzer bir ruh hali ile son derece etkileyici oynadığını ilk sahnelerde gözlemleyebildim. Aduviri, Bolivya'nın El Alto bölgesinde yaşayan yerli halktan birisi aslında. Kardeşi 8 yaşında ilk sinema filmi Rambo'ya götürdüğünde hangi mesleği yapacağına karar vermiş. 2006 yılına kadar sinema okulu bulunmayan El Alto'da aktör olmak için ciddi bir mücadele vermiş. Eğitimli ama tecrübesiz bir oyuncu olan Aduviri'nin halkının alkol, uyuşturucu, evsizlik ve çetelerle mücadele içinde olan fakirliğine de bir rol model olma sorumluluğunu üstlenmiş. Kişisel hayat mücadelesi ile olgunlaşan bir oyunculuğu filmde izlemek mümkün. Aduviri, rol yapmadığını, yaşadığı hayatın bir yansımasını izleyiciye sunduğunu apaçık belli ediyor. Bu da farkedilebilir derece de gözlemleniyor.

Bir filmde bile hiç tanımadığınız bir oyuncu, ne kadar profesyonel ve deneyimli olurlarsa olsunlar diğer bütün oyunculardan "en derinden arzulamış olmak" lüksüyle ayrışabiliyor. Kişisel deneyimlerim sonucunda gözlemim ise bunun yalnızca sahnelerde geçerli olmadığı yönünde. Hemen hemen her iş kolunda sürdürülebilir ve çok etkileyici bir başarı varsa arkasında daima "şiddetli arzu"nun olduğuna inanıyorum. Arzu, tutkudan daha farklı olarak, sabırlı, istikrarlı ve odaklı olarak çalışmayı anlatıyor bana.

Etrafınıza şöyle bir bakın ve o arzuyu hissettiğiniz insanları görün. Hikayesini merak etmeyi unutmayın! 
Ben öyle yapıyorum.

Ankara'da 3 yıl

Category: , , ,

Bugün çalıştığım kurum Nokta' nın Ankara ofisinde son mesai günüm. Profesyonel olarak Ankara'da geçirdiğim 3 yıl içerisinde neredeyse her hafta İstanbul'a giderek müşterilerimizle bir araya geldim ve Ankara'da konumlanmanın yaratabileceği dezavantajlara rağmen müşterilerimize bu dezavantajın ortaya çıkartabileceği hiç bir olumsuzluğu hissettirmemeye gayret ettim. Nokta' nın bu konuda var olan becerisini kişisel olarak pekiştirdiğime inanıyorum.

İstanbul merkezli bir sektör içerisinde Ankara'dan işleri yürütmenin "önemli deneyimler" anlamına geldiğini biliyorum. Ankara'nın bana öğrettiklerini biraz düşünmeye çalıştım ve şunlar aklıma geldi;

  • İşiniz için ihtiyacınız olmayan bilgiden/iletişimden uzak kalıyorsunuz. Bu zorunlu koşul, işinize daha çok konsantre olmanıza imkan sağlıyor.
  • Şirket içi organizasyonun verimliliğine zaman ayırabiliyorsunuz ve bu organizasyonun performansını diğer şirket organizasyonları ile kıyas edebilir halde oluyorsunuz.
  • İş geliştirme, planlama, strateji ve vizyon-misyon oluşturma gibi işlere daha kaliteli zaman ayırabiliyorsunuz. Çalışanların belirlenen stratejiye bağlılığını artırabilmek için gerekli ortamı yaratabiliyorsunuz.
  • Kısmen kişisel rekabetten uzak bir ortamda, egonuzdan uzaklaşarak, kendinizi geliştirmeniz gereken alanları tespit edebiliyor ve bu gelişme alanları için kişisel planlama yapabiliyorsunuz.
  • Zihninizi İstanbul'un sosyal-ekonomik şartlarının oluşturduğu olumsuz psikolojiden koruyabiliyorsunuz. Gelecekte atacağınız kişisel ve kurumsal adımlar konusunda dış etkenleri azaltarak düşünme fırsatınız oluyor.
  • Pazara olan mesafenin olumlu bir algıya nasıl dönüştürülebileceğini öğreniyorsunuz.
  • Müşterilerinizle bir araya gelişiniz için iyi hazırlanabiliyor ve birlikte olduğunuz zamanı en verimli şekilde kullanabiliyorsunuz. Çünkü kısıtlı bir zamanınız ve almanız gereken sonuçlarınız var.
  • Sektöre uzaktan bakabiliyor ve hangi konularda avantajlı olunabileceği/fark yaratılabileceği hakkında gözlem yapabilme yeteneğiniz oluşuyor.
  • Kişisel kariyeriniz için ihtiyaç duyduğunuz tüm bilgi ve becerinin kalıcı hale gelme ihtimalini artırıyorsunuz. Bu doğuştan gelen yetenekleriniz dahil her anlamda gelişmenizi mümkün kılıyor.
  • Profesyonel bir iş hayatı için bana sorarsanız öğrenilmesi gereken en önemli şeylerden birisi olan minimum kişisel tatmine rağmen maksimum verimle işinizi yapabilmek adına motivasyon oluşturabilmeyi öğreniyorsunuz.
Hızlıca aklıma gelen bu maddeler dışında da çok sayıda olumlu sonuç çıkartabileceğimi biliyorum. Elbette ki hepsi kişisel deneyimlerimle, kendimin çıkarımlarından ibaret. Bu olumlu sonuçların Ankara'da olmaktan daha çok işe nasıl baktığınızla ilgili olduğu da açık. Ankara koşullarında elde edilebilmesi daha kolay olan bu sonuçların hangi şehirde olursanız olun alınabilmesinin/yaşanabilmesinin mümkün olduğunu bilmem ise en değerli çıktı olarak cebime koyduğum bir kıymet. Bu, sistem kurabilir, yaratabilir olmak ve mevcut sistemleri değiştirebilmek gibi yetkinlikler geliştirmek için oldukça önemli bir değer.

