Bu hafta etohum toplantısında mekanist.net' in kurucularından Ali Eyüpoğlu vardı. İyi ki de vardı çünkü daha önce sıktığım "limon" un ellerimde bıraktığı ekşi tadı yok etti. Mekanist.com 3 kişilik kurucu ekibiyle doğal bir girişim hikayesine sahip. Ancak sadece girişim hikayesi değil benim ilgimi çeken.
Mekanist' in başarılı olacak bu proje dedirten yanı; "vizyon". Katma değer yaratan ve tüm içeriğin kullanıcılar tarafından oluşturulduğu site hakkında yazmadan önce Ali Eyüpoğlu' nun konuşmasına başlarken söylediği başlıklara "yorumsuz" olarak değinmek istiyorum.
Ali Eyüpoğlu biraz açık sözlü olduğunu ifade ederek "türk internet kullanıcılarının ve projelerinin kalitesiz olduğunu düşünüyorum" cümlesini kullandı.
"Çok rahat bir biçimde sabah 9-akşam 18 bir iş bulabilirdik ama biz girişimci olmayı tercih ettik ve mekanist.net i yaptık."
"Savaşmayı seviyoruz ve kullanıcı ile savaşıyoruz. Kullanıcılar desteklemezse mekanist "çöp" olur"
Mekanist.com' fikrinin ortaya çıkmasını sağlayan durum, küçük ve orta ölçekli işletme olarak değerlendirebileceğimiz, reklam bütçeleri kısıtlı ve müşteri ilişkileri yönetimi (CRM) konusunda becerilerini geliştirememiş olan hizmet "mekan" larının ihtayaçları olmuş.
Benim bu tarz projeleri çok daha fazla çekici bulduğumu bilmeniz gerekir. Özellikle yatırımcıların henüz uzaktan bile bakmadığı bu tarz deneyimlerin girişim olarak karşıma çıkması beni mutlu ediyor. Beni çekmesini sağlayan en değerli tarafı ise gelir modellerinin geleneksel kalemlerden oluşmaması. Çünkü yatırımcılara "banner, google v.b. reklam seçenekleri, e-ticaret" dışında da gelir getiren işlerin var olabileceğini kanıtlamanın tek yolu farklı gelir fonksyonlarına sahip projelerin var olması.
Mekanist kurucuları, gördüğü boşluğu doldurmak için 1 yıl önce yola çıkmış ve 3 ay öncede ilk ürünü servise vermişler. Aradığınız boyacıyı, restaurantı, kuru temizlemeciyi ve daha bir dolu içeriği mekanist.net adresinden keşfedebiliyor ve satın alma kararlarınızda değerlendirme kriteri olarak kullanabiliyorsunuz (henüz değil ama hedef bu.
Önümüzdeki dönemde grup oluşturma, mobile entegrasyon gibi süreçler de tamamlanmış olacak(mış). İstanbul dan daha fazla Ankara, İzmir ve Eskişehirlilerin içerik sağladığına dikkat çeken Eyüpoğlu, 5300 üyeye ulaştıklarını ve bunların 400 tanesinin en az bir yorum aktivitesinde bulunduğunu dile getirdi. Site günde ortalama 1300 trafik alıyor ve bu trafiğin çoğunluğu arama motorları üzerinden geliyor.
Ana gelir kaynakları açısından projeyi ele alacak olursak;
- site 6 ay daha ücretli hiç bir servis sunmayacak. - Kullanıcı tarafında içerik yaratanlar "havuç"larla teşvik edilerek ortaya çıkacak olan sosyal verileri şirketlere CRM raporları ve çıktıları olarak satılıyor. - Reklam : anladığım kadarıyla bu kalem banner v.b. gelir araçlarını karşılıyor. - Sinema.com ve yemeksepeti.com sitelerle yapılan anlaşmaların yarattığı gelirler. - SMS ve mobile sürecinden doğabilecek gelirler. - Projenin ilerleyen dönemlerinde ortaya çıkacak durumdan kaynaklı alternatif gelir kalemleri.
Tüm bunların ardından toplantının son sorusu olarak gündeme getirdiğim "pazarlama" nerede? konusuna değinmeden edemeyeceğim. Türk start-up larının bana göre en önemli sorunu pazarlama stratejileri ve araçlarını hafife almaktır. Ali Eyüpoğlu' nun projeyi aktarırken heyecanla anlattığı kısımlarda bu konu maalesef işlenmemiş ve bu konuya dair sorulan bir soruya "pazarlama bütçemiz yok ama bütçemiz sıfır değil" cevabı verilmiştir. Sonrasında ise, Basın, toplantı katılımları, sticker marketing (ayrıntılandırılmamamıştır) cümleleri pazarlama araçları olarak beyan edilmiştir. Bu durumda herkese sormak istiyorum.
Pazarlama nedir?
Ali bey ve ortaklarına ortaya koydukları emek için çok teşekkür ediyorum.
FriendFeed takipçileri kısa bir süre önce Mynet Eksenim' i yakın incelemeye aldığımı biliyorlardır. Eksenim projesinin gündeme geldiği ilk günlerde proje ekibinin heyecanına şahit olmuştum. Proje online olduğunda ilk üyelerinden birisiydim. Açtığım hesabımda ilk Eksenim arkadaşım Özgür Alaz' dı. Bugün geldiğimiz noktada Eksenim büyüdü ve yoluna devam ediyor. Eksenim, Devletşah Özcan ve Erman Ağır' a emanet. Bende dün Onların daveti üzerine "3.officetalks" ziyaretimi gerçekleştirdim. Ancak bu ziyaretimde yanımda bir kaç yıl içinde adını çok daha sık duyacağımıza inandığım sevgili Sadık Kocabaşa' da vardı. Ve bakalım neler konuştuk...
- Öncelikle Devletşah ve Erman çok iyi bir takım. Görmeye değer bir iletişimleri var ve bu Eksenim için çok önemli görüşündeyim. Aynı zamanda ilk karşılama anında Devletşah' ın "papatya" ya benzemesine sebep olan sarı kıyafetleri çok güzeldi. Ve yine öğle yemeği saatinde Eksenimde bulunduğumuz için birlikte yemek yedik. Patlıcan bindalı tavuklu ve krem karamel unutulmaz bir lezzete sahipti. Mynet mutfak (bu adı kullanmalısınız eksenimde), 10 puan aldı diyebilirim.
- Devletşah, yeni Iphone karşılığında "kocası" ile ipod'unu (Ria hatırası) nasıl takas ettiğini anlattıktan hemen sonra Takas Merkezi' nin kurcalanması dedikodusu ile konuyu açtı. Bu durum ne kadar basit bir sorunmuş gibi dursada bir start-up çalışmasının daha yolun başında bu tarz bir durumla karşılaşmasını hoş bulmadım.
- Devletşah ve Erman' ın internet sansur ve kapatma uygulamaları ile ilgili herkes gibi rahatsızlıkları bulunuyor. Eksenim' in bu kapatmalar sonrası bazı servislerinin trafiklerinin artması onları mutlu etmemiş. Bu güzel bir bakış açısı. Zira daha önce kapatmalara ilişkin kapatmalardan mutlu ve bu süreci destekleyen kurumların var olabileceği görüşü ile Burak Büyükdemir' i dinlemiştim. Mynet onlardan birisi asla değil.
- Eksenim projesi ile ilgili Devletşah ve Erman' ı dinledim biraz. Eksenim incelemem için teşekkür edip, dışardan bir gözün konuya bakışının çok önemli olduğunu söylediler. Eksenim' in 5 yazılımcısı bulunuyor. Devletşah'ın "zaten normalde en fazla 7 kişilik yazılım ekibinin birarada çalışması verimli olabilir" görüşüne katılıyorum. Eksenim yurtdışında yaşayan çok sayıda türk' ün üye olduğu bir profil havuzuna sahip. Erman, 15-25 ve 35-45 yaş aralığında çok daha yoğun bir kullanıcıları olduğunu söyledi.
- Kullanıcıların içerik girme alışkanlıkları etkileyici. Hatta 1 kerede 10 fotoğraf yüklenebilmesi sağlandığı gün bir kullanıcının bir gün içerisinde 16.000 (onaltıbin) adet fotoğraf yüklemesi ve hemen ardından bir başka kullanıcının rekabete (prestij rekabeti diyorum ben buna) girerek 16.100 ü hemen ertesi gün yükleme başarısı beni çok etkiledi. Ben de incelemelerimde kullanıcıların bazılarının Eksenim' e içerik girmeyi kendilerine bir meslek edinmiş olduklarını gördüm.
- Eksenim projesi Mynet için çok değerli. Erman' a ofis koşullarını sorduğumda "biz çok gürültü yapıyoruz ve en çok ses çıkaran ekibiz. Sanırım bu diğer çalışma arkadaşlarımızı biraz rahatsız etmemize neden oluyor." cevabını aldım. Devletşah' ın varlığı buna en büyük neden olabilir diye düşündüm o anda:). Ancak şunu hemen eklemek istiyorum. Eğer Eksenim tarzı bir proje yapıyorsanız ve yaratıcı bir ekiple bunu yönetiyorsanız, onlara mutlaka ayrı bir mekan temin etmelisiniz. Aksi halde hem diğer çalışanlarınız hemde projeniz bu koşullardan olumsuz etkilenecektir. Mynet bu noktada Eksenim öneminde bir proje için gerekli koşulları umuyorum en kısa zamanda oluşturur.