Olumsuz maddeler yazmak isterdim ancak çoğunluğu kişisel alışkanlıklarım, arzularım, sosyal ihtiyaçlarım gibi başlıkların altında konumlandığından burada yazmayı uygun bulmadım. Tüm olumsuzlukları yukarı da yazdığım son olumlu madde içerisinde yer alan olumsuz bir cümlede toplayabilirim aslında. Minimum kişisel tatmin.

Yeniden merhaba İstanbul.

İyi haber (!)

Category:

Sidney'deki University of Technology'den Timot Devinney ve ekibinin gerçekleştirdiği bir araştırmaya göre şirketler, stratejilerini çalışanlara anlatmaya çok zaman harcasa da çalışanların çok azı bunu anlıyor.

Araştırmacılar, Avustralya'nın önde helen 20 şirketinin çalışanlarından,kendilerine sunulan altı seçenekten hangisinin işverenlerinin stratejisi olduğunu belirlemelerini istedi. Çalışanların sadece yüzde 29'u doğru cevap verdi.

İyi Haber : Örneklem olarak kullanılan şirketlerin tamamı yüksek performans sergileyen şirketler. Yani bu durum, çalışanlar uzun vadeli stratejilerden bihaber olsa dahi şirketlerin başarılı olabileceğini gösteriyor. (Kaynak; Skylife, Temmuz 2013, s.72)

Oovoo.com'u deneyin

Category: ,

Özellikle işiniz gereği şehirler arası ya da ülkeler arası görüşmeler, toplantılar yapıyorsanız Oovoo'yu da denemenizi tavsiye ediyorum. Aynı anda çok sayıda kişinin kamerası ile bağlanabildiği ve arayüzü ile de çekici olan bu program ihtiyaç duyduğunuz çok sayıda konuda çözüm üretmiş.

Benim en çok beğendiğim özellikleri ise şunlar;

-Anında çoklu konferans görüşmeyi görüntülü olarak yapabilirsiniz.

-Toplantı sizin için önemli ise anında kaydedebilirsiniz.

-Toplantı anında muhattaplara masa üstünüzden bir paylaşım (sunum gibi) yapmak istiyorsanız bunu da anında yapabilirsiniz.

-Kontak listenize eklediğiniz bir kişiyi listenizdeki diğer kişilere ya da seçtiğiniz kişilere anında iletebilir ve böylelikle toplantıda bulunması gereken herkese yeni kişiyi ekletebilirsiniz.

Oovoo.com'u ziyaret ederek hemen indirip deneyin derim.

Bir sosyal medya projesi : Lezzetin Tarifi

Category: , , , ,

Bu yılın başında "Sosyal Medya Hakkında Görüşlerim : Karar Sizin" isimli bir içerik girmiştik blogumuza.

Ocak ayında yazdığım bu yazının sosyal medyanın kullanımına ilişkin kişisel görüşlerimi içerdiğini hatırlatmak isterim. Yazının sonunda ise o dönem henüz planlama aşamasında olan ve görüşlerimi destekleyecek bir sosyal medya projesini tamamladıktan sonra burada verilerini paylaşarak aktaracağımı ifade ve ima etmiştim.

Bu çalışma, Lay's markası için Wanda Digital ve Virgül'ün iş birliği ile ortaya koyulan Lezzetin Tarifi adlı projeydi.

Öncelikle projenin planlaması hakkında bilgi vermek isterim.

Lezzetin Tarifi, Lay's ile yapılabilecek yemek tariflerinin bir blog üzerinden ziyaretçilerle paylaşıldığı bir projedir. Tarifler ünlü aşçı Eyüp Kemal Sevinç'e ait. Proje için Blogcu.com sitesi alt yapısı ile bir blog hazırlandı. Amaca uygun olarak çok fazla detay içermeyen, sade bir tasarımla hazırlanan blog 24 Mart tarihinde online oldu. Blog yazarlarından girilmiş olan içerikleri ya da kendi ürettikleri tarifleri bloglarında yayınlamaları istendi. Bunu yapan blog yazarları arasında içeriği en çok beğenilen 50 yazara sembolik olarak ödüller verildi.

Facebook, Twitter ve diğer mecraların hedef alınmadığı, yalnızca Blogcu.com üyesi blog yazarlarının katılması hedeflenen yarışma için Blogcu.com'un kampanya için merkez seçilmesinin sebepleri arasında Türkiye'nin en çok ziyaret edilen sitelerinden birisi olması (Ocak 2010 iab ölçümlerinde reach' e göre 1. sırada, tekil ziyaretçiye göre 4. sırada yer alıyor), 1 milyonun üzerinde blog yazarının bu site alt yapısını kullanıyor olması, kampanya bloguna girilen her içeriğin anında tüm blog yazarlarının takip alanında görüntülenebiliyor olması gibi başlıkları sayabiliriz.

Ayrıca Blogcu.com sitesi, kadın hedef kitlenin Türkiye'de en çok ziyaret ettiği 6. site durumunda. Bu tarz bir kampanyayı yapabileceğiniz siteler sıralamasında ise 2. sırada yer alıyor.
Lezzetin Tarifi yarışmasına katılmış her blog yazarı kimseyle iletişime geçmeden kendi bloglarında içeriklerini paylaştılar. Paylaşılmış tüm içerikler kendileri ile iletişime geçilmeden marka blogunun kontrol panelinde anında görüntülendi ve yarışmaya uygun bulunan içerikler onaylanarak marka için açılan bir kanalda ayrıca görüntülendi.

24 Mart - 17 Mayıs tarihleri arasında alınan istatistikler ise şu şekilde;

Blogcu.com üzerinde en çok ziyaret edilen 11. blog : www.lezzetintarifi.blogspot.com

Lezzetin Tarifi blogu tekil ziyaretçi sayısı : 465.000

Lezzetin Tarifi içeriklerinin blog yazarlarının takip alanlarında görüntülenme sayısı : 157.000

İçeriklerin portal ve kanallar sayfalarında görüntülenme ve tıklanma sayısı : 2.139.000 / 65.0000

İçeriklerin "beğen"ilme sayısı : 3.950

İçerikler hakkında blog ve stream alanında yapılan yorum sayısı : 652

Yarışma için paylaşılan içerik sayısı : 233

Bu istatistikler dışında; içeriklerin sosyal medyada paylaşılma sayısı, 233 içeriğin farklı bloglarda ayrıca görüntülenme sayısı, o alanlarda yapılan yorum ve beğenilme sayıları v.b. istatistiklerde "real time" olarak izlenebiliyor.

Bu proje aynı zamanda sosyal medya paylaşımlarını amaçlayabilir, blogspot ve wordpress gibi farklı blog tabanlarını kullanan yazarlarında katılabileceği bir versiyonla da çalışabilirdi. Ancak bu yol tercih edilmedi.

Önemli olan çalışmanın istatistikleri değil aslında. Önemli olan, bu iletişim için hiç bir manuel işlemin (içeriklerin girilmesi dışında) gerçekleştirilmemiş olması ve tek merkezden yapılan bir iletişimle mümkün olduğunca fazla blog yazarına ulaşılmış ve onlarla iletişim kurulmadan yarışmaya katılmalarının sağlanmış olmasıdır. En önemli konu ise yapılan her aksiyonun anında takip edilmesi ve istatistik olarak sunulabilir hale getirilebilmesidir.

Lay's için yapılan bu çalışmanın bitmesine yaklaştık. Bu çalışma bundan sonra yapılacak projeler için önemli bir referans olduğu gibi geliştirilmesi gerekli olan tüm alanlarında tespit edilmesine imkan sağlamıştır.

Sosyal Medya iletişimlerinde insan unsurunu en aza indirip, mümkün olduğunca çok kişiye ulaşmak ve ulaşılan her kişi ile girilen etkileşimin ölçülebilir olması gereklidir. Aksi durumda sosyal medya iletisi gerçekleştirmiş olabiliriz.

Lay's çalışması istatistikleri ile başarılı ya da başarısız olmuştur. Ancak uygulama biçimi ve iş planı ile çok başarılıdır.

Lay's, Wanda Digital ve Virgül çok değerli bir case'i tamamladılar.

Karar sizin:)

İnternet Girişimleri Marka Araştırması - Nisan 2009

Category: , ,

Crenvo Bilişim Danışmanlık' ın yapmış olduğu internet Girişimleri Marka Araştırması - Nisan2009 sonuçları Analist Arda Kutsal tarafından paylaşıldı. Kişisel olarak sonuçların son derece önemli olduğunu düşünüyorum. Yorumlarını size bırakacağımız marka araştırmasını incelemenizi öneririm.

"Ben tatilimi yerin altında geçirmek istiyorum" diyenler için

Category: ,

Bir ağacın dallarında, suyun altında, denizin ortasında veya bir çöl ortamında tatilinizi geçirmek istiyor olabilirsiniz. Hemen unusualhotelsoftheworld.com adresini ziyaret ederek çoğu aklınıza dahi gelmeyecek 20 farklı (çılgın) kategoride tatilinizi nerede ve hangi otellerde geçirebileceğinizi öğrenebilirsiniz.
Simon ve Steve adındaki iki gezgin arkadaşın bir barda bikaç bira dan sonra akıllarına gelen fikirle hayata geçen bu site oldukça ilgiçekici gerçekten.

Siteyi ziyeret etmek için tıklayınız.

17 Ağustos vesilesi ile Deprem

Category: , ,

Konuk Yazar : Jeo. Müh. Berivan Özbay

mothandmoth notu : 17 Ağustos depremini bilimsel bir deprem yazısı ile anmanın çok daha anlamlı olacağını düşündük. Sevgili Berivan' a çok teşekkür ederiz.

Deprem, levha sınırları ve aktif sismik bölgelerde kilometrelerce derinlerde meydana gelen yer hareketidir. Levha sınırları olarak adlandırılan kıtasal ve okyanusal kabukların birbirine göre hareketleri sonucunda oluşan depremlerin büyüklüğü Richter ölçeği ile ifade edilir. Depremin şiddetinin ölçülebilmesi açısından, yerin sarsılması, deprem karşısında insanların verdikleri tepkilerden ya da binalarda meydana gelen hasarlardan çok daha doğru bir ölçüdür. 1'den 9'a kadar numaralanan Richter ölçeği logaritmik bir ölçektir, yani bir depremin etkileri, ölçeğin derecesi ile birlikte artar. Ölçekteki her birlik bir artışa karşılık, yer sarsıntısında 10'un katları şeklinde artan bir büyüklük söz konusudur. Yani 5 şiddetine kadar çok hasar vermeksen 5 den sonra ciddi tahribatlara yol açabilir.

5- 5,9 ufak çaplı atom bombası etkisi yaratır, insanlar tarafından hissedilir, bacalar ve mobilyaların devrilmesine neden olur.

6- 6,9 büyük çaplı atom bombası, sahil kenarlarında Tsunami görülebilir, hissedilmemesi söz konusu değildir. Evlerde yıkılma görülebilir.

7- 7,9 göktaşı çarpması gibi de hissedilebilir. Deprem merkezi ciddi hasar görür. İnsanların şok ve panik içinde davranmasına yol açar.

8- 8,9 büyük bir yıkım, ev içinde ve dışında ölüm tehlikesi demektir.

9 ve üstünde ise insan eliyle yapılmış her şey yıkılmış demektir. Tektonik levhalarda kırılma ve kayma meydana gelir. Kıyamet olarak da adlandırılabilir. 24 Aralık 2004 Sumatra depremi 9,5 magnitüdlü olarak kayıtlardadır.