- Eksenim Türkiye koşullarında ortaya çıkmış bir proje. Elbette ki sorunları arasında "yazılım geliştirme" konusuda var bu nedenle. İyi bir yazılım ekibine sahip olmasına karşın bazı düşüncelerinin hayata geçirilmesinde zorlandıklarını biliyorum. bu noktada Burak Büyükdemir' in "insan yönetimi" cümlesi geliyor hemen aklıma. Bana göre proje yöneticileri aynı zamanda yazılım sürecinden de sorumlu halde konumlanmamalı ve bu konu farklı bir "insan yönetimi" süreci ile aşılmalı görüşündeyim. Fikir beyan edenler aynı zamanda yazılım sürecinin de içinde yer alıyorlarsa iki sorun ortaya çıkacak demektir.
1- Yakın çalışma koşullarının doğru "insan yönetimi" ne imkan kılmaması 2- Fikir vericinin "google da şunu da gördüm, bu site de bunu da gördüm" lerinin yazılım ekibini "demoralize" ederek yazılım geliştirme sürecini olumsuz etkilemesi. Bu durumda fikir yazılım ekibine gitmeden önce mutlaka elekten geçirilmiş ve çok yönlü düşünülmüş olmalı sonucuna varıyorum.
- Sadık' un Sunumax'i ile yakından ilgilenen Eksenim' i tebrik etmek istiyorum. Zira bu yeni bir bakış açısı. Sohbetimiz sırasında bu uygulamanın Eksenim uyarlamasının beni de çok heyecanlandırdını söylemek istiyorum. Umarım yakın zamanda bu konuda somut adımlar görebiliriz.
Tüm bu konuştuklarımız dışında 4 kişilik sohbetimizin küçük ayrıntılarını minik başlıklarla eklemek istiyorum.
1- Hepimiz Özgür Alaz' ı çok seviyoruz 2- İçerik yöneticisi Nadin, çok sevimli ve çalışkan bir karakter 3- 29 Ağustos Devletşah' ın evlenme yıldönümü 4- Yakında Eksenim 2 yeni servis açacak 5- Bir ara "erkek adam gecelik giyer" diye bir not almışım 6- Erman, Fin hamamlarını Devletşah, Türk hamamlarını çok seviyor 7- Mynette 105 kişi çalışıyor.
Ev sahibi olarak benden tam not alan Eksenim ekibine çok teşekkür ediyorum.
Refik Çağlayan; bir "Mobile Monday" gününde sunumu ile beni etkileyen, mobil sektöre bakışı ile fikirlerine önem verdiğim değerli biri. Geçtiğimiz günlerde 4play ofisini ziyaret ettim ve kendisi ile gelişen mobile pazar v.b. konularda sohbet ettik. Daha önce Burak Büyükdemir ile yaptığımız sohbet notlarını aktardığım gibi bu sohbeti de aktarmak istedim. Henüz takip ederek bilgi sahibi olmaya çalıştığım bu dünyaya ilişkin ufkumu açacak önemli noktalar tespit ettim bu sohbette.
Aynı zamanda bu ziyaret etohum, geeklunch ve maslunch gibi toplantılardan sonra "OfficeTalks" adı ile önümüzdeki günlerde farklı ziyaretler yapmamın da gerektiğini öğretti bana. Başbaşa yapılan değerlendirmeler çok şey öğretiyor kesinlikle.
- Refik, mobile pazar ile ilgili olarak işlerinin zor olduğunu söylüyor. Çünkü yaptığı iş ile ilgili ne kadar yetenekli ve yaratıcı olurlarsa olsunlar bir GSM operatörü desteği olmadan projelerinin hayata geçmesinin sıkıntılı olduğunu ve bir partner bulmalarının kaçınılmazlığını aktardı. Sektörde bu kanala ilişkin en değerli ortak Turkcell. Turkcell dışındaki opatörler açıkcası mobile pazar konusunda gereken özene ve vizyona o kadar da sahip değiller. Bu konu önemli bir sorun.
- Refik' e rakiplerini sorduğum da ise oldukça etkilendiğim bir yanıt aldım. Refik' e göre 4play' in yaptığı iş çok farklı ve bu konuda henüz rekabet yaratacak önemli bir marka yok etrafta. Pazarda benzer iş modelleri ile çalışan güçlü firmalar var olsada 4play farklılaşmayı başarmış durumda.
- Mobil dünyanın internet e göre çok avantajlı bir yanı bulunuyor. Herkes cep telefonu taşıyor ve nerede olurlarsa olsunlar ulaşılabilir durumdalar. Bu durum ve eldeki veriler önümüzdeki yıllarda mobil sektörün web 2.0 entegrasyonu ile çok daha hızlı büyüyeceğinin önemli bir göstergesi. İnternet Mobil ile işbirliği yapmak zorunda. Bu konuda Refikle aynı kanaatteyim.
- Refik, yapılan "internet" toplantılarında yüzünü görmek istediğim bir kişi. Kendisine bu toplantılara neden katılmadığını sordum. Refik öncelikle işlerinin yoğunluğundan bahsetti. Ancak bu toplantıların kendisi açısından verimli olmadığını düşündüğünü de dile getiriyor. Önümüzdeki toplantılarda var olmasını temenni ediyorum.
- Digitalage' in Ağustos sayısında yazdığı yazıdan bahsettim. Yazının mobile-internet biçimlenmesini doğru bir şekilde özetlediğini ve yazının bu anlamda çok şey anlattığını aktardım. "Müziğin artık mobili makbul" adlı yazı neden cep telefonlarının internetten çok daha avantajlı olduğunu kolayca anlatıyor bizlere. Yazısı için teşekkür ettim.(bkz. Digitalage, Ağustos sayısı, s77)
- Mobil dünyaya yönelik önemli projeleri var Refik' in. Önümüzdeki aylarda bu projelerini hepimiz göreceğiz. Ancak şunu söyleyebilirim, Mobil pazar üzerine yapılacak çok şey var ve 4play bu konuda öncü olmaya hazır. Platform oluşturulması ve konunun çok yönlü ele alınması mümkün mecralarda tartışılması gerekiyor.
- Mobilasyon bu anlamda 4play ın ortaya koyduğu önemli bir proje. Proje niş bir konuda sosyal bir ağ oluşturmayı amaçlıyor. Türkiye'nin bu konuda ki ihtiyacını karşılayacak neredeyse tüm araçları içeriyor site. Ben yakın dönemde Mobilasyonun bu konuda başvuru kaynağı olabilecek potansiyele sahip olduğu görüşündeyim. Biraz daha zamana ihtiyacı olduğunu düşündüğüm mobilasyon' un tasarımı ve kullanım araçlarını da çok beğendiğimi ilettim Refik' e
- Tüm bunların yanında duyarlı kişiliğini yansıtacak bazı konulardan bahsettik. Özellikle internet sitelerinin kapatılmasına ilişkin olarak O' da "elimiz kolumuz bağlı kalmamalı" görüşünde. Bu süreçte 4play i de aramızda göreceğimiz gerçeği beni mutlu etti.
- Refikle Recep'in Tavuğu Turkcell kampanyasını tartıştık. Ben bu kampanyanın Turkcell'in bu günü kadar izlediği strajinin dışında kaldığı görüşündeyim. Ancak Refik' in "önümüzdeki dönem devreye alınacak olan hat geçişleri ile ilgili düzenleme bu kampanya sürecini başlatan önemli bir föktör. Turkcell bu süreçte eli boş kalsın istemiyor ve doğru bir adım atarak -birazda risk alarak- bu kampanyayı yapıyor." sözleri oldukça önemli geldi bana. Zira sonrasında Turkcell' in tek rakibinin Telekom olduğunu ve bu sürecin Telekom' un Turkcel üzerine geliştirdiği pazarlama strajilerinin bir çıktısı olarakta görülebileceğini ekledi sözlerine. Açıkcası konuştuğumuz bu önemli konu oldukça dikkatimi çekti. Telekom' un Turkcell'i arzu ettiği "korku" noktasına çekiş hikayesini Refik ten dinlemenizi isterim.
Konuştuğumuz tüm konuları elbette -yine- paylaşamadım sizinle ancak bu başlıkların ayrıntılı düşünülmesi gereken düşünceler içerdiği görüşündeyim.
Önümüzdeki Çarşamba günü resmi olarak 4. sü düzenlenecek olan Etohum toplantılarının sonuncusundan sonra toplantıların seyrine ilişkin kişisel bir endişem ortaya çıktı.
Etohum' un ana fikri "girişimci" ve "yatırımcı" yı bir araya getirmek üzerine kurulu. Aynı zamanda "fikri olanların" bir girişim için "beyin fırtınası" yaptıkları önemli bir sonuç toplantısı olarak konumlanıyor. En güzel örneğini Takas Merkezi' nin konuk olduğu toplantıda gördük.
Her geçen gün katılımcı sayısı artıyor ve toplantının yapıldığı mekan yetersiz kalıyor. Bu durum herkes gibi beni de çok heyecanlandırıyor. İnternet girişimi adına teşvik edici ve aynı zamanda umut vaad edici.
Ancak son toplantıda Hurtürk kardeşlerin konuk olduğu(Mert Erkal' dan çaldım bu ifadeyi) wridea.com üzerine yapılan toplantı sonrasın da küçük bir endişe belirdi içimde. Neden mi?
Toplantı konukları bize başarı hikayelerinden bahsedip, hiç bir yatırımcıya ihtiyaç duymadıklarını, 8 yıldır sabırla türk kimliğini saklayarak ve pazarlama araçlarını mümkün olduğunca kullanmayarak başarıya vardıklarını anlattılar. Aynı zamanda Wridea' yı 30 bin kullanıcıya varana kadar ki süreçte üvey evlat gibi görüklerini aktardılar. Hala da gelir getirmemesi nedeniyle bu muameleye tabi bir site vardı karşımızda.
Açıkcası bu başarı heyecan verici ve önemi yadsınamaz kesinlikle. Ancak Etohum toplantılarının (haddimi aşarak yazıyorum) amacının dışında bir konuk olduğu görüşündeyim bu öykünün. Karşımızda bilgiye, fikre ve yarıtımcıya ihtiyacı olmayan ve bize sadece bir girişimci olarak nasıl "şanslı" olunuru anlatan bir konuk bulunuyordu. Bu durumun toplantılara katılımı düşüreceği ve Etohum toplantılarının amacını değiştireceği düşüncesi hakim bende.
Bir süredir web sitelerinin bizim için önemi üzerine düşünüyorum. Daha önce Flickr, kişisel blog ve Linkedin linklerinin doğru güncellenmesi ve amaca uygun kullanılması halinde iş başvurularında CV değeri taşıyacağını düşündüğümü çok defa söylemiştim. Ancak buna ek olarak farklı siteleri de hayatımıza katmamız gerekiyor. Eğer interneti hayatımızı kolaylaştıran bir dünya olarak görmek istiyorsak.
Facebook : Bu sitede sosyalleşmiyorum. Benim için en değerli yani çok ayrıntılı bir adres defteri oluşu. Aynı zamanda eventlerden haberdar oluyorum. Gmailime bir uyarı maili düşmeden ziyaret etmiyorum.
Netvibes : Bu site twitter widgetı ve blog RSS lerim için kullandığım "okuma" alanım. Güncel kalmamı sağlıyor.
Flickr : Fotoğraf palaştığım bir gerçek. Ancak flickr üyeliğime başladığımdan beri düzenli olarak bir amaç için kullanıyorum. Bence önümüzdeki yıllarda CV yerine 3 adet link verilmesi yeterli olacak. Bunun nasıl olacağını göstermeye çalışıyorum.
Twitter : Twitter' a ilk çıktığı dönemde her gün giriyordum. Twittervision.com' a da. Ancak Netvibes tan yönetebildiğim için neredeyse hiç ziyaret etmiyorum artık. Şimdi ki dönemde Twitter' ın hangi yeni amaçlarla pazarlama da kullanılabileceği üzerine düşünüyorum sürekli.
Linkedin : Flickr gibi ileride kullanılacak önemli 3 linkten birisi olarak görüyorum. Düzenli olarak güncelliyorum ve kontaklarımı özenle biriktiriyorum. Linkedin, fotoğraf upload una izin verdiği günden beri hakkındaki görüşlerimi çok az olumsuza çevirsede kullanmaya devam ediyorum.
Blogger ve Wordpress : Bloglarımı yönetmek önemli bir iş. Vazgeçemem. Gelecekteki önemli 3 linkten birisi kişisel blogları olacak görüşündeyim. FriendFeed : Sosyalleştiğim site. Çok amaçlı kullanılabilir bir yapısı var. Şuan için beni internette sürekli kılmayı başaran önemli bir mecra. Netvibes, twitter, facebook v.b. siteleri çok daha az ziyaret etmemi sağlıyor.
Bu siteleri özellikle seçtim. Çok sayıda siteyi hergün ziyaret ediyorum. Ancak adını yazdıklarım sadece aktif internet kullanıcısı kişilerin (geek) değil, herkesin sık ziyaret etmesi muhtemel siteler. Eğer bu siteleri ziyaret etmiyorsanız bence henüz internet gerçeğini anlayabilmiş sayılmazsınız. Ayrıca sadece ziyaret etmek değil bu siteleri kendinize özel bir kullanım amacı ile tık lamınız çok değerli.
Bu yazı da kullanılan fotoğrafı flickr da görmek için tıklayınız.
Dün yemek.name' nin kutlama parti(!) sinden çıktıktan sonra Oktay ile birlikte Burak Büyükdemir' i ziyaret' e gittik. Yaptığımız sohbet anında "moleskines" e notlar almayı da ihmal etmedim elbette. Sizlerle yaptığımız konuşmada değindiğimiz bazı konuları paylaşmak istiyorum.
- Burak'ın odasının duvarına asılı "Goril" logolarını inceledik. Oktay' ında tasarımlarının yer aldığı seçenekler arasında neden zorlandığını anlamamı sağladı. Uzun süredir logo konusunda bir karar veremeyişinin nedenlerini konuştuk. Bir iş fikrinin logo seçiminin değerini anlamak için Burak' ın "aylardır bir karar veremedim. Bu logo bir çatıyı birleştireceği için çok önemli. Bu nedenle bir türlü karar veremiyorum" cümleleri kesinlikle kulaklara küpe olacak çağrımlar içeriyordu.
- Son dönemlerde internet sitelerinin kapatılmasına ilişkin Burak' ın görüşlerini aldık. Önümüzdeki günlerde "blog yazarları" olarak bu konuda ortaya somut faydalar koyacak bir takım görüşmeler yaptığım bu dönemde Burak' ın "işin içinde kötü niyetler de söz konusu, konu yalnızca yasalar ve hukuk karar vericilerinin kusurlarından ibaret değil. İşin içinde bu kapatmalardan fayda sağlayan farklı "güç"ler de var." yorumu konuya ilk kez bu açıdan bakmamı sağladı.
- Blog yazarlarının ve internet girişimcilerinin bir araya gelmek için oluşturdukları "geeklunch-maslunch-etohum" gibi platformların nasıl hızla büyüdüğünü paylaştık. Dünkü toplanmaya katılamayışının üzüntüsünü gülümsemesinin altında sezinledim. Bu çok değerli bir his.
- Superonline'ın Telcom satın alması sonrası geçireceği süreci anlamaya çalıştık. "superonline.com" un ne olacağına dair kararsızlıklarının var olduğunu ve belkide portalın adının ve/veya içeriğinin değiştirilebileceğini hatta "superonline.com" un tamamen kaldırılacağını öngördüğümüz bir fikir paylaşımı yaşadık. Superonline.com' un yenilenme projesinin başında olan kişiler arasında olduğumuz için Oktayla bu konuda ki endişelerimizin duygusal boyutu söz konusu olsada Telcom yönetiminin böyle bir karar alması çok ciddi bir hata olur düşüncesindeyim.
- Nokta A.Ş ile ilgili son günlerde bir yazı hazırlamaya çalışıyorum. Nokta A.Ş yi iyi tanıyan Burak, Nokta A.Ş. hiyakesini çok ilgi çekici bulduğunu ve Türkiye' de 6 ortaklı bir benzer bir yapının bulunmadığını söyledi. Burak' ta benim gibi izlesene.com' un hala ayakta oluşunun Nokta A.Ş. olduğunu düşünüyor. Ortakların "dağcılık" kültüründen geliyor olmalarına dikkat çekti. "Birlirlerine hayatlarını emanet etmiş insanlar" yorumu oldukça önemli bence. Nokta A.Ş. ile bu ay içerisinde gerçekleştirmek istediğim röportaj için fikirlerini aldım.
- Türkiye' de twitter v.b. projelere yatırımcıların henüz ilgi göstermediği gerçeği üzerine sohbetimize devam ettik. Burak, katma değer yaratan ve gelir modelleri alışılmışın dışında oluşan bu projelerin öneminin Türkiye' de henüz anlaşılmadığını düşünüyor. Bu konuda daha önce "UnitedPlankton" olarak ortaya koymaya çalıştığımız ancak yazılım sorunları nedeniyle henüz var olmayan bir projeyi de örnek göstermesi bizi çok mutlu etti. Burak bu tarz projelerin ingilizce olarak servis edilmesinin şart olduğunu bir çok kere vurgulayarak "eğer türkçe ise sadece Türkiye de konuşulan bir iş olarak kalıyor, yurt dışında tanınması ancak ingilizce olmasıyla ile mümkün" dedi. Aynı fikirde olduğum bu konuda önemli diye düşünüyorum. Ancak konuya sadece "dil" çerçevesinden bakmadığımız bir sohbet olduğunu eklemem gerekiyor.
- Türkiye' deki yatırımcı profili gibi girişimci profilininde farklılığını konuştuk. Bu noktada, girişimlerin en problemli aşamasının yazılım olduğunu masadaki üç kişi de ayrı ayrı dile getirdi. Burak, "1. iş, tek odak olmalı mutlaka ve projeye bakarken ben bu işi 10-15 yıl boyunca yapabilirim diyebildiğin projeyi etraflıca düşünerek ortaya koymalısın ki çok başarılı olsun" diye eklerken girişim fikri olanlara önemli bir şeyler söylemiş oldu bence. "My Dream Work" demeden peşine düşmemek gerek gerçekten.
- Yazılım sorunun temelinde yazılımcıların olmadığını ifade etmesi en çok dikkatimi çeken konuydu bu hususta. Burak' a göre sorunun kaynağı "insan yönetimi". "İnsan yönetimi yapamıyorsan sorun neden yazılımcı da olsun ki" görüşü oldukça manidar açıkcası.
Türkiye' de "yatırımcı - girişimci" üzerine odaklanan değerli dost Burak Büyükdermir'in aramızda bulunmasının önemini yeniden hatırlattı bana. Kendim ve Oktay adına çok doyurucu bulduğum bu sohbetleri sıklaştırmak bünyemize iyi gelecek sanırım. Not : Bir aksilik olmazsa (Refik'le Paris biletimi takas edeceğim) Burak' la (Tunç Kılınçla da:)) 24 ünde Bodrum dan başlayacak 4 günlük bir tekne gezisi bizi bekliyor. Bu sohbetten sonra buna daha çok sevindim.