Yerkürede oluşan yıkıcı depremlerin büyük kısmı faylarla ilişkilidir. Eğer bir kırığın iki tarafındaki kayaçlar birbirlerine göre gözle görülür miktarda hareket etmişlerse bu kırığa fay adı verilir. Fayların boyutları birkaç cm den birkaç bin km ye kadar değişebilir. Fayların boyu depremin büyüklüğü ile logaritmik olarak orantılıdır. Büyük ve sığ depremlerde yeryüzünde görülen fayın boyu yüzlerce km ye erişebilmektedir. Örneğin 1939 Erzincan Depreminde oluşan fayın boyu 360 km olup üzerinde en büyük yer değiştirme ise 750 cm olmuştur.

Birçok fiziksel olguda olduğu gibi depremi tanımlamak için de bazı parametreler kullanmaktayız. Bu parametreler geleneksel anlamda 4 tanedir. Bunlar depremin oluş zamanı, episantr (üst merkez) koordinatı, hiposantr (odak, iç merkez) derinliği ve büyüklük olarak tanımlanır.

Depremin oluş zamanı; fiziksel anlamda oluş zamanı fay üzerinde ilk kırılmanın olduğu andır. Depremle ilgili araştırmalarda depremlerin tarih ve GTM (Greenwich saati) ye göre oluş zamanının belirlenmesi istenir. Odak noktası; depremi oluşturan ilk kırılmanın başladığı yeraltı noktasına depremin odak noktası ve bu noktanın yeryüzüne olan derinliğine de odak derinliği denir. Kırılma bu noktadan sonra sürer ve tüm fay üzerinde yayılmaya başlar. Depremleri odak derinliklerine göre 3 sınıfa ayırabiliriz.

Sığ depremler 0- 60 km derinliklerde olan depremlerdir. Orta derin odaklı depremler ise 60- 300 km derinlerde olur. 300 km den daha derin odak derinlikli depremler derin depremler olarak adlandırılır.

Ülkemizde iki fay kuşağı yer almaktadır. Bunlar Kuzey Anadolu Fay hattı (KAF) ve Doğu Anadolu fay (DAF) hattıdır. KAF batıya doğru saat yönünün tersine doğru dönen Anadolu levhası ile ona göre stabil sayılan kuzeydeki Avrasya levhası arasındaki sınırı oluşturmaktadır. KAF ın Türkiye boyunca kat ettiği mesafe 2000 km ye yakındır. Bu fay zonu Karlıova (Bingöl)’dan Yunanistan topraklarına kadar uzanmaktadır. Yapılan ölçümlerde KAF ın yılda 23± mm hareket ettiği bilinmektedir.

Hepimizin yakından tanık olduğu 1999 yılı içinde yaşadığımız iki büyük depremden ilki olan 17 Ağustos 1999 İzmit depremi, Kuzey Anadolu Fay zonunun Marmara Denizi içine doğru uzandığı batı ucunda meydana gelmiştir. 17 Ağustos depremi KAF boyunca bu yüzyılda meydana gelmiş olan ve batıya doğru kayan depremlerin yedincisidir. Bu dizedeki depremlerin aralarındaki zaman 3 aydan 32 yıla kadar değişmiştir. 1939 yılında başlayan bu depremler dizisi süresince fay zonunun 1000 km si kırılmıştır. Bir deprem meydana geldiği faydaki stresi azaltsa da çevresindeki fayların stresini arttırmaktadır. 17 Ağustos depremi batıda Hersek’ten, doğuda Sapanca gölünden geçerek Düzce’ye kadar olan faylar boyunca karada deformasyonlara sebep oldu. 7.4 büyüklüğüne sahip olduğu hesaplanan deprem sonucu hareket etmeyen fakat bölgede değiştirdiği gerilim dağılımı sonucu etkilenen alanlardan Düzce de 12 Kasım1999 tarihinde 7,2 büyüklüğünde bir deprem daha meydana geldi. Gerilimin artmasına neden olduğu bir diğer alan olan Marmara denizi içindeki faylar da araştırmacılar tarafından muhtemel deprem beklenen alanlardan biri olarak görülüyor.

Depremlerin önceden tahminine gelince bilimsel olarak bu durum mümkün olmamıştır. Fakat sıcak ve mineralli su kaynakları genellikle derin dolaşımları nedeniyle oluşabilecek bir depremin önceden belirlenmesi için diğer verilerle birlikte dikkate alınması gereken önemli unsurlardan biridir. Deprem kuşağındaki Çin ve Japonya gibi birçok ülkede bu kaynaklardaki değişimler takip edilmektedir. Bu kaynaklarda deprem öncesinde, sırasında ve sonrasında değişiklikler oluşabilmektedir. Bunlar bulanıklık, koku, renk, tat, sıcaklık, debi değişiklikleri, yeni kaynak oluşumları ve kimyasal olarak iyon ve gaz değişimleri şeklinde görülebilmektedir. Ciddi biçimde gözlem yapılarak uzun vadede sonuç alınabilinmektedir.

Doğal afetleri yaşamamız kaçınılmaz bir gerçek, önemli olan ciddiyetini fark etmek ve malımızı değilse de canımızı en az hasarla kurtarabilmek...

Eksenim ziyareti sohbet notları

Category: ,

FriendFeed takipçileri kısa bir süre önce Mynet Eksenim' i yakın incelemeye aldığımı biliyorlardır. Eksenim projesinin gündeme geldiği ilk günlerde proje ekibinin heyecanına şahit olmuştum. Proje online olduğunda ilk üyelerinden birisiydim. Açtığım hesabımda ilk Eksenim arkadaşım Özgür Alaz' dı. Bugün geldiğimiz noktada Eksenim büyüdü ve yoluna devam ediyor.
Eksenim, Devletşah Özcan ve Erman Ağır' a emanet. Bende dün Onların daveti üzerine "3.officetalks" ziyaretimi gerçekleştirdim. Ancak bu ziyaretimde yanımda bir kaç yıl içinde adını çok daha sık duyacağımıza inandığım sevgili Sadık Kocabaşa' da vardı. Ve bakalım neler konuştuk...