Ankara Büyükşehir Belediyesi tarafından 1-9 Ağustos tarihleri arasında Atatürk Kültür Merkezi’nde (Hipodrom Alanı)düzenlenmeye başlayan Büyük Ankara Festivali, tatile gidemeyip Ankara'da kalanlar için iyi bir eğlence mekanı. Ünlü bir çok sanatçının konserlerinin yanı sıra kültürel etkinlikler de göz doldurur nitelikte.
Festival alanında yer alan stantlarda Ankara Genç Sanayici ve İşadamları Derneği ile Ankara Sanayi Odası üyesi iş adamları ve şirketler ürünlerini sergiliyorlar. Her gün stantlarda düzenlenen ödüllü yarışmalarda birbirinden ilginç ödüller veriliyor. Ankara’daki çeşitli spor kulüpleri alanda gösteriler düzenlerken, büyükelçilikler ülkelerini tanıtıcı etkinlikler gerçekleştiriyor. Başkentteki üniversiteler kendi stantlarında okullarını tanıtıcı faaliyetlerde bulunuyor. Festival alanında kurulan “Sanat Sokağı”nda, şiir dinletileri ve stand-up gösterilerinin yanı sıra halk oyunları gösterileri yer alıyor. Dev plastik oyuncak kaydıraklar, gokart mini otomobil yarışları, plastik yüzme havuzları, dev şişme oyuncaklar, penaltı atış noktaları bulunan festival alanında, buz pateni, langırt ve basketbol yarışmaları düzenleniyor.
Festival alanı her gün 14.00’ten itibaren gece yarısına kadar açık. Belirlenen semtlerden de servisler temin edilmiş.
Güzel ve Ankaralılar için daha önce keşfi yapılmamış bir festival. Ancak kapatılan yolların, yarım kalan inşaatların, tamamlanması gereken onlarca projenin varolduğu bir dönemde ilk defa düzenlenen böylesine şaşaalı bir festivalin önceliği tartışma konusu olabilir bence.
Mothandmoth blogu için canım arkadaşım Can Oktay Heper' den uzun zaman önce vakit bulduğunda bir logo yapmasını rica etmiştim. Yoğun iş temposunun arasında biliyordum ki eziyet çektirecek bir uğraş olacaktı O'nun için. Sabırla bekledim...bekledim...bekledim:)
Son dönemlerde "oktaybanalogoyapsana.com" adıyla bir blog açmayı bile düşündüm ciddi ciddi. Ama Oktay unutmamıştı ve bana iki tasarım çalışması yolladı dün. İki çalışmayı da çok sevdim. Kendisine buradan : "Tasarım aşkına, harikasın" demek istiyorum.
Açıklama : Elbette ki logoyu kullanmadan önce bir template çalışması gerekecek
Sizce hangi logoyu kullanmalıyız? yorumlarınızı bekliyorum...
Not : Aynı zamanda "Devletşah" ın bugün yazdığı "blog yazmayı neden seviyorum" yazısını okuyunca mothandmoth' u neden bu kadar çok sevdiğimi düşündüm. Devletşah cevabı vermişti aslında "Ben aslında paylaşmayı seviyorum. Öğrendiklerimi, mutluluklarımı, hüzünlerimi..."
Kutlama : Devletşah' ın Yemek.name' si bir yaşını doldurdu. Bu değerli çalışmayı blogundan geri sayımla duyurduğu zamanı hatırladım. Ne mutlu...
SAAT : 18:30 Melin Kayrahan : Selam onlayın olunca bi ses verebilcen mi :) muhtar doymus: yes verdim Melin Kayrahan: :) naber abi muhtar doymus: şeftali yiyordum:D iyiyim sen nasılsın Melin Kayrahan: oh maşallah :) ben de buz kola içiyom muhtar doymus: oda iyiymiş Melin Kayrahan: ;) “Baba” aradı. Bu hafta yapacağımız giklanç için der ki muhtar doymus: evet süprizi var kesin :D Melin Kayrahan: “Maslanç” ile “Giklanç” ı bu haftalığına birleştirip İstinyede yapsak ergene.com’ unda 1.yılı felan dedi süprizlerim var dedi. muhtar doymus: hmm...iyiymiş Melin Kayrahan: :) muhtar doymus: ok abi Melin Kayrahan: konuşayım çocuklarla muhtar doymus: “Giklanç” güme gitmiyor değil mi? Melin Kayrahan: onlar ok derse orası bize uyar dedim muhtar doymus: uyarım Melin Kayrahan: aslında gidecek gibi ama gitmeye de bilir muhtar doymus: kurabiyesini yiyelim “Baba”nın Melin Kayrahan: az önce de Biray aradı, bıdı bıdı yapmayın dedi muhtar doymus: Oo güzel Biray da geliyorsa Melin Kayrahan: gelmez mi meslanç’ın elebaşısı O muhtar doymus: başka kim davetli? Melin Kayrahan: Özgenç'le bi konuşmak lazım asıl bu hafta bize “Analiz” yapacaktı O. Sen ok isen istersen konuşayım Özgenç ile muhtar doymus: tel deyim bi sn “Büyükbaş”la konuşuyorum Melin Kayrahan: ok ;) slm söyle hehe muhtar doymus: “Giklanç” Perşembe olacakmış “Eee torun” da Melin Kayrahan: “Eee torun” Perşembe abi :) “Gik” Çarşamba muhtar doymus: ok ok Gik Çarşamba Melin Kayrahan: “Eee torun” Perşembeye aldık artık muhtar doymus: Büyükbaş’ı çarşamba ziyaret edeceğim de Melin Kayrahan: malum muhtar doymus: “Eee torun” Perşembeymiş Melin Kayrahan: Çarşamba kaçta gideceksin peki abi “Gik” e ters düşer mi muhtar doymus: ok yim bu arada Özgenç’i ara sen Melin Kayrahan: tmm konuşup sana dönerim abi muhtar doymus: ok dir
SAAT : 19:19 Melin Kayrahan: abi selam muhtar doymus: yes Melin Kayrahan: Özgenç le konuştum durumu çok belli değilmiş çarşamba için ama bir şey olmazsa gelirim dedi muhtar doymus: ok dir Melin Kayrahan: o zaman bu hafta “mes-gik” elele :D muhtar doymus: ne güzel:D süprizler de var :D:D Melin Kayrahan: hehe muhtar doymus: abi bilg. başında olmayacağım bi süre kalktım bilgin olsun Melin Kayrahan: bi sn bi sn :) muhtar doymus: hm Melin Kayrahan: abi muhtar doymus: emret Melin Kayrahan: bu görüşme ile ilgili olarak Gökten ile konuşayım mı? muhtar doymus: konu? Melin Kayrahan: cevap mı bekliyoruz “oggle” muhabbeti muhtar doymus: aktar elbette ismini verdim :D Melin Kayrahan: önceden haberi olsun dedim de :) muhtar doymus: elbette onu arayacakları için değil ama listede ismi var bilsin tabe Melin Kayrahan: hehe peki hadi kaç abi sen :) tutmiyim muhtar doymus: ok dir Melin Kayrahan: görüşürüs ;9
SAAT : 19:30 muhtar doymus: geldim Melin Kayrahan: bu kadar çabuk mu yaa :D muhtar doymus: yahu bi koşu gittim geldim 10. kattaki Muharrem Amcaya ekmek aldım:D:D Melin Kayrahan: :D auahua Gökten ile konuştum ayaklancaz mı dio :D “hazırım” dedi :)hehe muhtar doymus: elbette harekete geçme zamanıdır
HABER - basından dinliyoruz. devletyoutubeukapatma.com kurucusu "Gökten Otuz" dan 3 gündür haber alınamıyor
SAAT : 19:33 Melin Kayrahan: :D auhauah biri “Ver hazzı” da “Eee torun” la ilgili ilginç yorumlar yazmış ama şu kısmına koptum bizler internet sektöründe örgütmüşüz. muhtar doymus: :D:D:D Melin Kayrahan: ergene.com olayı demiş :D auhauha muhtar doymus: kısmen doğru sayılmaz mı Melin Kayrahan: hehe ergene.com muyuz biz :D muhtar doymus: ele başı kim çok merak ediyorum ergene.com hahahaahahahahah Melin Kayrahan: seen abi ben olacak halim yok ya beraat ederim :D uahuah muhtar doymus: o nereden çıktı yahu önderliğini çoktan ilan ettim. Melin, sıyrılamazsın Giklanç’ı senin önderliğinde yaptık :D
DAVA SÜRECİ – Mahkeme salonu
Melin Kayrahan : hakim bey yehu payps annattıydım wala suçsuzum Hacı (Hakim): ne anlattım dedin yavrum, demek örgüte ait bir "tag" Melin Kayrahan: bilirkişi atansın davaya lütfen Hacı (Hakim): yahu payps Melin Kayrahan: tag ??? Hacı (Hakim): yahu payps nedir? kimdir? yada kaç kişidir? Melin Kayrahan: örgüt mü bunlar bilmiyorum ki Hacı (Hakim): kayıtlarda bir takım bahçelerde toplanıldığı yazıyor doğru mu? bahçe sahipleri tetkik edilsin, umuma açık mekanlarda gruplaşmalar tespit edilmiş. Melin Kayrahan: Mali desteği Oktay bey sağladı, Muhtar Doymuş aracılık etti Hacı (Hakim): ergene.com' un çeşitli hedeflere "girişimci" dedikleri özel bir teşkilat ile Melin Kayrahan : hı? Hacı (Hakim): saldırı planı mevcut mu? “girişimci” denilen bu özel güç kaç kişiden oluşuyor? hangi dış mihraklardan besleniyor? Melin Kayrahan: Estihayır besliyor. Hacı (Hakim): yahu payps ile bağlantısı nedir? Melin Kayrahan: pizacı mex de işin içinde Hacı (Hakim): Estihair demek…hmm Melin Kayrahan: koptum..suuu Hacı (Hakim): sayın savcım bu olay sandığımızdan çok daha büyük Melin Kayrahan: hakim bey 3 aylık cezamı 1 aya indiremez misiniz acaba Hacı (Hakim): Melin Kayrahan adındaki önder görünümlü kişiliğin tevkif ine Melin Kayrahan: he hacı be 1 ay be he haciosman hadi be Hacı (Hakim): Estihayır ve pizacı mex in davaya dahil edilmesine Melin Kayrahan: ühühühühü Hacı (Hakim): Baba nın hapishane de bulunan yakınlara yemek götürmesinin engellenmesine Melin Kayrahan: Hacı (Hakim): Melin Kayrahan adlı sanığın sözlü ifadesinin alınması ve bu süre zarfında tek başına internetsiz bir hücrede Melin Kayrahan: hayııııııııııırrrrrrrrrrrr muhtar doymus: bekletilmesine karar verilmiştir Melin Kayrahan: yaşayamam internetsiz muhtar doymus: alın götürün bunu Melin Kayrahan: bari bi hatun ver yanıma be hacı Hacı (Hakim): hadi oradan Melin Kayrahan: canım sıkılmasın madem internet yok he hacı be Hacı (Hakim): bunları yaho payps a önderlik ederken düşünecektin evladım Melin Kayrahan: yaşasın zafer kahrolsun sm-oggle
Mahkeme Salonunda dışarıdaki sloganlar işitilir. payps payps payps payps Hacı (Hakim): tivitır davasının görüşülmesi için yarın burada tarafların hazır bulunmasına karar verilmiştir HABER - basından dinliyoruz
Sayın seyirciler bugün istanbul’da görülen ergene.com davası sanıklarından Melin Kayrahan’nın yeniden dinlenmek üzere internetsiz bir hücrede bekletilmesine, pizzacı mex ve estihayır’ ın bir sonraki davaya davet edilmesine, “yahu payps” ve girişimci” adlı örgüt organlarının araştırılmasına, tivitır davasının ise yarın başlamasına karar verildi.
Dava sırasında sanık Melin Kayrahan “kahrolsun sm-oggle” diye bağırırken destekçilerinin “payps” diye bağırmaları dikkat çekti.
Polis geniş güvenlik önlemleri almasına rağmen bazı taşkınlıklar engelenemedi. Mahkeme salonuna bilgisayar sokmak isteyen bir "girişimci" polis tarafınfan engellendi.
Girişimci, salona internet i sokarak davayı protesto etmek istediğini açıkladı.Bu sırada ergene.com ölmez internet bölünmez sloganları atan kalabalık dağıldı.
NOT : Bu hikaye de adı geçen kişiler ve olaylar gerçek hayattan esinlenilmiş.
NOT2: Bu yazı internet sitelerinin kapatılmasına ilişkin kararları protesto etmektedir.
internet pazaramanın en iyi araçlarının widget lar olduğuna inanıyorum. Çok çeşitli konularda yapılacak çalışmaların mutlaka widget larla desteklenmesi gerektiğini ve Viral Pazarlama' nın en iyi araçları arasında yer alan widgetların yerinde kullanılmasının iş planlarına çok şey katacağını düşünüyorum. Çok daha düşük maliyetle, yapacağınız çalışmanın gönüllüler tarafından desteklenmesini veya kullanıcalar için sitenizin çok daha fazla mecrada görüntülenmesini istiyorsanız sizde widget ınızı tasarlayarak işe başlayın.
Açıklama : Daha sonra salgın bir hastalık gibi kişiden kişiye yaylısın diye planlı bir şekilde bir fikrin ya da bir ürünün bir virüs gibi serpilerek pazarlamasıdır.
Yorum yazmak özellikle kişisel görüşümüzü belirtmek adına çok önemlidir. Yazar, okuduğumuz içeriğe farklı bir bakış açısıyla yaklaşmış olabilir. Doğru veya yanlış. Elbet her zaman kafamızda bir şeyler belirir, içimizde yorumlarız.
Fakat neden yazmıyoruz? Yazmalıyız. Diğer insanların görmesi ve benimsemesi için önemlidir. Akıllı bir insan eleştiri ile hakaret arasında ki farkı anlayabilir. Varsa gücümüz eleştiri yapmalıyız, tartışma konusu açmalıyız. Bunu sağlayabilirsek hem biz, hem diğer insanlar hem de yazar olayın ana temasını görecektir. Herkes için en verimli olanı da budur.
İnsanın düşüncelerini, fikirlerini belirtmesi kadar güzel bir şey var mıdır? Söz hakkı veriliyor size. Bugün birçok blog yazarı ürettiği içeriği yorumlara açık bırakıyor. Neden acaba? Blog yazılımını –örn: wordpress- kullanmasını bilmiyor da tesadüfen mi yapıyor? Elbette hayır. Yorumlara açığım arkadaşlar, yazın! Diyor.
Yorum yapmak için illa o konuda uzman olmanız gerekmiyor. Eğer üretilen içerik size bir şey ifade ediyorsa yazabilirsiniz demektir. Yapacağınız bir yorum size ve çevrenizdekilere çok şey katabilir. Belki de yazarın “Yeter artık, insanlar sadece okuyor. Fikirlerini belirtmiyorlar. Bundan sonra yazmayacağım” düşüncesini çürütecek bir güce sahip olabilir.
Bana göre, yazarın içeriğe yorum alması en büyük hakkı. Bir nevi saygımızı, sevgimizi ve değerli olduğunu göstermemizin bir işareti. Manevi olarak bir bağ kuruyoruz ki çok güzel bir şey. İnsanlar farklı görüş açılarıyla ortak konular üzerinde birleşip etkileşim içinde olabiliyor.
Çoğu zaman şu hataya düşebiliyoruz (zamanında bende yaşadım) “Yazsam mı acaba? Böyle bir yerde yorumumu görenler hakkımda ne düşünür?” Daha kendi düşüncelerimiz olgunlaşmamış iken başkaları hakkında yorumlar üretiyoruz. İstediğimiz bu acaba? Ben şimdiye kadar hiç kimseyi bu şekilde yargılamadım. Söz hakkı verilen her yerde bizim de yer almamız en büyük hakkımız. Keşke bu çeşitliliğe fazlasıyla ortak olup, farklı konularda ki içeriklere yorum yazabilsek ama kendi dahil olduğumuz içeriklere bile yorum yazmıyoruz.
İlla yorum yapıyım, adım çıksın namımız yürüsün de mantıklı bir düşünce değil elbet. Konuya olduğunca yakın yorumumuzu daha doğrusu bize çağrıştırdığını, bakış açımızı yansıtmak yetecektir.
Gelelim -tekrar- yazar tarafına. Bakıyoruz istatistiklere sayfa görüntüleme sayıları çok yüksek. Ya yorum? Yok! Diyeceksiniz ki olabilir çünkü FriendFeed vs. ortamlarda yorumluyoruz. Buda çok güzel bir şey. Yorum yazıyoruz sonuçta. Yazar içeriğin kaynağını tespit edince yorumlara ulaşacaktır ve gerekirse o platforma dahil olacaktır.
Yorum yazmak, kuracağımız en anlamı sosyal ağımızın temelleridir. Bugün Facebook vb. ortamlarda arkadaş olarak eklediğimiz birçok insan bulunmakta. Kaçını tanıyoruz daha doğrusu kaçıyla ne paylaştık? Bir okuyucunun, yazarı ile paylaşacağı yorumu verebileceği en güzel hediyedir ve belki de kurulacak -o şahane- arkadaşlığın, dostluğun temelidir. Kim bilebilir? Şuradaki yazıyı ve özellikle yorumları mutlaka okuyunuz. Bilinçli bir okur olalım, konuyu düşünelim ve yorumumuzu mutlaka yazalım. Yorumlara açığız arkadaşlar, sizce neden yazmıyoruz?
Not: Wordpress altyapısını kullanan ve içerik üreten arkadaşlarım! Yorum yazan insanlar ile ne gibi bir bağınız var görmek için Meet Your Commenters adlı eklentiyi mutlaka yükleyin. Kendi anlamlı sosyal ağınızı keşfedin.
The Dark Knight (2008) - "Dominos Pizza Trailer" Exclusive - Amazing videos are here ABD'de vizyona girdiği hafta sonunda 155.3 milyon dolar hasılat getirerek tüm zamanların en iyi hafta sonu açılış rekorunu kıran 'Kara Şövalye' 25 Temmuz 2008'de ülkemizde vizyona girdi. İmax teknolojisiyle izlediğimiz filmden Mothandmoth olarak büyük keyif aldık.
İlk kez 1992 yılında yönetmenliğini Tim Burton'ın yaptığı 'Batman Dönüyor' filmiyle başlayan Batman çılgınlığı daha sonra sırasıyla 1995'te 'Batman Daima', 1997'de 'Batman& Robin', 2000'de 'Batman Beyond: Joker'in Dönüşü' ve 2005 yılında da 'Batman Başlıyor' ile devam etti. Diğer filmlere nazaran bu seferki böülümün iyiliği çeşitli tartışmalara yol açiyor. Son teknolojiyle çekilmesi mi, oyuncuların sergiledikleri mükemmel oyunculuk mu yoksa küçüklüğümüzden beri okuduğumuz bir çizgi roman kahramanının artık günümüz versiyonuyla uyuşturucu, kara para aklayan çetelerle savaşan bir sinema kahramanı haline gelmesi mi onu iyi yaptı?