- Öncelikle Devletşah ve Erman çok iyi bir takım. Görmeye değer bir iletişimleri var ve bu Eksenim için çok önemli görüşündeyim. Aynı zamanda ilk karşılama anında Devletşah' ın "papatya" ya benzemesine sebep olan sarı kıyafetleri çok güzeldi. Ve yine öğle yemeği saatinde Eksenimde bulunduğumuz için birlikte yemek yedik. Patlıcan bindalı tavuklu ve krem karamel unutulmaz bir lezzete sahipti. Mynet mutfak (bu adı kullanmalısınız eksenimde), 10 puan aldı diyebilirim.

- Devletşah, yeni Iphone karşılığında "kocası" ile ipod'unu (Ria hatırası) nasıl takas ettiğini anlattıktan hemen sonra Takas Merkezi' nin kurcalanması dedikodusu ile konuyu açtı. Bu durum ne kadar basit bir sorunmuş gibi dursada bir start-up çalışmasının daha yolun başında bu tarz bir durumla karşılaşmasını hoş bulmadım.

- Devletşah ve Erman' ın internet sansur ve kapatma uygulamaları ile ilgili herkes gibi rahatsızlıkları bulunuyor. Eksenim' in bu kapatmalar sonrası bazı servislerinin trafiklerinin artması onları mutlu etmemiş. Bu güzel bir bakış açısı. Zira daha önce kapatmalara ilişkin kapatmalardan mutlu ve bu süreci destekleyen kurumların var olabileceği görüşü ile Burak Büyükdemir' i dinlemiştim. Mynet onlardan birisi asla değil.

- Eksenim projesi ile ilgili Devletşah ve Erman' ı dinledim biraz. Eksenim incelemem için teşekkür edip, dışardan bir gözün konuya bakışının çok önemli olduğunu söylediler. Eksenim' in 5 yazılımcısı bulunuyor. Devletşah'ın "zaten normalde en fazla 7 kişilik yazılım ekibinin birarada çalışması verimli olabilir" görüşüne katılıyorum. Eksenim yurtdışında yaşayan çok sayıda türk' ün üye olduğu bir profil havuzuna sahip. Erman, 15-25 ve 35-45 yaş aralığında çok daha yoğun bir kullanıcıları olduğunu söyledi.

- Kullanıcıların içerik girme alışkanlıkları etkileyici. Hatta 1 kerede 10 fotoğraf yüklenebilmesi sağlandığı gün bir kullanıcının bir gün içerisinde 16.000 (onaltıbin) adet fotoğraf yüklemesi ve hemen ardından bir başka kullanıcının rekabete (prestij rekabeti diyorum ben buna) girerek 16.100 ü hemen ertesi gün yükleme başarısı beni çok etkiledi. Ben de incelemelerimde kullanıcıların bazılarının Eksenim' e içerik girmeyi kendilerine bir meslek edinmiş olduklarını gördüm.

- Eksenim projesi Mynet için çok değerli. Erman' a ofis koşullarını sorduğumda "biz çok gürültü yapıyoruz ve en çok ses çıkaran ekibiz. Sanırım bu diğer çalışma arkadaşlarımızı biraz rahatsız etmemize neden oluyor." cevabını aldım. Devletşah' ın varlığı buna en büyük neden olabilir diye düşündüm o anda:). Ancak şunu hemen eklemek istiyorum. Eğer Eksenim tarzı bir proje yapıyorsanız ve yaratıcı bir ekiple bunu yönetiyorsanız, onlara mutlaka ayrı bir mekan temin etmelisiniz. Aksi halde hem diğer çalışanlarınız hemde projeniz bu koşullardan olumsuz etkilenecektir. Mynet bu noktada Eksenim öneminde bir proje için gerekli koşulları umuyorum en kısa zamanda oluşturur.

- Eksenim Türkiye koşullarında ortaya çıkmış bir proje. Elbette ki sorunları arasında "yazılım geliştirme" konusuda var bu nedenle. İyi bir yazılım ekibine sahip olmasına karşın bazı düşüncelerinin hayata geçirilmesinde zorlandıklarını biliyorum. bu noktada Burak Büyükdemir' in "insan yönetimi" cümlesi geliyor hemen aklıma. Bana göre proje yöneticileri aynı zamanda yazılım sürecinden de sorumlu halde konumlanmamalı ve bu konu farklı bir "insan yönetimi" süreci ile aşılmalı görüşündeyim. Fikir beyan edenler aynı zamanda yazılım sürecinin de içinde yer alıyorlarsa iki sorun ortaya çıkacak demektir.

1- Yakın çalışma koşullarının doğru "insan yönetimi" ne imkan kılmaması
2- Fikir vericinin "google da şunu da gördüm, bu site de bunu da gördüm" lerinin yazılım ekibini "demoralize" ederek yazılım geliştirme sürecini olumsuz etkilemesi. Bu durumda fikir yazılım ekibine gitmeden önce mutlaka elekten geçirilmiş ve çok yönlü düşünülmüş olmalı sonucuna varıyorum.

- Sadık' un Sunumax'i ile yakından ilgilenen Eksenim' i tebrik etmek istiyorum. Zira bu yeni bir bakış açısı. Sohbetimiz sırasında bu uygulamanın Eksenim uyarlamasının beni de çok heyecanlandırdını söylemek istiyorum. Umarım yakın zamanda bu konuda somut adımlar görebiliriz.

Tüm bu konuştuklarımız dışında 4 kişilik sohbetimizin küçük ayrıntılarını minik başlıklarla eklemek istiyorum.

1- Hepimiz Özgür Alaz' ı çok seviyoruz
2- İçerik yöneticisi Nadin, çok sevimli ve çalışkan bir karakter
3- 29 Ağustos Devletşah' ın evlenme yıldönümü
4- Yakında Eksenim 2 yeni servis açacak
5- Bir ara "erkek adam gecelik giyer" diye bir not almışım
6- Erman, Fin hamamlarını Devletşah, Türk hamamlarını çok seviyor
7- Mynette 105 kişi çalışıyor.