Tartışmalar ne olursa olsun biz yeni versiyon Batman'ı sevdik. İncelemek isteyenler buraya lütfen.
Yönetmen: Christopher Nolan Oyuncular: Christian Bale, Heath Ledger, Aaron Eckhart, Michael Caine... Tür: Macera / Dram / Suç / Aksiyon Yapım Yılı: 2008
Start up • Türkiye’ de yatırımcı var mı? • Girişimci ne kadar? • Yabancı şirketler Türkiye’ye girmek için fırsat kolluyor. • Türkiye sosyal ağları seviyor. • Facebook’ta 4. sıradayız. • Mobile pazar büyüyor. • Çıkın…yeter ki çıkın • Doğru çıkış stratejisi hangisi?
Son dönemlerde çıkış stratejileri ile ilgili konuşmalar yapılmadan önce hepimizin önüne bazı istatistikler koyuluyor. Bu istatistikler iyi çıkış stratejisi oluşturabilmek için bir takım veriler içeriyor ve ortam hakkında bir durum analizi bildiriyor. Asla bir çıkışın neden başarılı olacağına dair fikir vermiyor. “Başarısız olunması için bir sebep yok” anlamı taşıyor.
Tüm bu durum analizleri ve verilerin, “başarı ortamı hazır” diye bağırmasına rağmen Türkiye’ de henüz uluslar arası çıkış başarısı yakalamış bir çalışma yok. Elbette başarılı çalışmalar söz konusu. Kimse Çember.net v.b. çalışmaların başarısız olduğunu iddia edemez ancak bizim konumuz “satış” stratejisi değil “kalış” stratejisi.
Konuya rakamlardan uzak kalarak yaklaşmaya çalışacağımı hemen söylemeliyim ve ülkemizde hali hazırda yapılmış olan başarılı projeleri ve şirketleşme becerisini göstermiş önemli yatırımcıları göz ardı ettiğimi asla düşünmenizi istemem. Tüm bunların yanında bizimde (mothandmoth.com) içinde yer aldığımızı umduğumuz “dünyanın” hareketliliği ve dinamikliğini de keyifle seyrediyorum.
Ancak ülkemizde yatırımcı ve/veya girişimcilerin göz ardı ettikleri bazı önemli hususlar olduğu fikrindeyim. Bu göz ardı edilen ayrıntıların ise ortaya en doğru servisi sunan internet ürününün çıkmasını engellediğini fark ediyorum.
Öncelikle, internetle gerçek pazarlamacıların (fikir insanları) az ilgili olduğunu, girişimcilerin çoğunun yazılım ve tasarım insanları tarafından ortaya koyulduğunu gözlemledim. Pazarlamacıların konuya uzak kalmasının en önemli sebeplerinden biri “yazılım” konusundan anlamıyor olmaları ve/veya yazılımcılar veya yatırımcılarla yaşadıkları kötü deneyimler sonucu işe karşı inançlarını yitirmiş olmaları. Diğer önemli sebep ise yatırımcıların, çoğu zaman girişimi, yazılım ve tasarım ekibi ile çözdüklerini sanmaları, pazarlama ve reklam stratejilerine projelerinde yer vermemeleridir.
Durum böyle olduğunda ise ortaya çıkan ürün tasarım ve yazılım konusunda sorunsuz olsa da, fikrin en doğru servis ve strateji ile şekillendirilmemiş olması, “start-up” yapılamayışı da beraberinde getiriyor.
Ülkemizde “fikir insanı” unvanı ile çalışmaya gayret eden çok az sayıda insan bulunuyor. Çoğu zaman işverenler, yaratıcı olduklarını ve fikrin kendilerinde de var olduğunu düşünmeleri sebebiyle “fikir insanı” unvanı ile dolaşan bir çalışanı etraflarında görmeyi istemiyorlar. Bunun yerine “iş geliştirme yöneticisi”, “pazarlama uzmanı” gibi unvanlar ise çok daha alışılagelmiş ve yeri geldiğinde “fikir bulmak herkesin işi” diyebileceği koşullar oluşturmasına izin veriyor.
Durum böyle olunca akla gelen fikir, yazılım ve tasarım ekibi tarafından, öncesinde “hedef kitle belirleme” “trend analiz” “değerler analizi” “pazar analizi” “senaryo” v.b. bir dolu çalışmadan yoksun bir şekilde ürün haline hızlıca getirilmiş oluyor. Ortaya çıkan ürün maalesef kime satılacağı (sunulacağı), nasıl satılacağı (sunulacağı), nasıl geliştirileceği (sürekli kılınacağı), olası (beklenen) anormal koşullarda nasıl yön değiştirileceği, hangi pazarlama araçlarını hangi yoğunluk ve uzunlukta kullanacağı, hangi mecraları nasıl kullanacağı gibi onlarca soruya cevap veremeyecek halde bizlerle tanıştırılmış oluyor.
Bu durumda, start-up konusunda unutulmaması gereken ana konular; projelerin doğru ekiplerle oluşturulmasının şart olduğu ve bu projeler ürün halini almadan önce, mutlaka çok hassas araştırma ve geliştirme aşamalarından geçmesi gerektiğidir.
Start up sonrası (iki örnek)
Özellikle çıkış sonrası sürecin çok iyi yönetilmesi gerekmektedir. Örnek olarak Türkiye’deki iki önemli “iş”ten bahsedeceğim. Sosyomat ve İzlesene.com.
Sosyomat, Pilli’ nin önemli bir sosyal ağ projesi ve çıktığı ilk günden itibaren çok yoğun bir ilgi ile karşılaştı. Proje, ilk haliyle kullanıcılar kadar reklam ajanslarının, doğal olarak sonrasında markaların ilgisini çekmeyi başardı. Sosyomat’ ın çıkış başarısının altında yatan en önemli şeyse “fikir”di. Anlık ileti girebildiğin ve ahkam kesebildiğin çok farklı bir sosyalleşme platformuydu. Kullanıcılar Sosyomat ta saatlerini geçirmeye ve siteyi geliştirmeye başladılar. Tüketici aynı zamanda üretici olmayı da beceriyor ve yeniden – anında- tüketebiliyordu. Bu hız ve doğru servisler doğru ürünü ortaya koymuş ve site hak ettiği ilgili görmüştü. Zaman içerisinde site servislerini geliştirme çabasına girerek aslında benzeşme çalışması yaptığını fark etmedi. Benzeşmek, farklılıkları azalttığı gibi kullanıcı kitlesinin de değişmesine sebep oldu. Süreç maalesef Sosyomat ın lehine değil aleyhine gelişti. Kullanıcı profili değişmekle kalmadı, sitenin ilk kullanıcı kitlesi artık sitede aktif değildi. Bu durumda Sosyomat üye sayısını artırmış olsa da doğru hedef kitleyi kaybettiği için, sosyal ağlara karşı (Facebook) ilgisi tartışılmaz olan bu genç nüfuslu ülkede, markaların “ağ” deneyimlerine neden kapalı olduğunu hala tartışıyor. Hâlbuki Pilli’ nin Bildirgeç gibi önemli deneyimi bu hataları yapmasına engel olabilirdi.
İzlesene.com ise Nokta A.Ş öncesi ve sonrası olarak iki ayrı süreçte incelenmeli. Youtube gibi bir dev’ in sistemde oyuncu olarak bulunması işini çok zor kılsa da izlesene.com Nokta A.Ş. sürecine kadar bile başarılı sayılabilir. Ancak İzlesene.com çıkış stratejisinde bir hedef kitle belirlememişti, servis sunarak, video seyretmekten hoşlanan “türk-erkek” kitle ile bir çıkış yakalandı. Eğer satış gerçekleşmemiş olsaydı izlesene.com’ u asla önemli bir örnek olarak göremeyecektik. Nokta A.Ş satışı sonrasındaki kitle ile öncesindeki kitle arasında önemli –olumlu- değişimler gözlemleyebilirsiniz. Nokta A.Ş. ‘nin paylaşan ve bilen, öğrenen ve öğreten, bilinçli ve lokomotif hedef kitlesi izlesene.com u çok daha farklı değerlerle sahiplenerek siteyi tüketmeye başladı. (Nokta A.Ş. yi ayrı bir yazıda ayrıntılı olarak inceleyeceğim. Zira doğru hedef kitle, doğru servisler ve ürünler, doğru pazarlama stratejisi, doğru ekip gibi önemli başarılara sahip bu kurum, internet girişim dünyası için çok önemli bir örnek yatırımcı)
Bu durumda, çıkış sonrası süreçte, Sosyomat bana (aktif internet kullanıcısı kitleye) “seni neden kaybettim”, İzlesene.com da “seni nasıl kazandım” sorularını sormalılar ki ilerisi için doğru kararlar versinler. Çıkış sonrası süreç için bu iki örneği önemli buluyorum.
Not: Yazımı özellikle uluslar arası örneklerden ve rakamlardan uzak kalarak tamamlamaya özen gösterdim.
Testere serisini çok yakından takip ettiğimizi biliyorsunuzdur. Serinin tüm filmlerinin gerçekten nefes kesen bir senaryo ve oyunculukla bizlere sunulduğu bir gerçek. Serinin 4. filminde filmin yönetmenliğini devralan David Hackl, 5. filminde yönetmeni. Açıkcası bu filminde heyecan verici bir oyunculuk ve senaryo vaadettiğini tahmin ediyoruz. Yönetmen : David Hackl Senaryo : Marcus Dunstan, Patrick Melton, James Van Oyuncular : Tobin Bell, Ken Leung, Julie Benz, Costas Mandylor, Scott Patterson, Greg Bryk, Mark Rolston, Samantha Lemole, Laura Gordon Yapımcı : Mark Burg, Oren Koules, Peter Block, Jason Constantine, Troy Begnaud Görüntü Yönetmeni : David A. Armstrong Müzik : Fear Factory, Front Line Assembly
Terim : Tatmin Yaşam Döngüsü Açıklama : Müşterilerin satın alma, kullama ve elden çıkarma deneyimlerini tanımlayan beş aşamalı süretir. Alıcı - satıcı açısından bu beş aşama şöyle açıklanabilir: Siste kaybolma - Pazar yaratma, karar verme - satış döngüsü, öğrenme eğrisi - satış sonrası destek, optimizasyon - hesap yönetimi, evangalizm - stratejik ortaklıktır.