Ev sahibi olarak benden tam not alan Eksenim ekibine çok teşekkür ediyorum.

Refik Çağlayan ile sohbet

Category: ,

Refik Çağlayan; bir "Mobile Monday" gününde sunumu ile beni etkileyen, mobil sektöre bakışı ile fikirlerine önem verdiğim değerli biri. Geçtiğimiz günlerde 4play ofisini ziyaret ettim ve kendisi ile gelişen mobile pazar v.b. konularda sohbet ettik. Daha önce Burak Büyükdemir ile yaptığımız sohbet notlarını aktardığım gibi bu sohbeti de aktarmak istedim. Henüz takip ederek bilgi sahibi olmaya çalıştığım bu dünyaya ilişkin ufkumu açacak önemli noktalar tespit ettim bu sohbette.

Aynı zamanda bu ziyaret etohum, geeklunch ve maslunch gibi toplantılardan sonra "OfficeTalks" adı ile önümüzdeki günlerde farklı ziyaretler yapmamın da gerektiğini öğretti bana. Başbaşa yapılan değerlendirmeler çok şey öğretiyor kesinlikle.

- Refik, mobile pazar ile ilgili olarak işlerinin zor olduğunu söylüyor. Çünkü yaptığı iş ile ilgili ne kadar yetenekli ve yaratıcı olurlarsa olsunlar bir GSM operatörü desteği olmadan projelerinin hayata geçmesinin sıkıntılı olduğunu ve bir partner bulmalarının kaçınılmazlığını aktardı. Sektörde bu kanala ilişkin en değerli ortak Turkcell. Turkcell dışındaki opatörler açıkcası mobile pazar konusunda gereken özene ve vizyona o kadar da sahip değiller. Bu konu önemli bir sorun.

- Refik' e rakiplerini sorduğum da ise oldukça etkilendiğim bir yanıt aldım. Refik' e göre 4play' in yaptığı iş çok farklı ve bu konuda henüz rekabet yaratacak önemli bir marka yok etrafta. Pazarda benzer iş modelleri ile çalışan güçlü firmalar var olsada 4play farklılaşmayı başarmış durumda.

- Mobil dünyanın internet e göre çok avantajlı bir yanı bulunuyor. Herkes cep telefonu taşıyor ve nerede olurlarsa olsunlar ulaşılabilir durumdalar. Bu durum ve eldeki veriler önümüzdeki yıllarda mobil sektörün web 2.0 entegrasyonu ile çok daha hızlı büyüyeceğinin önemli bir göstergesi. İnternet Mobil ile işbirliği yapmak zorunda. Bu konuda Refikle aynı kanaatteyim.

- Refik, yapılan "internet" toplantılarında yüzünü görmek istediğim bir kişi. Kendisine bu toplantılara neden katılmadığını sordum. Refik öncelikle işlerinin yoğunluğundan bahsetti. Ancak bu toplantıların kendisi açısından verimli olmadığını düşündüğünü de dile getiriyor. Önümüzdeki toplantılarda var olmasını temenni ediyorum.

- Digitalage' in Ağustos sayısında yazdığı yazıdan bahsettim. Yazının mobile-internet biçimlenmesini doğru bir şekilde özetlediğini ve yazının bu anlamda çok şey anlattığını aktardım. "Müziğin artık mobili makbul" adlı yazı neden cep telefonlarının internetten çok daha avantajlı olduğunu kolayca anlatıyor bizlere. Yazısı için teşekkür ettim.(bkz. Digitalage, Ağustos sayısı, s77)

- Mobil dünyaya yönelik önemli projeleri var Refik' in. Önümüzdeki aylarda bu projelerini hepimiz göreceğiz. Ancak şunu söyleyebilirim, Mobil pazar üzerine yapılacak çok şey var ve 4play bu konuda öncü olmaya hazır. Platform oluşturulması ve konunun çok yönlü ele alınması mümkün mecralarda tartışılması gerekiyor.

- Mobilasyon bu anlamda 4play ın ortaya koyduğu önemli bir proje. Proje niş bir konuda sosyal bir ağ oluşturmayı amaçlıyor. Türkiye'nin bu konuda ki ihtiyacını karşılayacak neredeyse tüm araçları içeriyor site. Ben yakın dönemde Mobilasyonun bu konuda başvuru kaynağı olabilecek potansiyele sahip olduğu görüşündeyim. Biraz daha zamana ihtiyacı olduğunu düşündüğüm mobilasyon' un tasarımı ve kullanım araçlarını da çok beğendiğimi ilettim Refik' e

- Tüm bunların yanında duyarlı kişiliğini yansıtacak bazı konulardan bahsettik. Özellikle internet sitelerinin kapatılmasına ilişkin olarak O' da "elimiz kolumuz bağlı kalmamalı" görüşünde. Bu süreçte 4play i de aramızda göreceğimiz gerçeği beni mutlu etti.

- Refikle Recep'in Tavuğu Turkcell kampanyasını tartıştık. Ben bu kampanyanın Turkcell'in bu günü kadar izlediği strajinin dışında kaldığı görüşündeyim. Ancak Refik' in "önümüzdeki dönem devreye alınacak olan hat geçişleri ile ilgili düzenleme bu kampanya sürecini başlatan önemli bir föktör. Turkcell bu süreçte eli boş kalsın istemiyor ve doğru bir adım atarak -birazda risk alarak- bu kampanyayı yapıyor." sözleri oldukça önemli geldi bana. Zira sonrasında Turkcell' in tek rakibinin Telekom olduğunu ve bu sürecin Telekom' un Turkcel üzerine geliştirdiği pazarlama strajilerinin bir çıktısı olarakta görülebileceğini ekledi sözlerine. Açıkcası konuştuğumuz bu önemli konu oldukça dikkatimi çekti. Telekom' un Turkcell'i arzu ettiği "korku" noktasına çekiş hikayesini Refik ten dinlemenizi isterim.

Konuştuğumuz tüm konuları elbette -yine- paylaşamadım sizinle ancak bu başlıkların ayrıntılı düşünülmesi gereken düşünceler içerdiği görüşündeyim.

Benim internetim

Category: ,

Bir süredir web sitelerinin bizim için önemi üzerine düşünüyorum. Daha önce Flickr, kişisel blog ve Linkedin linklerinin doğru güncellenmesi ve amaca uygun kullanılması halinde iş başvurularında CV değeri taşıyacağını düşündüğümü çok defa söylemiştim. Ancak buna ek olarak farklı siteleri de hayatımıza katmamız gerekiyor. Eğer interneti hayatımızı kolaylaştıran bir dünya olarak görmek istiyorsak.

Facebook : Bu sitede sosyalleşmiyorum. Benim için en değerli yani çok ayrıntılı bir adres defteri oluşu. Aynı zamanda eventlerden haberdar oluyorum. Gmailime bir uyarı maili düşmeden ziyaret etmiyorum.

Netvibes : Bu site twitter widgetı ve blog RSS lerim için kullandığım "okuma" alanım. Güncel kalmamı sağlıyor.

Flickr : Fotoğraf palaştığım bir gerçek. Ancak flickr üyeliğime başladığımdan beri düzenli olarak bir amaç için kullanıyorum. Bence önümüzdeki yıllarda CV yerine 3 adet link verilmesi yeterli olacak. Bunun nasıl olacağını göstermeye çalışıyorum.

Twitter : Twitter' a ilk çıktığı dönemde her gün giriyordum. Twittervision.com' a da. Ancak Netvibes tan yönetebildiğim için neredeyse hiç ziyaret etmiyorum artık. Şimdi ki dönemde Twitter' ın hangi yeni amaçlarla pazarlama da kullanılabileceği üzerine düşünüyorum sürekli.

Linkedin : Flickr gibi ileride kullanılacak önemli 3 linkten birisi olarak görüyorum. Düzenli olarak güncelliyorum ve kontaklarımı özenle biriktiriyorum. Linkedin, fotoğraf upload una izin verdiği günden beri hakkındaki görüşlerimi çok az olumsuza çevirsede kullanmaya devam ediyorum.

Blogger ve Wordpress : Bloglarımı yönetmek önemli bir iş. Vazgeçemem. Gelecekteki önemli 3 linkten birisi kişisel blogları olacak görüşündeyim.

FriendFeed :
Sosyalleştiğim site. Çok amaçlı kullanılabilir bir yapısı var. Şuan için beni internette sürekli kılmayı başaran önemli bir mecra. Netvibes, twitter, facebook v.b. siteleri çok daha az ziyaret etmemi sağlıyor.

Bu siteleri özellikle seçtim. Çok sayıda siteyi hergün ziyaret ediyorum. Ancak adını yazdıklarım sadece aktif internet kullanıcısı kişilerin (geek) değil, herkesin sık ziyaret etmesi muhtemel siteler. Eğer bu siteleri ziyaret etmiyorsanız bence henüz internet gerçeğini anlayabilmiş sayılmazsınız. Ayrıca sadece ziyaret etmek değil bu siteleri kendinize özel bir kullanım amacı ile tık lamınız çok değerli.

Bu yazı da kullanılan fotoğrafı flickr da görmek için tıklayınız.

Burak Büyükdemirle sohbet

Category: , ,

Dün yemek.name' nin kutlama parti(!) sinden çıktıktan sonra Oktay ile birlikte Burak Büyükdemir' i ziyaret' e gittik. Yaptığımız sohbet anında "moleskines" e notlar almayı da ihmal etmedim elbette. Sizlerle yaptığımız konuşmada değindiğimiz bazı konuları paylaşmak istiyorum.

- Burak'ın odasının duvarına asılı "Goril" logolarını inceledik. Oktay' ında tasarımlarının yer aldığı seçenekler arasında neden zorlandığını anlamamı sağladı. Uzun süredir logo konusunda bir karar veremeyişinin nedenlerini konuştuk. Bir iş fikrinin logo seçiminin değerini anlamak için Burak' ın "aylardır bir karar veremedim. Bu logo bir çatıyı birleştireceği için çok önemli. Bu nedenle bir türlü karar veremiyorum" cümleleri kesinlikle kulaklara küpe olacak çağrımlar içeriyordu.

- Son dönemlerde internet sitelerinin kapatılmasına ilişkin Burak' ın görüşlerini aldık. Önümüzdeki günlerde "blog yazarları" olarak bu konuda ortaya somut faydalar koyacak bir takım görüşmeler yaptığım bu dönemde Burak' ın "işin içinde kötü niyetler de söz konusu, konu yalnızca yasalar ve hukuk karar vericilerinin kusurlarından ibaret değil. İşin içinde bu kapatmalardan fayda sağlayan farklı "güç"ler de var." yorumu konuya ilk kez bu açıdan bakmamı sağladı.

- Blog yazarlarının ve internet girişimcilerinin bir araya gelmek için oluşturdukları "geeklunch-maslunch-etohum" gibi platformların nasıl hızla büyüdüğünü paylaştık. Dünkü toplanmaya katılamayışının üzüntüsünü gülümsemesinin altında sezinledim. Bu çok değerli bir his.

- Superonline'ın Telcom satın alması sonrası geçireceği süreci anlamaya çalıştık. "superonline.com" un ne olacağına dair kararsızlıklarının var olduğunu ve belkide portalın adının ve/veya içeriğinin değiştirilebileceğini hatta "superonline.com" un tamamen kaldırılacağını öngördüğümüz bir fikir paylaşımı yaşadık. Superonline.com' un yenilenme projesinin başında olan kişiler arasında olduğumuz için Oktayla bu konuda ki endişelerimizin duygusal boyutu söz konusu olsada Telcom yönetiminin böyle bir karar alması çok ciddi bir hata olur düşüncesindeyim.