Dün friendfeed de blog yazarlarının hangi kitapları okuduklarını -güncel- öğrenmiş ve Yusuf İbili' nin aynı zamanda yaptığı "kim, hangi telefonu, neden kullanıyor" sorusunun cevaplarını kendisinden beklediğimi yazmıştım. Yusuf, geceyarısı "ahanda budur" deyip mailledi aşağıdaki sonucu. Banada sizinle paylaşmak düştü.
Aşağıdaki cevapların dışında Yusuf iphone 3G' e geçme niyetlerini öğrenebilmiş. Bu konuda şunu söyleyebilirim, herkes iphone 3G ya alacak ya da almak istiyor. Bu önemli bir ayrıntı diye düşünüyorum. Iphone gerçekten bir devrim yapmış zihinlerde.
Özgür ALAZ Samsung fakat markasını bilmiyor. Yarışmadan kazanmış, öylece kalmış.
Yusuf İBİLİ Nokia 6233 Dayanıklı olması ve sesinin yüksek çıkması onu cezbetmiş.
Gürkan OLUÇ Nokia 6030 Konuşmak ve mesaj çekmek amacı ile 3 sene önce almış, halen kullanıyormuş.
Yunus TUNAK iPhone 2G Mail, ajanda, todo, internet ve temel telefon fonksiyonları için.
M.Hakan DERYAL Nokia E90 Communicatior her an internete rahat bir şekilde ulaşmama imkan sağıyor. Çok gezen Kodlayıcı & Sunucu Yöneticisi için olmazsa olmaz.
Volkan BİÇER iPhone 2G Geniş Ekran, wireless ve aplikasyonlar. Hayatı kolaylaştırıyor.
Alemşah ÖZTÜRK iPhone 2G İnternet insanı, elbet vardır iyi bir gerekçesi.
Burçak SAYINSOY iPhone 2G Browser, mail ve 3.parti uygulamalar için. Tevfik Bülent ÖNGÜN Sony Ericcson P1 Gayet memnunum. Türker KESKİNPALA Motorola Razr Beleş sirke baldan tatlıdır hesabı.
Koray AL HP rw6815 WM6 olduğu için. Özellikle mail konusunda alternatifler çok.
Muammer OKUMUŞ Nokia fakat markasını bilmiyor. Yeni iş değişikliği yaptı ve yeni şirketinde henüz Blackberry' si gelmedi. Blackberry' i internet erişimi özelliği nedeniyle seviyor.
Eray ENDEŞ Blackberry 8100 Sürekli online olması ve uygulamalar.
Yavuz Selim ŞEN Nokia 6300 Çok ince hoş duruyor. Taşıması kolay.
Ali Murat CEYLAN Blackberry 8320 Herşeyin kendi kendine olup bittiği bir telefon. Ne istediğini biliyormuş gibi davranarak beni hep şaşırtıyor.
Onur ÖZER Nokia N82 Hepsi bir arada. İnternet, müzik bir kenara, yanımda ayrıca fotoğraf makinesi taşımıyorum. Ahmet Bülent ZORLU Sony Ericcson 790i Mp3 çalar, fotoğraf makinesi ve telefonu tek cihaz olarak taşımak istemiştim.
Handem Erkay GÜNER iPhone 2G Mac ile mükemmel uyum, internet'den anlık bilgi ihtiyacımı karşılamak için süper. Wireless!! Portatif fotoğraf albümü: Bir anne daha ne ister ki? Oğuzcan Şahin Sony Ericsson k700i 3 senedir kullanıyor.
Yavuz Selim Nokia 6300 ince ve çok hoş duruyor, taşıması kolay
Ali Murat Ceylan Blackberry 8320 herşeyin kendi kendine olup bittiği bir telefon. ne istediğini biliyormuş gibi davranarak beni hep şaşırtıyor. bu biraz felsefik oldu. Hep ağa bağlı olması ve push mailler için ilk tercih.
Can Oktay Heper Blackberry / Ericsson modelini bilmiyorum ama son James Bond da tırt bir kötü adam bomba patlatmakta kullanıyordu aynı telefonu.
Lyn Nokia n95 kullanıyorum fonksiyon ve kapasitesi gereksinimlerimi karşılıyor ama ebatı biraz problemli, tek elle pek kolay yönetilemiyor, neredeyse on beş yıl öncenin kalın büyük ericsson'ları gibi...
Özgür Emre Öztürk Motorola RAZR V3
Yasin Nokia 2630. J2ME projemi gerçeklemek için Java destekli bir telefon lazımdı, en ucuz Nokia da buydu o zamanlar. O yüzden bunu aldım.
Göktuğ Oğuz Iphone 2.0 Hersey var ve ne istersen o oluyor. Takılma tıkanma yok. şık. ipod tasıma derdi bırakmıyor. Internetde gezme keyfi muhtesem. Bundan sonra iphone dışında birsey kullanacağımı sanmıyorum.
Göktuğ Çitci Blackberry 8320 exchange ile konusuyor, hizli ve sorunsuz
Paylaşımı için Yusuf İbili' ye ve cevapları için blog yazarlarına çok teşekkürler.
Bugün friendfeed de bir soru sordum. Acaba blog yazarları neler okuyorlar merak ettim. Ben aldığım cevaplar sonrası okumam gereken çok sayıda kitap fikri edindim. Sizler içinde çok faydalı olacağını düşünüyorum.
Yaşam için Aikido - Gaku Homma - Muammer Okumuş Herşey Seninle Başlar - Mümin Sekman - Metin Kahraman 4 Saatlik Hafta - Timothy Ferriss - Harun Pekşen Computer Networks - Andrew S. Tanenbaum - Yusuf İBİLİ False Impression - Jeffrey Archer - Ceyhun AKSAN Mesele Ne Kadar İyi Olduğun Değil Ne Kadar İyi Olmak İstediğin...Paul Arden - osman faruk A'dan Z'ye Kadar Pazarlama - Ömer Enis Duyular ve Marka - Martin Lindstrom - Ali Murat Ceylan Street Smart Internet Marketing - Justin Michie - Burcu Tüzün Yerdeniz Hikayeleri - kara Gerilla Reklamcılık Sıradışı Marka İletişimi - Michael Dorrian, Gavin Lucas ve Mutluluğun Mimarisi - Alain de Botton. - Lyn Cengiz Aytmatov - devletsah Girişimcilik ve Girişim Kültürü - Prof.Dr.Nazif Gürdoğan - Özgür Emre Öztürk Görünmez Kalp - Russell Roberts - Enes Acar Aptalın Deneyimi ya da Aklını Başına Toplama Rehberi - Mirzakarim Norbekov - Hande Kiziltug 4 Saatlik Hafta - Timothy Ferriss - Burçak Sayınsoy Yaban / Tünel - Y.Kadri Karaosmanoğlu / Ernesto Sabato - Yasin Olasılıksız - Adam Fawer - Gürkan OLUÇ Görünmeyen Ekonomist (Undercover Economist) - Tim Harford - Goktug Oguz Görünmeyeni Satmak - Harry Backwith. - ibrahim yeler Portobello Cadısı - Paulo Coelho - Levent Bali Wikinomi - Eray Endes Marka Yaratmanın 5 Adımı - Mike Moser - Oğuzcan Şahin Arte Italiana, Dalle Origini A Oggi - Kemal Yaylalı Hackers and Painters - Paul Graham - Turker Keskinpala Predictably Irrational - Dan Ariely - Fatmanur Erdogan
not : Yusuf İbili' den de kim hangi marka cep telefonu kullanıyor? sorusunun cevabını bekliyorum:)
Sevgili dostum, UP ekibinden Can Oktay Heper, en sonunda kendisine bir "site-blog" açtı. Bir tasarımcı olarakta yaptığı çalışmaları çok sevdiğim değerli dostumun sitesini de çok beğendim. Site ve blog başlıklarının karşıladığı sitenin "site" bölümü için çalışmalara devam ediyor ancak blog bölümünden Oktay'ın tasarım çalışmalarını görebilirsiniz.
Blog bölümünde "ben kimim" i tıkladığımda karşıma çıkan "cevap 2" yi çok sevdim.
Can Oktay Heper' in sitesini ziyaret etmek için tıklayınız.
Dün etohum toplantısı için Profilodaydık. Toplantının konuğu takasmerkezi.com ve site sahibi Önder Eren'di. Toplantı boyunca enine boyuna takasmerkezi.com' u konuştuk. Bende değerli dostlarım gibi site ile ilgili düşüncelerimi paylaştım.
Takas Merkezi ilk bakışta bir ürünü başka bir ürünle değiştirme işlemi yapabildiğimiz bir site algısı uyandırsada, aslında bir ürünü sattığınızda başka bir ürün almak zorunda olduğunuz bir servis sunuyor. Bu haliyle alıştığımız "takas" mantığından çok daha farklı, gittigidiyor'a daha yakın bir mekanizması var. Tek fark, satış sonrası kazandığınız "para" ile siteden yeni bir ürün almak zorunda olmanız. Proje ile ilgili düşüncelerimize gelince...
Takas Merkezi, şuan ki haliyle henüz işin çok başında. Site birazda meetup' ta yapılacak olan sunum için acele ile açılmış zaten. Takas Merkezi, Bana göre sattığınız üründen kazandığınız parayı cebinize göndermediği için, hizmetinden faydalanacak kitleyi de önceden belirlemiş olmalı. Hedef kitle seçimini de "yaş-gelir-internet kullanım alışkanlıkları" gibi bazı kriterleri belirleyerek yapabilir. Site bugün kü görünümüyle "15-23" yaş arası lise-üniversite gençliğine hitap ediyor bence. Bunu Önder Eren' in "biz dvd-kitap-albüm gibi küçük ürünlerin çok daha fazla bulunmasını istiyoruz." cümlelerinden de çıkartabiliriz aslında. Bu ürünleri takas etmeyi tercih etmesi muhtemel en geniş kitle gençler çünkü. Bu noktada ise bir sorun var diyorum ben. Çünkü bu hedef kitlenin 1. önceliği takas değil diye düşünüyorum. Bu hedef kitle ürünü satıp paraya çevirmeye daha meyilli. Bu nedenle eğer site 23+ internet kullanım alışkanlıkları gelişmiş bir kitleye hitap etmek istiyorsa (ki bence doğru olan bu) o halde farklı araçları da devreye sokabilmiş olmalı. Bu araçlar ile ilgili dün de çok fazla konuştuk ve üzerinde yüzlerce fikir söylenebilir ama en azından sitenin arkaplanında bir sosyal ağ oluşturulması (site genel amacına uygun) sanırım işi çok daha renkli kılabilir. Dün de söylenen bir fikir bu işi kolaylaştıracaktır. Oluşturulmuş arkaplanda kişiler site amacına uygun bir biçimde, kendi aralarında belirli hizmetleri takas edebilirler (Örn; Ben ingilizce öğretirim ama O'da bana gitar çalmayı öğretir gibi, yada Özgür Alaz'ın not defterini takasa koyduğunu düşünsenize).
Bu konuda daha çok şey söylenebilir ve söylenecektir.
not : dün toplantıda beyan edilen bir siteyi de hemen yazayım. (Özellikle Müge Cerman için) www.myhappyplanet.com . İnsanların birbirlerine dil öğrettikleri (takas yolu ile) hoş bir site.
not2 : etohum toplantısına katılanlara Önder Eren den "etohum" kredisi açıldı sitede kullanılmak üzere. Çok teşekkür ederiz.
İki üç gündür blog yazılarına zorunlu bir ara verdim sanırım. Zira friendfeed de geçirdiğim zaman beni o kadar çok besliyor ki size ne yazacağımı da nasıl yazacağımı da unutuveriyorum. Hatta bir kaç kez yazmaya karar verip vazgeçtim. Sonra friendfeed de paylaşılan ve takip ettiğim bloglardaki bir kaç linkle zaman geçirdiğimi farkettim. Bende o linkleri sizlerle paylaşmak istiyorum. Linklerdeki içerikler değil, benim bu linklerde zaman geçiriyor olmam bu paylaşıma sebep.
magtoo : fotoğraflarınızla slide yapın, üzerine müzik ekleyin paylaşın.
Favtape : Lastfm ve Pandora kullanıcılarının sevdikleri müzikleri dinleyin...bambaşka bir müzik deneyimi yaşayın. kukuklok : Bilgisayar başında uyuyorsanız uyanmak için online saat
FriendFeed hastalığına tutulduğumdan beri internet alışkanlıklarımda çok az (!) da olsa bir değişim olduğunu farkettim.
FriendFeed de geçirdiğim zaman dilimi içerisinde
- twitter' ı daha az kullandığımı, - takip ettiğim blogların "post" larını daha geç okuduğumu, - daha az sigara içtiğimi, - internet kullanmaktan biraz daha fazla zevk aldığımı, - bloglarıma daha az zaman (nispeten) ayırdığımı, - yerimden kalkmadan daha uzun süre oturduğumu - daha sosyal (tüm üyeliklerime ve aktifliğime rağmen) olduğumu, - daha çabuk haberdar olduğumu, - daha çok bilgiye daha kolay ulaşabildiğimi, - dostlarımla daha farklı bir iletişim kurabildiğimi, - tüm bloglarını takip ettiklerimle sanki yüzyüzeymişim gibi hissettiğimi, - tüm internet site ve uygulamalarına (kendi projelerim dahil) daha farklı bir gözle bakmaya başladığımı - facebook, flickr, netvibes...gibi alışkanlıklarıma daha az vakit ayırdığımı
farkettim.
FriendFeed bana göre yeni bir şey yapıyor. İnterneti daha verimli kullanmak için zamanının neredeyse çoğunu harcayan bizlere bile "daha verimli" cümlesini yeniden tanımlatıyor.
Sevgili Caner Karaüç' ün "böyle de bir site yapmışlar" diye gönderdiği linkten kendi motorumuzu tasarlayabildiğimiz harika bir site çıktı. Yalnızca bununla da kalmayıp "Google Maps" üzerinde yarış rotası belirleyebiliyorsunuz, Motoevent leri takip edebiliyorsunuz. GarageTv yi seyretmek çok eğlenceli. Elbetteki Amerika için bir site ama yinede türk motorcularına ilham verebilecektir diye umuyorum. Keyifle zaman geçirdim sitede ve sizinlede paylaşmak istedim.
Bugün LikemindTemmuz buluşması için yine Kanyon Starbucks ta sevgili dostlarla bir aradaydık. Hepsi birbirinden değerli katılımcılarla uzun ve güzel fikir alışverişlerinde bulunduk. Kaldığım en uzun likemind toplantısı oldu. Toplantı sonrası ofise gelirken daha önce Özgür Alaz' ın FriendFeed de açtığı Open Office İstanbul "room" undan da ilham alarak "neden bizim ofisin bahçesinde toplantı yapmıyoruz ki" diye düşündüm. Ve evet olabilirdi. Yönetimle konuştum "harika" dediler. Metin Kahraman, Tuğçe Esener, Müge Cerman, Can Oktay Heper, Özgür Alaz, A. Bülent, Yasemin Özdemir'le fikrimi paylaştım. Değer verdiğim kafalar "olur valla", hatta Metin Yahoo Pipes2 yi sizin bahçede yapabiliriz deyince hemen kararı verdim. www.estehairbahce.com adresini alarak bir blog oluşturdum. İstanbul internet-blog camiasına yeni bir mekan kazandırmış oldum. Bahçede yapılacak toplantı görüntüleri ve çıktılarını bogta yayınlayacağım. Çok eğlendim ve hemen sizinle paylaştım.
bahçemiz herkese açıktır.
Estehairbahçe blogunu ziyaret etmek için tıklayınız
Geçtiğimiz hafta ziyaret etmekten keyif aldığımız Didim'de idim. Uzun ve yoğun bir çalışma temposu arasında dinlenmek kadar insanı kendine getirir bir şey daha yok sanırım. Salıncakta sallanarak özlediğim kitap okuma anlarıma geri dönmek benim için tatilin en keyif veren yanıydı. Dalgalı bir deniz ve rüzgarlı bir hava... Barbekü üzerinde yenen balığın lezzeti de tatil de ayrı çıkıyor. Esintili bir havanın hakim olduğu Didim'de Mavişehir'e bağlı Sağtur da şu aralar hummalı bir çalışma var. Mavi Ay ismini verdikleri 5 yıldılı otelin çalışması. Eylül ayında açılması beklenen otele bir çok tatil severin akın edeceği söyleniyor.Dinlenme için tavsiye edebileceğimiz bir yer Didim.
Marka ve sevdikleri markalar için fotoğraf çekmeyi sevenler için global bir blog açmıştık mothandmoth olarak. "For My Marks" adındaki bu blogumuza Nokia için gelen bu fotoğrafı burada da sizlerle paylaşmak istedik. Minik bir model ve harika bir iş. Flickrda, Taiwan' dan "Spitzgogo_CHEN (Nokia 6230i)" kullanıcı isimli Nokia severin gönderdiği "Niece & My Nokia 6230i (by Nikon D70)" adlı bu fotoğraf ileride "For My Marks" a gönderilen fotoğraflardan oluşturmak istediğimiz kitapçığın (For My Marks Katalogu) bir sayfasında mutlaka yer alacak.
Doğduğumuz gün haftanın hangi günüydü? Ana rahmine ne zaman düştük? Hicri olarak hangi günde doğduk? O gün dünyada ve ülkemizde önemli neler oldu? O yıl gol kralı kim oldu? Ay hangi halindeydi? Hürriyet gazetesi ana sayfası nelerle doluydu?...
İşte tüm bunlar ve sayamadığımız bir dolu bilgiyi sadece doğum tarihinizi girerek öğrenebilirsiniz. Hediyedenizi.com adlı site içeriğine bu bilgileri size anında veren bir araç yerleştirmiş. Hemen denemenizi tavsiye ediyorum.
Bigumigu da bugün gördüğüm bir çalışmayı bende sizlerle paylaşmak istedim. Yoba bir erotik oyuncak markası. Marka, tanıtımı için hazırlattığı tasarımla hedefi onikiden vurmuş diye düşünüyorum. Titreşim effect i verdikleri afişlerde kullandıkları modellerin sadeliği ve verdikleri pozlar dikkat çekici. Marka, bir vibratör tanıtımı için kullanılabilecek gördüğüm en özenli çalışmaya imza atmış.
Haberi bigumigu' den okumak ve afiş çalışmalarını görmek için tıklayınız.
Fransız markası Yoba' nın websitesi için tıklayınız.