- Nokta A.Ş ile ilgili son günlerde bir yazı hazırlamaya çalışıyorum. Nokta A.Ş yi iyi tanıyan Burak, Nokta A.Ş. hiyakesini çok ilgi çekici bulduğunu ve Türkiye' de 6 ortaklı bir benzer bir yapının bulunmadığını söyledi. Burak' ta benim gibi izlesene.com' un hala ayakta oluşunun Nokta A.Ş. olduğunu düşünüyor. Ortakların "dağcılık" kültüründen geliyor olmalarına dikkat çekti. "Birlirlerine hayatlarını emanet etmiş insanlar" yorumu oldukça önemli bence. Nokta A.Ş. ile bu ay içerisinde gerçekleştirmek istediğim röportaj için fikirlerini aldım.

- Türkiye' de twitter v.b. projelere yatırımcıların henüz ilgi göstermediği gerçeği üzerine sohbetimize devam ettik. Burak, katma değer yaratan ve gelir modelleri alışılmışın dışında oluşan bu projelerin öneminin Türkiye' de henüz anlaşılmadığını düşünüyor. Bu konuda daha önce "UnitedPlankton" olarak ortaya koymaya çalıştığımız ancak yazılım sorunları nedeniyle henüz var olmayan bir projeyi de örnek göstermesi bizi çok mutlu etti. Burak bu tarz projelerin ingilizce olarak servis edilmesinin şart olduğunu bir çok kere vurgulayarak "eğer türkçe ise sadece Türkiye de konuşulan bir iş olarak kalıyor, yurt dışında tanınması ancak ingilizce olmasıyla ile mümkün" dedi. Aynı fikirde olduğum bu konuda önemli diye düşünüyorum. Ancak konuya sadece "dil" çerçevesinden bakmadığımız bir sohbet olduğunu eklemem gerekiyor.

- Türkiye' deki yatırımcı profili gibi girişimci profilininde farklılığını konuştuk. Bu noktada, girişimlerin en problemli aşamasının yazılım olduğunu masadaki üç kişi de ayrı ayrı dile getirdi. Burak, "1. iş, tek odak olmalı mutlaka ve projeye bakarken
ben bu işi 10-15 yıl boyunca yapabilirim diyebildiğin projeyi etraflıca düşünerek ortaya koymalısın ki çok başarılı olsun
" diye eklerken girişim fikri olanlara önemli bir şeyler söylemiş oldu bence. "My Dream Work" demeden peşine düşmemek gerek gerçekten.

- Yazılım sorunun temelinde yazılımcıların olmadığını ifade etmesi en çok dikkatimi çeken konuydu bu hususta. Burak' a göre sorunun kaynağı "insan yönetimi". "İnsan yönetimi yapamıyorsan sorun neden yazılımcı da olsun ki" görüşü oldukça manidar açıkcası.

Türkiye' de "yatırımcı - girişimci" üzerine odaklanan değerli dost Burak Büyükdermir'in aramızda bulunmasının önemini yeniden hatırlattı bana. Kendim ve Oktay adına çok doyurucu bulduğum bu sohbetleri sıklaştırmak bünyemize iyi gelecek sanırım.

Not :
Bir aksilik olmazsa (Refik'le Paris biletimi takas edeceğim) Burak' la (Tunç Kılınçla da:)) 24 ünde Bodrum dan başlayacak 4 günlük bir tekne gezisi bizi bekliyor. Bu sohbetten sonra buna daha çok sevindim.

21 MAYIS SÜT GÜNÜ

Category: ,

Bugün dünya süt günü. Süt dünyaya adım attığımız günden itibaren tüketmeye başladığımız yaşamsal öneme sahip bir gıda. Her yaşta kişinin tüketmesi gerekli olan sütün faydalarını (wikipedia dan okumak için tıklayınız.) hepimiz oldukça iyi bir şekilde biliyoruz muhtemelen. Ancak tüketim alışkanlıklarımız maalesef sütü günlük hayatımızdan dışarıda bırakıyor. Yaklaşık 5000 yıldır tükettiğimiz sütün yerini, türk toplumu açısından, çay almış durumda.

Süt tüketimde dikkat edilmesi gereken en önemli konu açık süt. Açık süt satın alıyorsanız dikkat edin. Maalesef açık satın alınan sütün yararından daha fazla zararları bulunmakta. Uzun ömürlü pastörize sütleri tercih etmemiz sağlığımız açısından çok önemli. (ayrıntılı bilgi için tıklayınız.)

Ülkelere göre kişi başı yıllık tüketim (litre olarak) aşağıdaki gibi...

FİNLANDİYA 139
İSPANYA 108
İNGİLTERE 100
PORTEKİZ 91
FRANSA 75
YUNANİSTAN 65
İTALYA 63
ALMANYA 50
POLONYA 33
TÜRKİYE 6

Maalesef yılda kişi başı 6 litre ile son sırada bulunuyoruz. Bu durum toplum sağlığımız açısından oldukça düşündürücü olsa gerek.

En azından bugün herkes 1 bardak süt tüketebilir.

Göreceksiniz...süt çok lezzetlidir.

Not : Bu yazı için kullanılan fotoğraf, flickrda "barcode" adlı kullanıcıdan alınmıştır.

4. Kez Arayın...Satın!

Category: ,

Özgür' ün blogu Marketallica' da okuduğum bir istatistiği satış görevi yapan herkesi çok ilgilendirdiğini düşündüğüm için burada da aktarmak istedim. Aynen aktarıyorum.

"Sellingsherpa‘da okudugum bir istatistik

“Satislarin %80′i musteriyi dorduncu kez aradiktan (gorustukten) sonra gerceklesiyor.”

“Satiscilarin ortalama %75′i musteriyi ucuncu kez aradiktan sonra aramayi birakiyorlar.”"

Özgür, her zaman beslendiğim bir kaynak oldu. Ayrıca O'na da bu bilgi için çok teşekkür ederim

Related Posts with Thumbnails